16 Haziran 2011 Perşembe

Ey Türk Faşisti!



Ey Türk Faşisti!

Birinci vazifen Türk matbaalarını yıkmak, makineleri ısırmak, demirleri dişleyip duvarlara saldırmaktır. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegane temeli, gazeteleri çamurlara serip, üzerlerinde ağzın köpürünceye kadar tepinmektir. Bu temel partinin hazinesidir..

Bir gün nümayiş yapmak için emir alırsan, bütün polisleri yanı başında bulacaksın.

Meydanlarda, kitaplarını yaktığın, namuslu insanlar, bütün dünyada eşi emsali görülmemiş şekilde işkenceye tabi tutulabilirler. Emniyet müdürlüğümüzde dövülebilir. Demir ahmet tarafından sövülebilir. Bütün malları mülkleri zaptedilmiş, matbaaları yakılmış, gazeteleri kapatılmış, evleri tarumar edilmiş , çoluk-çocuğu dağıtılmış , haneleri işgal, kendileri perişan edilmiş olabilir.

Bütün bu şartlardan daha elim ve daha vahim olmak üzere, Amerika’dan borç dahi alınabilir. hatta bu borç alınan paralar ziyafetlerde yenebilir.

Ey faşist yumurcakları ! İşte bu ahval ve şerait içinde dahi bütün bu yapılanları kafi görmeden, vazifen matbaaları yıkmak, makineleri ısırmak, namuslu vatanperverleri parçalamaktır. Muhtaç olduğun kazma, balta halk partisinin ambarlarında mevcuttur.

Aziz Nesin

13 Haziran 2011 Pazartesi

Saygı bekleyen saygısızlar

Halkın tercihine saygı duyacaksın vıdı vıdı vıdı vıdı... Halk Akp'yi tercih etti, demokrasi, eşitlik, tercih, özgür irade, vıdı vıdı vıdı...

BDP şantajla, baskıyla oy topladı, hepsi terörörör vıdı vıdı vıdı...

10 Haziran 2011 Cuma

Postal Yalayıcıları

Eskiden postal yalayıcıları vardı şimdi de cop yalayıcıları türedi...

9 Haziran 2011 Perşembe

Yörükler ve Yörük Dili

Yazıda kullanılan harflerin açıklamaları:

ñ: nazal (genizsi) n, eskiden kaf-ı turkî denilirdi. Osmanlıca'da kâf harfinin üzerine üç nokta konarak gösterilirdi fakat konuşma dilinde kullanılmamıştır. Bu sese kaf-ı turkî denmesinin sebebi müstakil bir ses olarak sadece turkî dillerde olmasıdır. Farsça, kürtçe ve arapçada yoktur.
Tengri diye yazılan eski sözcük, aslında n ve g harflerini ayrı ayrı barındırmaz. Bu tek bir sestir. Batı dillerinde bu harf olmadığı için ng şeklinde yazmışlar, bizim dilbilgisinden ve türkçeden habersiz taklitçi türkçüler de olayı anlamamışlar. Bu sözün doğru yazılmış hali Teñri'dir.

q: kalın k sesi. g'ye benzer...

ë: geniş e. a ile e arasında bir ses. (Örn. ingilizce 'apple' derken ilk harf)

í: açık ı. a ile ı arasında bir ses.
ê: açık i sesi. e ile i arası bir ses.

ô: açık u sesi, o ile u arasında bir ses.
õ: ü sesi. ö ile ü arasında bir ses.

: : iki nokta üst üste işareti kendinden önce gelen sesli harfi uzatmak için kullanılmıştır.

Bundan sonra paragrafları "yörük dili"nde yazacağım. Tabi ki hem hiçbir bilimsel araştırma yapılmamış olması hem de bu dili çocukluğumdan beri duymadığım (sadece köye ziyarete gittiğimde kısa süreliğine duyuyorum) için bazı yerlerinde hatalar olacaktır. Harfleri de tamamen kendim uydurdum (ñ,q ve ë hariç)

