<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580</id><updated>2012-01-08T21:34:38.525+02:00</updated><category term='felsefe'/><category term='referandum'/><category term='sosyalizm'/><category term='dil'/><category term='mim'/><category term='matematik'/><category term='seçim tahmini'/><category term='evrim'/><category term='stalinizm'/><category term='ulusalcılık'/><category term='demokrasi'/><category term='tkp'/><category term='komünizm'/><category term='yörük'/><category term='ahlak'/><category term='kamusal alan'/><category term='milliyetçilik'/><category term='kapitalizm'/><category term='materyalizm'/><category term='ırkçılık'/><category term='militarizm'/><category term='diyalektik'/><category term='ösym'/><category term='dtp'/><category term='sınıf çelişkisi'/><category term='aşk'/><category term='marksizm'/><category term='devlet'/><category term='din'/><category term='anket'/><category term='tarihsel materyalizm'/><category term='anarşizm'/><category term='tek ülkede sosyalizm'/><category term='seçim'/><category term='bilim'/><category term='yurtseverlik'/><category term='troçkizm'/><category term='enternasyonalizm'/><category term='havadan sudan'/><category term='devrim'/><category term='akp'/><category term='chp'/><category term='mizah'/><category term='laiklik'/><category term='marx'/><category term='bdp'/><category term='emperyalizm'/><category term='bonapartizm'/><category term='pascal'/><category term='kürt sorunu'/><category term='sol'/><category term='siyaset'/><category term='müzik'/><category term='kemalizm'/><category term='türk'/><category term='liberalizm'/><category term='ufuk'/><category term='mhp'/><category term='film'/><category term='orak-çekiç'/><category term='türban'/><category term='faşizm'/><category term='ataerkil'/><title type='text'>Enternasyonal</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>102</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-1251501830531014999</id><published>2011-06-16T23:02:00.003+03:00</published><updated>2011-06-17T02:16:59.549+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='faşizm'/><title type='text'>Ey Türk Faşisti!</title><content type='html'>&lt;iframe src="http://www.youtube.com/embed/2CLZ5d1A6bA" allowfullscreen="" frameborder="0" height="349" width="425"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey Türk Faşisti!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birinci vazifen Türk matbaalarını yıkmak,  makineleri ısırmak, demirleri dişleyip duvarlara saldırmaktır.  Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegane temeli, gazeteleri çamurlara serip,  üzerlerinde ağzın köpürünceye kadar tepinmektir. Bu temel partinin  hazinesidir..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün nümayiş yapmak için emir alırsan, bütün polisleri yanı başında bulacaksın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meydanlarda,  kitaplarını yaktığın, namuslu insanlar, bütün dünyada eşi emsali  görülmemiş şekilde işkenceye tabi tutulabilirler. Emniyet müdürlüğümüzde  dövülebilir. Demir ahmet tarafından sövülebilir. Bütün malları mülkleri  zaptedilmiş, matbaaları yakılmış, gazeteleri kapatılmış, evleri tarumar  edilmiş , çoluk-çocuğu dağıtılmış , haneleri işgal, kendileri perişan  edilmiş olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bu şartlardan daha elim ve daha vahim  olmak üzere, Amerika’dan borç dahi alınabilir. hatta bu borç alınan  paralar ziyafetlerde yenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey faşist yumurcakları ! İşte bu  ahval ve şerait içinde dahi bütün bu yapılanları kafi görmeden, vazifen  matbaaları yıkmak, makineleri ısırmak, namuslu vatanperverleri  parçalamaktır. Muhtaç olduğun kazma, balta halk partisinin ambarlarında  mevcuttur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz Nesin&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-1251501830531014999?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/1251501830531014999/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=1251501830531014999' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/1251501830531014999'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/1251501830531014999'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2011/06/ey-turk-fasisti.html' title='Ey Türk Faşisti!'