25 Aralık 2010 Cumartesi

Olasılık ve Determinizm Üzerine

Bir madeni parayı havaya atarız ve para veya tura gelmesini bekleriz. Sonuç bizim açımızdan tam anlamıyla rastgeledir, tesadüftür. Ancak doğa için böyle değil. Paranın ne geleceği, tabi olduğu koşullara bağlıdır:

- İlk konumu (atılmadan önce üstte yazı mı vardı tura mı?)

- Atış hızı

- Hava sürtünmesi

- Yerçekimi ivmesi

- Paranın düştüğü zeminin sertliği/yumuşaklığı

- Paranın boyutları, ağırlığı

- vesaire vesaire

Çok gelişmiş bir sistem, para atılırken gerekli tüm koşulları bilse, para yere düştüğünde hangi yüzünün üstte olacağını bilebilir.

Ya da hep yazı atan mekanik bir kol yapılabilir.

Biz koşulları ya da hangi koşullarda hangi sonucu vereceğini yani "sistemi" bilmediğimiz için olaya tesadüf/rastgele diyoruz.

Bilim, olayların hangi koşullarda hangi sonuçları verdiğini bulmaya çalışmanın adıdır ve bu yüzden determinizm bilimin "önyargısı"dır.

İnsanın yaptığı tüm aletler, makineler, doğa olaylarının hangi koşullarda nasıl davrandığını çözmesi sonucu yapılmış şeylerdir. İnsan, doğanın dışına çıkıp bir şey yapmış değil.

Determinizmin en katı yorumunu Laplace'da görürüz. Kendi düşüncesindeki determinizmi anlatmak için bir düşünce deneyi tasarlamıştır. "Laplace cini" diye de bilinir.

Laplace'a göre tüm nesnelerin/atomların şu andaki konumlarını ve hızlarını bilen bir "şey yada kişi", geleceği yanılmadan bilebilir ve geçmişi de anlayabilir. Çünkü gelecek şu andaki koşullara göre şekilleniyor ve rastgelelik yok. Tamamen koşullara ve sisteme bağlı.

Laplace'ın cininin geleceği yanılmadan bilebileceğine katılıyorum, ama geçmişi bilebileceği şüpheli. Çünkü aynı olay iki farklı koşulda gerçekleşebilir ve hangisinin asıl geçmiş olduğu bilinemez.

Peki insan, determinizmi yanlışlayan bir canlı değil mi? Özgür irademiz var, o halde nasıl olur da determinizm geçerli olabilir diye bir soru akla gelebilir. Özgür irade, bilinç gibi konular hakikaten kafa karıştırıcı ve kesin bir şey söylemek mümkün değil. Ancak bana yakın gelen şey şudur:

Özgür irade, bir görüntüden, sanrıdan ibarettir. İnsan kendi özgür iradesi ile seçtiği zannettiği bir şeyi aslında ya hormonal, ya toplumsal, ya da herhangi bir başka koşulun yada koşullar toplamının etkisiyle seçer. Gerçekten var olsa bile "bağımsız özgür iradenin" etki alanı çok dardır. Çünkü "indirgenmiş seçenekler" arasından seçim yaparız. Sonra da tamamen özgür bir şekilde kararlar almış olduğumuzu zannederiz. Örneğin iki yemek arasından birini tercih etmek özgür iradenin işleyişi değildir.

Bilim, atomüstü dünyada determinizmi mutlak olarak kabul eder. Atomaltı parçacıklar düzeyine inildiğinde ise determinizme karşıt görüş, kuantum kuramı ve belirsizlik ilkesi tarafından şekillendirilir. Ama aslında belirsizlik ilkesi (uncertainty principle / kesinsizlik ilkesi) de deterministik kaygılarla ortaya konmuştur. Çünkü parçacıkların konum, hız, moment gibi niteliklerini matematiksel denklemlerle ifade etme amacı ile oluşturulan bir kuramdır.

Kuantum kuramında parçacıkların moment ve konum gibi nicelikleri Newton fiziğindeki gibi kesin ve tek bir karşılık bulamaz. Bunun yerine olasılık yoğunluk fonksiyonu olarak karşımıza çıkarlar. Bunun aslında temelde basit bir anlamı vardır. Bu basit mantığı anlatabilmek için şöyle bir örnek verebilirim:

A = karekök (B)

Sistemin böyle işlediği belirtildikten sonra, B = 4 için iki tane A sonucunun (-2 ve 2) ortaya çıkması, bir sistemin olmadığını, olayın tamamen rastgele olduğunu göstermez.

Kaldı ki kuantum kuramındaki belirsizlikleri, indeterminizmin kesin zaferi olarak yorumlamak da zorlama bir yorumdur. Çünkü hala bilinmeyen şeyler var ve bilindikçe kuram daha deterministik bir zemine oturabilir. Şu anki verilere göre iki ihtimalden birini alabilen bir özellik (örneğin konum) farklı verilerin keşfedilmesi ile hangi ihtimalin gerçekleştiği anlaşılabilir.