Mëtrodaydım, moderen, la:ik, türkcü, atatürkcü olduu añnaşılan bi genç qız anasınıñ qoñuşmasından ırahatsız o:muş, "anne doğru düzgün konuş, türkçe konuş" deyë bağırdí. Kendê anasınıñ dilinë bilë yabancí o:muş, ta: do:rusô yabancí idilmiş... Tëk tipci, otoritë: kemalis rejim esasında sa:decë kürtlerê sadece ërmenilerê del, hër türlõ farqlılıqlarí dışlayan ve aşşaa gören bi añnayışa sa:hibdir. Sa:decë dışlamaq ve aşşaa görmek del, bi de yoq saya:, görmëzden gelir. Bütün farqlılıqlarí "do:rudan", "gözelden" sapma olaraq görür.
Dabi ki yörüklen dilinê dë 'dooru türkçë'dën bi sapma olaraq algıla:. Yañnış qoñuşma, yañnış tela:fuz zannide:. Kövlõ millietiniñ cehalëtinden ötürõ türkçeyi do:ru qonuşamadığıní zannide:.

Ëvët bu girişden so:ña gelem yörüklen kim olduuna.

İresmi: tarihiñ "Orta Asıya'dan Göç" deyë bi efsanesi va. Bu efsaneyë görë, Anadolu'daki bütün türkle: Orta Asya'dan ge:mişle:. Bütün türklen soyô Orta Asya'daki ëskê türklere dayañıyo. Halbuqu yalañ. Anadolu'daki türkce qoñuşan halqın az bi qısmı Orta Asıya'dan geldê, çoğusô zatinden hëp Anadoludaydí. Şindi soraca:ñız, pëkëyi Orta Asıya'dan gelen göçëbë ve sayıca az qavim nası oldu da yerleşik qavimleri türkleştirdê dëyë? Burda olan işe esasında türk kültürünüñ yunan kültürünü türkleştirmesi del, islam kültürünüñ hıristiyanları müslümanlaştırmasí.

Gerçekdë herhañgı bi co:rafyaya baqdıımızda halqınıñ etnik/ırqsal yapısınıñ ne son biñ sene ne de üçbiñ beşbiñ senë evvelinden del çoq ta: öncele:den itibarën şekillenmiş oldu:nu görürüz. Anadolu'ya ilk yerleşim en erkeninden altí biñ yıl öncesinë dayanır. Altí biñ yıl öncesindë yunanca da yoqdu türkçë de. Hint-Avruba dillerê ta: birleşikti yahud yeñi yeñi ayrılıyodu. Anadolunuñ ilk yerleşimcileriniñ Hint-Avrupa kökenli olup olmadığı da bilinmêyo. Hint-Avrubalıla: gelmeden önce dë eski insanlan var olduu muhaqqaq.
Yeñi gelen savaşcí, yönetici qavim kendi dilini egemen yapmış. Dillen farqlılaşmasınıñ bi sëbëbi dë yeñi diliñ, yerleşik halq tarafından iradsizce deñiştirilmesi.
Genetik araştırmalan sonuçla:na baqtıımızda gördüümüz şu ki; Anadolu ve çëvrësiniñ genetik yapısı çok deñişmemiş. Hëp ayní. Anadolu, Yunanistan, Ërmënistan, Kürdistan, Suriyë, Iraq, Lübnan falan hëp burala: gënël olaraq aynı ëtnik yapıya sahib.
Ö:le hër türkçe qonuşanın dedelerê biñ yıl evvel Orta Asıya'dan göç itmiş delle: Emme gine de bi göç olduu muhaqqaq. İşde bu göç idenle, türkmen boylarí.
Türkmen gurubu, diğer türki: grupla:dan genetik olarak zatinden farqlıdırla: Qıpcaq (Qazaq, Qırqız vs.) ve Uygur (Özbëk, Uygur) grupları fenotip olaraq birbirine yaqın ve mongoloid emme türkmenle: bunnadan ayrılıyo. Türkmen gruplana, türki: ve irani: qarışımı bile deñilebilir. Hëm de bunuñ ta: islamlaşma başlamadan evvel olması da mümkün. Böyün Türkmenistan'daki türkmenle:de dë türki: fenotip bulunsa da mesela bi Qazaqla:daki gibi del.

İşde, her ne isë Orta Asıya'dan göç idenlë: türkmenle:, yani yörükle:. Afganistan ve Horosan ve başqa başqa tarafla:dan göç itdile:. Anadolu'da bazısı 17. yüzyıldan evvel yerleşik haya:ta geçdile: Bunnara yapdıqları işlere göre;

- Manav
- Tahtací
- Qasap

gibi isimle: verildi.