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/2CLZ5d1A6bA/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-7261510954092084330</id><published>2011-06-13T23:07:00.001+03:00</published><updated>2011-06-13T23:08:31.860+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mhp'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='akp'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bdp'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='siyaset'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='chp'/><title type='text'>Seçim Sonuçları Olumlu mu Olumsuz mu?</title><content type='html'>Bizi nasıl bir dönem bekliyor. Bunun analizini yapayım. Analiz diyince matematik girecek tabi ki işin içine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2007 seçimleri sonrası oluşan parlemento, milletvekilleri sayısına göre şu şekildeydi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKP: 341&lt;br /&gt;CHP: 112&lt;br /&gt;MHP: 71&lt;br /&gt;DTP: 22&lt;br /&gt;ANAP: 2&lt;br /&gt;BBP: 1&lt;br /&gt;Kamer Genç: 1&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2011 seçimleri sonra:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKP: 326&lt;br /&gt;CHP: 135&lt;br /&gt;MHP: 53&lt;br /&gt;BDP: 36&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2007 seçimleri sonucu oluşan mecliste partilerin (100 ile -100 arasında değişen)  iyilik katsayılarını belirleyelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKP: Henüz askeri vesayet kalkmamıştı ve bununla mücadele eder görünüyordu ve kürt sorununda statükoculaşmamıştı. AB üyeliğini önemsiyordu.  İyilik katsayısı olarak 20 diyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CHP: Başında Baykal... Statükocu, milliyetçi, alabildiğine devletçi. Katsayısı -90.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MHP: -90&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bağımsız aday olarak seçilen BBP, ANAP vekilleri ve Kamer Genc'i hesaba katmıyoruz, matematiksel olarak ihmal ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DTP: Sol blok ile seçime girdi, Emep, Dsip, Ödp gibi partilerin de desteğini aldı. Fakat muhatap alınmama gibi bir sorunları vardı, bu yüzden potansiyellerini kullanamadılar. İyilik katsayısı 50.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna göre 2007 meclisinin toplam iyilik katsayısı: -117.2&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi gelelim 2011 meclisinde partilerin iyilik katsayılarına...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKP: 9 yılın vermiş olduğu iktidar olma psikolojisi ile kendi dışındaki kesimleri dışlama ve baskı altına alma yoluna gitti. En iyi adamı iktidar koltuğuna koyarsanız o bile bir zaman sonra otoriterleşecek/kötüleşecektir. Akp'de bunun entkisi çok büyük. Geçen sürede askeri vesayeti deliğine soktu ama bu sefer ülkeyi adeta polis devletine dönüştürdü. Muhalif her kesimin üzerine polislerini ve onların gaz bombalarını, coplarını saldı. Demokratik vizyon konusunda 180 derece döndü. İyilik katsayısı -20&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CHP: Kılıçdaroğlu ile bir dönüşüm sürecine girdi. Milliyetçi söylemini yumuşattı. Kürt sorununda görmezden gelme modundan çıktı. AKP'nin polis devletine karşı muhalif olmak zorunda. İyilik katsayısı: 10&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MHP: Akp'nin bir faydası olmuşsa o da milliyetçi/ırkçı olmadan da oy alınabileceğini göstermesidir. Geçen seçimleri hatırladığımızda Chp-Mhp gerici ittifağı her fırsatta Akp'yi pkk ile işbirliği ile suçluyorlar, Akp karşısında alabildiğince milliyetçi propaganda yapıyorlardı. Fakat bu propagandaların hiçbir etkisi olmadı. Mhp bu sefer milliyetçiliğe çok yüklenmedi. Püskevit gibi daha insani propaganda yöntemleri seçti. Diyarbekir'de seneler sonra miting yaptı, her ne kadar hepiniz türksünüz demeye gitmiş olsa da bu da bir şeydir. Fakat 40 yıllık kani olur mu yani? Bu yüzden iyilik katsayısı -80&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BDP: Sırrı Süreyya Önder tek başına partinin iyilik katsayısını 100'e yükseltir, hiç şüphesiz. Üstelik Altan Tan ve Şerafettin Elçi gibi pkk ile arasına mesafe koyan insanların da aday gösterilip seçilmesi, bir doğu geleneği olan "tek adamcılık", "tek tipçilik" geleneğini aşındırabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2011 meclisinin puanı: -191.7&lt;br /&gt;2007 meclisinin puanı: -126.5&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani çok da bir şey değişmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet Akp kendi statükosunu oluşturdu fakat Bdp daha güçlü bir şekilde meclise girdi. Yeni anayasa gibi bir gündem var. Akp anayasayı tek başına değiştiremeyecek ve diğer partilerle uzlaşı sağlamak zorunda kalacak.