25 Nisan 2010 Pazar

T"K"Pyi İstemiyoruz

Çimlere basma Tkp
Çimleri eziyoorsun
Kusura bakma Tkp
Chp'ye benziyoorsun

"Yurtsever Cephe"nin Akpyi istemiyoruz sayfasından inciler:

Ülke düşmanı AKP’yi istemiyoruz!

Aydınlık düşmanı AKP’yi İstemiyoruz!

Cumhuriyetin tasfiyecisi AKP’yi İstemiyoruz!

ve...

Bölünmenin tren şefi AKP’yi İstemiyoruz!

vee...

Türksolu isimli nasyonal sosyalist kılıklı faşistlerden Akp'ye övgü:

ÖDP AKP’ye TKP Cumhuriyet’e sahip çıkıyor!

link: http://www.turksolu.org/195/ataberk195.htm



Maymundan mı geldik?

X kişisi: Şu ataistler ne salak insanlar. Atalarının maymun olduğunu iddia ediyorlar. Onların ataları maymun olabilir ama benimki değil. Atalarımız maymundan deyil orta asyadan geldi nokta
İblis, “Ben ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın” dedi. (Sâd 76)
Bu X kişisi iblis olsaydı aha bu yukarıdaki cümleyi aynen söyler miydi söylemez miydi? 'Ata'ist sözcüğü aynen kendisine yakışıyor. Ecdaaadımız diye söze başlamayı pek sever kendisi. Bizim atalarımıııız... Bu X kişisi ortalama Türkiye müslümanıdır. Atalrıyla övünür, ataları müslüman olduğu için müslümandır, ataları yanlış yapmaz, ataları hep en iyisidir, ataları kimseye kötülük yapmamıştır, ataları her zaman mazlumdur hiç zalim olmamıştır, ataları ermenilere, kürtlere, alevilere bir şey etmemiştir, atalarının yolundan/inancından dönmezler, atalarından böyle görmüşlerdir, Allah da bunu emreder zaten...

"Ata"istler laftan anlamıyor bir kaç ayet yazayım belki işe yarar:

Onlara, "Allah'ın indirdiğine uyun!" denildiğinde, "Hayır, biz, atalarımızınkine uyarız!" derler. Peki ama, ataları bir şey anlamayan, doğru yolu bulamayan kimseler olsalar da mı? (Bakara 170)

Kötü bir şey yaptıklarında, "Biz atalarımızdan böyle gördük onlar da bunu yapıyordu ve Allah bize bunu emretti" derler. De ki: "Şüphesiz, Allah kötülüğü emretmez. Siz Allah hakkında bilmediğiniz şeyler mi söylüyorsunuz"? (A'raf 28)

Siz Allah'ı bırakıp; sadece sizin ve atalarınızın taktığı bir takım isimlere tapıyorsunuz (...) (Yusuf 40)

Bunun üzerine, Yeruşalem'den Ferisiler ve dinsel yorumcular İsa'ya gelip, "Öğrencilerin neden ataların töresini çiğniyor?" dediler... (Yeni Ahit (İncil), Matta, Bap 15, 1-2)

17 Nisan 2010 Cumartesi

İki film tavsiyesi

El Labirente del Fauno (Pan'ın Labirenti)

İspanyol iş savaşında bir hikaye işin görünür kısmı. Ama bu film size neyin gerçek neyin masal olduğunu sorgulatıyor. Filmin sonunda neye inandığınızı görünce kendiniz bile şaşırıyorsunuz. Bir an gerçeğin ne olduğu aklınıza geliyor ve hüzünleniyorsunuz, ama herşeye rağmen kalbiniz masalın asıl gerçek olduğuna bir kere inanmış oluyor. Masallar (ve/veya umutlar) olmasa, dünyanın gerçekten yaşanabilir bir yer olmaktan çıkacağını hissediyorsunuz. Kalpsiz bir dünyanın kalbi olsa keşke diyorsunuz...

The Time Traveler's Wife (Zaman Yolcusunun Karısı)

Zamanda yolculuk kısmı, asıl duyguyu verebilmek için bir yan araç olarak kullanılmış ve çok güzel bir araç olmuş. Aşk ve genel olarak sevgi bu kadar güzel anlatılamazdı. Her insanın gözlerini doldurmaya, biraz duygusal olanları ağlatabilmeye yetecek düzeyde duygu yoğunluğu var. Özellikle finali...

6 Nisan 2010 Salı

"Benlik" ya da "var olma bilinci" ve ruh

uyarı: fantastik öğeler içerir :)

Teknolojinin çok fazla geliştiğini ve insan beyninin ve vücudunun işlevlerinin tamamını gerçekleştirebilen elektro-mekanik robotların icat edildiğini farz edelim. Dış görünüş olarak, verdiği tepki olarak insandan ayırt edilemesin. Robotla mı konuşuyoruz, yoksa bir insanla mı anlayamayalım.