Yani bu etnik topluluqla: yani yörükle: asıl Orta Asya'dan göç iden tek grup. Geri qalanla: zatinden yerleşikdi Anadolu'da.
Bi dë gë:mişle: esas türkë türkcülük taslayola:. Göya bizim anala:mızıñ qonuşduu dil esas türkce delmiş de bilmem neymiş. Aslında işin hakiqatı, İstanbul türkcesi, "bozma" bi türkcedir.

Yörükle:de az da olsa türki: fenotipi va. Az olmasınıñ sëbëbini yuqa:da açıqladın. Zatinden bütün türkmen gruplandaki türki: fenotipi diğerle:ne görë ta: az.
"Esas türk" olan yörük çocuqlarí, bazen capon bazen de benim gibi moğol laqabı alabilirle:. Çünkõ gözle:deki çekiklik gibê Orta Asıyadakê türk qavimlende de bulunan mongoloid (bu gënël olaraq bütün Asıya halqlarındakı ortaq fenotipi belirtmek için qullanılır, sa:decë moğolla: qasdêdilmez) fenotipe sahipdirle:.

22 Mayıs 2011 Pazar

Pascal'ın beklenen değer teorisi

Olasılık teorisinin kurucularından Pascal'ın beklenen değer teorisi üzerinden, dindarlık mı dinsizlik mi daha akıllıcadır sorusuna verdiği cevabı eleştireceğim saygıdeğer okurlar. :)

Önceliklen beklenen değer nedir bi bakalım.

Beklenen değer, olasılık kuramına ait bir kavram ve bildiğin "ortalama değer" demek. Örneğin elimizde 1,2,3 sayıları yazılmış 10 adet kağıt olsun.

1 sayısı: 5 adet
2 sayısı: 3 adet
3 sayısı: 2 adet

yazılmış farzedelim. Buna göre bu 10 kağıttan rastgele birini seçtiğimizde beklenen değerimiz bunların ağırlıklı ortalaması olacaktır.
Bu örnekte: (1x5 + 2x3 + 3x2 )/10 = 1,7. Beklenen değer 1,7'dir yani bir kağıt çektiğimizde 1,7 gelmesini bekleriz. Tabi ki 1,7 gelmez ama bir sürü çekim yaptığımızda çektiğimiz sayıların ortalaması 1,7'ye yaklaşır.

Her neyse... işte basitçe beklenen değer bu demek. Tüm ihtimallerin ağırlıklı ortalaması...

Pascal bunu tercih işlemlerine uygulamış bir de, boş durmamış sadece matematik değil felsefe de yapmış yani.

Mesela bir piyango düşünelim. Piyangonun bize çıkma ihtimali diyelim ki 100.000'de 1. Kazanacağımız para ise 100.000 lira olsun. Piyango biletinin ücreti ise 2 lira diyelim.
Şimdi bu senaryo üzerinden beklenen değer teorisini işletelim:

Eğer piyango bileti alırsak; 1/100000 x 100000 = 1 lira kazanacağız demektir. Çünkü beklenen değerimiz bu. 1 lira.
Peki bu 1 lira için 2 lira vermek akıl karı mıdır? Pascal'a göre değildir, bana göre de değidir.

Pascal aynı mantığı dindarlık ve dinsizlik üzerine de uygulamış.

Eğer ölümden sonra tekrar yaşam varsa dindar bir yaşam sonucu elde edilecek "kazanç" sonsuzdur, çünkü sonsuz cennet, kayıp ise bir insan ömrü süresince katlanılacak emir ve yasaklar silsilesi yani kayıp bir insan ömrü...
Dinsiz/hedonist bir yaşam sonucu elde edilecek kazanç bir insan ömrü, fakat kayıp ise cehennem yani sonsuz acı.

Şimdi bunları kıyaslamış Pascal:

Dindar bir yaşamdaki beklenen değer = (ölümden sonra hayatın olma ihtimali) x sonsuz yaşam + (ölümden sonra hayatın olmama ihtimali) x (kaydebilen bir ömür)

Dinsiz/Hedonist bir yaşamdan beklenen değer = (ölümden sonra hayatın olmama ihtimali) x (tüm hazların yaşandığı bir insan ömrü) + (ölümden sonra hayatın olmama ihtimali) x (sonsuz cehennem)

İşin içine sonsuzluk girdiği için matematiksel olarak yukarıdaki denklemler, dindar yaşamdan beklenen değeri sonsuz iyi, hedonist yaşamdan beklenen değeri ise sonsuz kötü yapar.