&lt;br /&gt;Bakalım ne olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi bakış açınıza göre kendi hesabınızı &lt;a href="http://proleter.blogcu.com/"&gt;buradan &lt;/a&gt;yapabilirsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-7261510954092084330?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/7261510954092084330/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=7261510954092084330' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/7261510954092084330'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/7261510954092084330'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2011/06/secim-sonuclar-olumlu-mu-olumsuz-mu.html' title='Seçim Sonuçları Olumlu mu Olumsuz mu?'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-7958694069996904114</id><published>2011-06-13T17:42:00.002+03:00</published><updated>2011-06-13T17:46:57.410+03:00</updated><title type='text'>Saygı bekleyen saygısızlar</title><content type='html'>Halkın tercihine saygı duyacaksın vıdı vıdı vıdı vıdı... Halk Akp'yi tercih etti, demokrasi, eşitlik, tercih, özgür irade, vıdı vıdı vıdı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BDP şantajla, baskıyla oy topladı, hepsi terörörör vıdı vıdı vıdı...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-7958694069996904114?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/7958694069996904114/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=7958694069996904114' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/7958694069996904114'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/7958694069996904114'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2011/06/sayg-bekleyen-saygszlar.html' title='Saygı bekleyen saygısızlar'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-7370480431364645946</id><published>2011-06-10T11:33:00.002+03:00</published><updated>2011-06-10T18:18:43.775+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='akp'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='demokrasi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kemalizm'/><title type='text'>Postal Yalayıcıları</title><content type='html'>Eskiden postal yalayıcıları vardı şimdi de cop yalayıcıları türedi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-7370480431364645946?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/7370480431364645946/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=7370480431364645946' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/7370480431364645946'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/7370480431364645946'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2011/06/postal-yalayclar.html' title='Postal Yalayıcıları'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-7671061556931362</id><published>2011-06-09T00:02:00.000+03:00</published><updated>2011-06-09T00:03:13.334+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='türk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yörük'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kemalizm'/><title type='text'>Yörükler ve Yörük Dili</title><content type='html'>Yazıda kullanılan harflerin açıklamaları:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ñ: nazal (genizsi) n, eskiden kaf-ı turkî denilirdi. Osmanlıca'da kâf harfinin üzerine üç nokta konarak gösterilirdi fakat konuşma dilinde kullanılmamıştır. Bu sese kaf-ı turkî denmesinin sebebi müstakil bir ses olarak sadece turkî dillerde olmasıdır. Farsça, kürtçe ve arapçada yoktur.&lt;br /&gt;Tengri diye yazılan eski sözcük, aslında n ve g harflerini ayrı ayrı barındırmaz. Bu tek bir sestir. Batı dillerinde bu harf olmadığı için ng şeklinde yazmışlar, bizim dilbilgisinden ve türkçeden habersiz taklitçi türkçüler de olayı anlamamışlar. Bu sözün doğru yazılmış hali Teñri'dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;q: kalın k sesi. g'ye benzer...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ë: geniş e. a ile e arasında bir ses. (Örn. ingilizce 'apple' derken ilk harf)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;í: açık ı. a ile ı arasında bir ses.&lt;br /&gt;ê: açık i sesi. e ile i arası bir ses.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ô: açık u sesi, o ile u arasında bir ses.