Böyle bir robotun bizim bilincimize eşdeğer bir "var olma bilinci" taşıdığı iddia edilebilir mi?
Burada hemen akla şu soru geliyor:
Kendimiz dışındaki insanların, tıpkı bizimki gibi bir bilince sahip olduklarını nereden biliyoruz? Her birey yalnızca kendisinin madde-dışı bir varlığa ve bilince (ruha) sahip olduğunu, etrafındaki diğer tüm insanların biyo-kimyasal bir robot olduğunu iddia edebilir. Hiç kimsenin ne düşündüğünü, ne hissettiğini (hissedip hissetmediğini de) içine girip bakamadığımıza göre gerçekte kesin olarak bilmiyoruz. Verdikleri tepkiler, konuşmaları ve davranışları yalnızca beyinlerindeki nöronların ve sinapsların vs. oluşturduğu yazılımın sağladığı şeyler olabilir.

Hatta bunu da geçelim. Bizim bilincimiz dışında bir gerçeklik olduğunu nereden bilebiliriz ki? Belki de evrende tek bir bilinç vardır. Kendisi dışındaki tüm gördükleri nesneler ve canlılar yalnızca onun hayalinde üretilen şeylerdir. Düşünen bir kişi yalnızca kendi varlığından emin olabilir, çünkü düşünen ve "farkında olan" birinin var olma zorunluluğu olduğu için. Bu yüzden Descartes "düşünüyorum o halde varım" demiş. Bunu, kendi bilinci dışındaki tüm varlıkların varlığından şüphe duyduğu için söylemiştir.

Bizim dışımızdaki dünyanın varlığını ancak de facto kabul edebiliriz. Kendi bilincimiz ve algımız dışındaki dünyayı gerçek anlamda deneyimleyemeyiz, çünkü hiçbir zaman zihnimizin/beynimizin dışına çıkamayız.
Bilimsel dünya görüşü 'varlığın varlığını' peşinen kabul eder ve bu kabul üzerinden ilerler. Zaten bu kabulü yapmazsak felsefenin, tartışmanın, arayışın hiçbir anlamı kalmaz.

Düşünce ve muhakeme yani zihinsel eylemler, maddenin yani moleküller yığını olan beynin, nöronların, sinapsların ve adı her neyse tümüyle maddenin fonksiyonudur.
Aşk, sevgi, duygusal ve bedensel acının ve hazzın hissedilmesi ise bir bakıma 'ruh'un fonksiyonuymuş gibi görünüyor. Çünkü acı çeken, üzülen, hisseden, kendi varlığının bilincinde olan moleküller, atomlar yığını... Kulağa pek hoş gelmiyor.

Fakat şurası bir gerçek. Duygular maddeye birebir bağımlı. Hem genel anlamda hem de özel anlamda. Genel anlamda derken, insanın duygularını ve hislerini dış/maddesel dünya etkiliyor, sadece etkilemekle kalmıyor tamamen belirliyor demek istiyorum. Bedensel acı maddesel kökenli olduğu gibi sevgi de öyle, aşk da öyle. Özel anlamda derken de şunu kastediyorum. Mutluluk hormonu diye şeyler duyarız. Serotonin aslında bir nörotransmitterdir. Bir anti-depresan türü olan 'serotonin geri alınım intibitörleri' ise depresyon tedavisinde kullanılırlar ve oldukça etkindirler. İnsan bedensel bir acı çektiğinde, bu acı beynin görüntülenmesi ile anlaşılabilir. Aşık olduğunda feniletamin gibi bazı kimyasallar fazla salgılanır. Diğer tüm duygusal olayların beyinle doğrudan bir ilgisi vardır.

***

Ben diyebilen şey... Buna ruh diyorlar. Ve 'ben' maddesel değildir deniliyor. Ama kutsal kitaplar bunun aksine, siz topraktan yaratıldınız diyor. Siz, yani biz, yani 'ben' topraktan/maddeden yaratılmış oluyor.

Sizi topraktan yarattık, sizi oraya döndüreceğiz ve sizi bir kere daha oradan çıkaracağız. (Kur'an, Taha 55)
***

"Bicentennial Man" filmi başta değindiğim insansı robotun varlık bilincine sahip olup olmayacağı sorunsalına değiniyor. En sonunda mahkemeler, Andrew'in de bir ruha sahip olduğunu ve insan haklarına sahip olduğunu kabul ediyor.

***

İnsan annesinin karnında gelişiyor, beyni de orada oluşuyor, bilinci de... Doğar doğmaz gelişmemiş bir robottan farksız. Kendi varlığının farkında olabilmesi için 2 sene falan gerekiyor. Bu doğal süreci gözlemlediğimizde ruh denilen şeyin madde kökenli olduğu fikri mantıklı geliyor.

(yazıyı bir çırpıda değil kesik kesik yazdım, zaten aklımdakileri yazamama gibi bir sorunum var, böyle olunca daha da kopuk, bütüncül olmayan bir yazı çıktı ortaya. belki bi ara düzenlerim..)