Amma lakin ki o öyle değildir.
Pascal, dindar yaşam derken, ona, hangi dinin dindarlığı diye soran olmamış anlaşılan.

Teoriyi daha geniş bir alana uyguladığımızda elimizde kala kala belirsizlik kalır. Çünkü hristiyan olsak, islamın gerçek din olma ihtimaline binaen sonsuz cehennem, müslüman olsak hristiyanlığın gerçek din olmasına binaen yine sonsuz cehennem ihtimalleri belirir. Bu ihtimalleri her türlü dine uyguladığımızda elimizde sonsuz x 0 gibi belirsizlikler kalır.

29 Nisan 2011 Cuma

Siyasi Yelpaze V.2


Daha önce Türkiye'de Siyasi Yelpaze diye bir yazı yazmıştım. Çok sular aktı, çok şey değişti. Şimdi yeni bir deneme yazıyorum .
Bunun için yine Türkiye gibi az gelişmiş, henüz demokratik olgunluğunu kazanamamış ülkeler için en önemli sorun olan demokrasi sorunu temelinde bir değerlendirme yapmak gerekiyor. Çünkü demokrasiyi -yani siyasal liberalizm de diyebiliriz- oturtamamış siyasal hareketler sınıfsal açıdan kendilerini nerede görürlerse görsünler asıl belirleyici bu alandır. Sosyalizm, sol, sosyal demokrasi, öncelikle siyasal liberalizm -demokrasi- gerektirir. Sosyal demokrasi veya sosyalizm siyasal liberalizmi aşmaktır. Daha henüz o seviyeye gelememiş siyasal hareketlerin kendilerine ne isim verirlerse versinler siyasal liberalizmi aşıp sosyal-demokrat / sosyalist hareketler olduklarını söylemek mümkün değildir.Aşağıdaki tabloda, her konu için, demokrat/liberal bakış açısına sahip partiler için 1, bu bakış açısına sahip olmayan partiler için 0 puanı verilmiş olup, Türkiye'deki en çok konuşulan iki konu olan laiklik ve kürt sorununun eşit ağırlıklı ortalaması alınmış ve siyasi liberalizm puanı elde edilmiştir.


Buna göre partilerin kartezyen koordinatlardaki yeri şöyle oluyor:

Ortalama paun cinsinden lineer düzlemde partileri ilerici/gerici şeklinde sıralarsak şöyle bir sonuca ulaşıyoruz:

7 Nisan 2011 Perşembe

Ygs'deki Şifre Meselesi

Şifre iddiaları ilk ortaya çıktığında ösym'nin sitesinden indirdiğim kitapçığı inceledim ve şifre oraya uymuyordu. Sonra ÖSYM Başkan'ı açıklama yaptı. Özet geçiyorum:

Basına verilen kitapçık master kitapçıktaki doğru şıkkın sabit tutularak diğerlerinin rastgele karıştırılması ile elde edilen şıkların olduğu kitapçık. Herhangi bir adaya verilen kitapçıkla basın kitapçığı arasında bir ilişki yok.

Tamam... Eğer bu açıklama gerçeği yansıtsaydı mesele kapanacaktı. Çünkü bahsedilen bir yöntemle hazırlanan basın kitapçığının bahsedilen şifreyi içermemesi mümkün değildir. Bir örnekle göstereyim:

Soru: 2x2 kaçtır?

a) 2 b ) 3 c) 4 d) 5 e) 6

Bu master kitapçık. Klasik yöntemle yani küçükten büyüğe doğru dizilmiş şıklar. Şimdi basın kitapçığı hazırlayalım. Doğru şık olan c'yi sabit tutup diğerlerini harmanlıyoruz.

5 2 4 6 3 ... şıkların dizilimi böyle oldu, farklı yapsaydık da bir şey değişmeyecekti. Şimdi şifreyi uyguluyoruz:

5 2 4 6 3

2 3 4 5 6

Görüldüğü gibi şifre kendiliğinden ortaya çıktı. Bu sadece basın kitapçığında olsaydı hiçbir sorun yoktu.