&lt;br /&gt;õ: ü sesi. ö ile ü arasında bir ses.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;: : iki nokta üst üste işareti kendinden önce gelen sesli harfi uzatmak için kullanılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan sonra paragrafları "yörük dili"nde yazacağım. Tabi ki hem hiçbir bilimsel araştırma yapılmamış olması hem de bu dili çocukluğumdan beri duymadığım (sadece köye ziyarete gittiğimde kısa süreliğine duyuyorum) için bazı yerlerinde hatalar olacaktır. Harfleri de tamamen kendim uydurdum (ñ,q ve ë hariç)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mëtrodaydım, moderen, la:ik, türkcü, atatürkcü olduu añnaşılan bi genç qız anasınıñ qoñuşmasından ırahatsız o:muş, "anne doğru düzgün konuş, türkçe konuş" deyë bağırdí. Kendê anasınıñ dilinë bilë yabancí o:muş, ta: do:rusô yabancí idilmiş... Tëk tipci, otoritë: kemalis rejim esasında sa:decë kürtlerê sadece ërmenilerê del, hër türlõ farqlılıqlarí dışlayan ve aşşaa gören bi añnayışa sa:hibdir. Sa:decë dışlamaq ve aşşaa görmek del, bi de yoq saya:, görmëzden gelir. Bütün farqlılıqlarí "do:rudan", "gözelden" sapma olaraq görür.&lt;br /&gt;Dabi ki yörüklen dilinê dë 'dooru türkçë'dën bi sapma olaraq algıla:. Yañnış qoñuşma, yañnış tela:fuz zannide:. Kövlõ millietiniñ cehalëtinden ötürõ türkçeyi do:ru qonuşamadığıní zannide:.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ëvët bu girişden so:ña gelem yörüklen kim olduuna.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İresmi: tarihiñ "Orta Asıya'dan Göç" deyë bi efsanesi va. Bu efsaneyë görë, Anadolu'daki bütün türkle: Orta Asya'dan ge:mişle:. Bütün türklen soyô Orta Asya'daki ëskê türklere dayañıyo. Halbuqu yalañ. Anadolu'daki türkce qoñuşan halqın az bi qısmı Orta Asıya'dan geldê, çoğusô zatinden hëp Anadoludaydí. Şindi soraca:ñız, pëkëyi Orta Asıya'dan gelen göçëbë ve sayıca az qavim nası oldu da yerleşik qavimleri türkleştirdê dëyë? Burda olan işe esasında türk kültürünüñ yunan kültürünü türkleştirmesi del, islam kültürünüñ hıristiyanları müslümanlaştırmasí.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekdë herhañgı bi co:rafyaya baqdıımızda halqınıñ etnik/ırqsal yapısınıñ ne son biñ sene ne de üçbiñ beşbiñ senë evvelinden del çoq ta: öncele:den itibarën şekillenmiş oldu:nu görürüz. Anadolu'ya ilk yerleşim en erkeninden altí biñ yıl öncesinë dayanır. Altí biñ yıl öncesindë yunanca da yoqdu türkçë de. Hint-Avruba dillerê ta: birleşikti yahud yeñi yeñi ayrılıyodu. Anadolunuñ ilk yerleşimcileriniñ Hint-Avrupa kökenli olup olmadığı da bilinmêyo. Hint-Avrubalıla: gelmeden önce dë eski insanlan var olduu muhaqqaq.&lt;br /&gt;Yeñi gelen savaşcí, yönetici qavim kendi dilini egemen yapmış. Dillen farqlılaşmasınıñ bi sëbëbi dë yeñi diliñ, yerleşik halq tarafından iradsizce deñiştirilmesi.&lt;br /&gt;Genetik araştırmalan sonuçla:na baqtıımızda gördüümüz şu ki; Anadolu ve çëvrësiniñ genetik yapısı çok deñişmemiş. Hëp ayní. Anadolu, Yunanistan, Ërmënistan, Kürdistan, Suriyë, Iraq, Lübnan falan hëp burala: gënël olaraq aynı ëtnik yapıya sahib.&lt;br /&gt;Ö:le hër türkçe qonuşanın dedelerê biñ yıl evvel Orta Asıya'dan göç itmiş delle: Emme gine de bi göç olduu muhaqqaq. İşde bu göç idenle, türkmen boylarí.&lt;br /&gt;Türkmen gurubu, diğer türki: grupla:dan genetik olarak zatinden farqlıdırla: Qıpcaq (Qazaq, Qırqız vs.) ve Uygur (Özbëk, Uygur) grupları fenotip olaraq birbirine yaqın ve mongoloid emme türkmenle: bunnadan ayrılıyo. Türkmen gruplana, türki: ve irani: qarışımı bile deñilebilir. Hëm de bunuñ ta: islamlaşma başlamadan evvel olması da mümkün. Böyün Türkmenistan'daki türkmenle:de dë türki: fenotip bulunsa da mesela bi Qazaqla:daki gibi del.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşde, her ne isë Orta Asıya'dan göç idenlë: türkmenle:, yani yörükle:. Afganistan ve Horosan ve başqa başqa tarafla:dan göç itdile:. Anadolu'da bazısı 17. yüzyıldan evvel yerleşik haya:ta geçdile: Bunnara yapdıqları işlere göre;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Manav&lt;br /&gt;- Tahtací&lt;br /&gt;- Qasap&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gibi isimle: verildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani bu etnik topluluqla: yani yörükle: asıl Orta Asya'dan göç iden tek grup. Geri qalanla: zatinden yerleşikdi Anadolu'da.&lt;br /&gt;Bi dë gë:mişle: esas türkë türkcülük taslayola:.  