Fakat bu istisnasız her kitapçıkta var. Çünkü şıklar her defasında rastgele sıralanmamış, sadece ötelenmiş. Basın kitapçığı ile aynı dizilime sahip. Bu durumda 5! değil sadece 5 adet farklı dizilim var bir soru için. Yukarıdaki örnekte:

5 2 4 6 3

3 5 2 4 6

6 3 5 2 4

4 6 3 5 2

Randomizasyon algoritması, işlemci gücünü azaltmak için basit yazılmış gibi gözüküyor. Fakat kimsenin birbirinden haberi olmadığı için herkes kafasına göre iş yaptığı için "şifre" denen durum ortaya çıktı.

Şifre her kitapçık için geçerli. Sadece tutana kadar, büyükten küçüğe doğru sıralanmış olan şıkları ötelemek gerekiyor, Sonucun ne olacağı biraz kafa yorularak bulunabilir.

Hatta şifre yalnızca sayısal sorularda değil sözel sorularda da var. Fakat sözel sorulardaki şıkların master kitapçıktaki yerlerini, büyükten küçüğe doğru sıralayamadığımız için bulamıyoruz ve şifreyi uygulayamıyoruz.

Şifrenin uygulanabilir olmaması için master kitapçıktaki şıkların büyükten küçüğe doğru sıralanmamış olması gerekiyordu. İşte bu da birbiri ile koordine olamayan soru hazırlayıcıların ve programcıların hatası daha doğrusu yine bunları koordine edemeyen ÖSYM'nin. Zaten ÖSYM başkanının ve diğerlerinin (açıklamadan tatmin olan diğerleri) matematik, algoritma falan bilmediği ortada.

Master kitapçıkta sayısal sorular küçükten büyüğe doğru değil de rastgele sıralanmış olsaydı bu durum ortaya çıkmazdı.

14 Ocak 2011 Cuma

Bir adam vardı canı sıkılan

Canı öyle sıkkın öyle sıkkındı ki... Öyle yalnızdı ki... Çaresiz... Güçsüz... Bir zamanlar inandığı Tanrı'ya tekrar inanmak istedi. Davut Peygamber gibi şunları söyledi:

Kurtar beni, ey Tanrı,
Sular boyuma ulaştı.
Dipsiz batağa gömülüyorum,
Basacak yer yok.
Derin sulara battım,
Sellere kapıldım.
Tükendim feryat etmekten,
Boğazım kurudu;
Gözlerimin feri sönüyor
Tanrım'ı beklemekten.
(Mezmurlar 69)

Bu böyle olmayacaktı. Tanrı varsa eğer mutlaka onun sesini duymalı ve bir cevap vermeliydi...

Ey Tanrı, kulak ver çağrıma

Sırt çevirme yalvarışıma!

Dikkatini çevir, yanıt ver bana.
Düşüncelerim beni rahatsız ediyor, şaşkınım

(Mezmurlar 55)

Tanrı'dan nasıl bir cevap bekliyordu, kendisi de bilmiyordu. Yoksa;


Rab sonsuza dek mi bizi reddedecek?
Lütfunu bir daha göstermeyecek mi?
Sevgisi sonsuza dek mi yok oldu?
Sözü geçerli değil mi artık?
Tanrı unuttu mu acımayı?
Sevecenliğinin yerini öfke mi aldı?”

(Mezmurlar 77)

diye içinden geçirdi...

Son bir kez... son bir kez şöyle dedi:

Tanrım, Tanrım, beni neden terk ettin?

Niçin bana yardım etmekten,

Haykırışıma kulak vermekten uzak duruyorsun?

Ey Tanrım, gündüz sesleniyorum, yanıt vermiyorsun,

Gece sesleniyorum, yine rahat yok bana.

(Mezmurlar 22)

Sonra... Te'lif hakkı ona ait olduğu iddia edilen bir kitabı eline aldı ve rastgele bir sayfa açtı. Tanrı'nın onunla konuşmayacağını, ona cevap vermeyeceğini anlamıştı. Bari yazdıklarını okuyayım diye düşündü. Kitaptan rastgele bir sayfa açtı:

Aydınlık sabahı düşün ve karanlık geceyi... Tanrı'n seni ne terketti ne de sana darıldı.

(Kur'an, Duha 1.-3. ayetler)