Göya bizim anala:mızıñ qonuşduu dil esas türkce delmiş de bilmem neymiş. Aslında işin hakiqatı, İstanbul türkcesi, "bozma" bi türkcedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yörükle:de az da olsa türki: fenotipi va. Az olmasınıñ sëbëbini yuqa:da açıqladın. Zatinden bütün türkmen gruplandaki türki: fenotipi diğerle:ne görë ta: az.&lt;br /&gt;"Esas türk" olan yörük çocuqlarí, bazen capon bazen de benim gibi moğol laqabı alabilirle:. Çünkõ gözle:deki çekiklik gibê Orta Asıyadakê türk qavimlende de bulunan mongoloid (bu gënël olaraq bütün Asıya halqlarındakı ortaq fenotipi belirtmek için qullanılır, sa:decë moğolla: qasdêdilmez) fenotipe sahipdirle:.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-7671061556931362?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/7671061556931362/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=7671061556931362' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/7671061556931362'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/7671061556931362'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2011/06/yorukler-ve-yoruk-dili.html' title='Yörükler ve Yörük Dili'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-1144756748743404925</id><published>2011-06-03T14:05:00.000+03:00</published><updated>2011-06-03T14:06:04.181+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seçim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='anket'/><title type='text'>Seçim Anketi</title><content type='html'>&lt;a href="http://freeonlinesurveys.com/rendersurvey.asp?sid=4zbgwl1uaxmlrkw925765"&gt;Tıklayınız...&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-1144756748743404925?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/1144756748743404925/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=1144756748743404925' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/1144756748743404925'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/1144756748743404925'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2011/06/secim-anketi.html' title='Seçim Anketi'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-8880614543919762090</id><published>2011-05-22T07:44:00.002+03:00</published><updated>2011-05-22T08:04:57.389+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='din'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pascal'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='matematik'/><title type='text'>Pascal'ın beklenen değer teorisi</title><content type='html'>Olasılık teorisinin kurucularından Pascal'ın beklenen değer teorisi üzerinden, dindarlık mı dinsizlik mi daha akıllıcadır sorusuna verdiği cevabı eleştireceğim saygıdeğer okurlar. :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önceliklen beklenen değer nedir bi bakalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beklenen değer, olasılık kuramına ait bir kavram ve bildiğin "ortalama değer" demek. Örneğin elimizde 1,2,3 sayıları yazılmış 10 adet kağıt olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1 sayısı: 5 adet&lt;br /&gt;2 sayısı: 3 adet&lt;br /&gt;3 sayısı: 2 adet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yazılmış farzedelim. Buna göre bu 10 kağıttan rastgele birini seçtiğimizde beklenen değerimiz bunların ağırlıklı ortalaması olacaktır.&lt;br /&gt;Bu örnekte: (1x5 + 2x3 + 3x2 )/10 = 1,7. Beklenen değer 1,7'dir yani bir kağıt çektiğimizde 1,7 gelmesini bekleriz. Tabi ki 1,7 gelmez ama bir sürü çekim yaptığımızda çektiğimiz sayıların ortalaması 1,7'ye yaklaşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her neyse... işte basitçe beklenen değer bu demek. Tüm ihtimallerin ağırlıklı ortalaması...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pascal bunu tercih işlemlerine uygulamış bir de, boş durmamış sadece matematik değil felsefe de yapmış yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela bir piyango düşünelim. Piyangonun bize çıkma ihtimali diyelim ki 100.000'de 1. Kazanacağımız para ise 100.000 lira olsun. Piyango biletinin ücreti ise 2 lira diyelim.&lt;br /&gt;Şimdi bu senaryo üzerinden beklenen değer teorisini işletelim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer piyango bileti alırsak; 1/100000 x 100000 = 1 lira kazanacağız demektir. Çünkü beklenen değerimiz bu. 1 lira.&lt;br /&gt;Peki bu 1 lira için 2 lira vermek akıl karı mıdır? Pascal'a göre değildir, bana göre de değidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pascal aynı mantığı dindarlık ve dinsizlik üzerine de uygulamış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer ölümden sonra tekrar yaşam varsa dindar bir yaşam sonucu elde edilecek "kazanç" sonsuzdur, çünkü sonsuz cennet, kayıp ise bir insan ömrü süresince katlanılacak emir ve yasaklar silsilesi yani kayıp bir insan ömrü...&lt;br /&gt;Dinsiz/hedonist bir yaşam sonucu elde edilecek kazanç bir insan ömrü, fakat kayıp ise cehennem yani sonsuz acı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bunları kıyaslamış Pascal:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dindar bir yaşamdaki beklenen değer = (ölümden sonra hayatın olma ihtimali) x sonsuz yaşam + (ölümden sonra hayatın olmama ihtimali) x (kaydebilen bir ömür)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dinsiz/Hedonist bir yaşamdan beklenen değer = (ölümden sonra hayatın olmama ihtimali) x (tüm hazların yaşandığı bir insan ömrü) +  (ölümden sonra hayatın olmama ihtimali) x (sonsuz cehennem)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin içine sonsuzluk girdiği için matematiksel olarak yukarıdaki denklemler, dindar yaşamdan beklenen değeri sonsuz iyi, hedonist yaşamdan beklenen değeri ise sonsuz kötü yapar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amma lakin ki o öyle değildir.&lt;br /&gt;Pascal, dindar yaşam derken, ona, hangi dinin dindarlığı diye soran olmamış anlaşılan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teoriyi daha geniş bir alana uyguladığımızda elimizde kala kala belirsizlik kalır. Çünkü hristiyan olsak, islamın gerçek din olma ihtimaline binaen sonsuz cehennem, müslüman olsak hristiyanlığın gerçek din olmasına binaen yine sonsuz cehennem ihtimalleri belirir. Bu ihtimalleri her türlü dine uyguladığımızda elimizde sonsuz x 0 gibi belirsizlikler kalır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-8880614543919762090?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/8880614543919762090/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=8880614543919762090' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/8880614543919762090'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/8880614543919762090'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2011/05/pascaln-beklenen-deger-teorisi.html' title='Pascal&apos;ın beklenen değer teorisi'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-977347471410482535</id><published>2011-04-29T01:43:00.005+03:00</published><updated>2011-04-29T02:18:47.778+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='siyaset'/><title type='text'>Siyasi Yelpaze V.2</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();}  catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-kddcfpta4BM/Tbn1pFROmdI/AAAAAAAAAEk/U4E-j4CKNnk/s1600/lineer.jpg"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;Daha önce &lt;a href="http://proletarya.blogspot.com/2009/11/turkiyede-siyasi-yelpaze.html"&gt;Türkiye'de Siyasi Yelpaze&lt;/a&gt; diye bir yazı yazmıştım. Çok sular aktı, çok şey değişti. Şimdi yeni bir deneme yazıyorum .&lt;br /&gt;Bunun için yine Türkiye gibi az gelişmiş, henüz demokratik olgunluğunu kazanamamış ülkeler için en önemli sorun olan demokrasi sorunu temelinde bir değerlendirme yapmak gerekiyor. Çünkü demokrasiyi -yani siyasal liberalizm de diyebiliriz- oturtamamış siyasal hareketler sınıfsal açıdan kendilerini nerede görürlerse görsünler asıl belirleyici bu alandır. Sosyalizm, sol, sosyal demokrasi, öncelikle siyasal liberalizm -demokrasi- gerektirir. Sosyal demokrasi veya sosyalizm siyasal liberalizmi aşmaktır. Daha henüz o seviyeye gelememiş siyasal hareketlerin kendilerine ne isim verirlerse versinler siyasal liberalizmi aşıp sosyal-demokrat / sosyalist hareketler olduklarını söylemek mümkün değildir.Aşağıdaki tabloda, her konu için, demokrat/liberal bakış açısına sahip partiler için 1, bu bakış açısına sahip olmayan partiler için 0 puanı verilmiş olup, Türkiye'deki en çok konuşulan iki konu olan laiklik ve kürt sorununun eşit ağırlıklı ortalaması alınmış ve siyasi liberalizm puanı elde edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();}  catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-OJSB5GrYSRQ/TbnxtBe76jI/AAAAAAAAAEM/-5valLXRSu0/s1600/paun.jpg"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();}  catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/--l9tcp6Sxno/TbnyejCJdRI/AAAAAAAAAEU/QWNDLRRImUQ/s1600/paun.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 229px;" src="http://3.bp.blogspot.com/--l9tcp6Sxno/TbnyejCJdRI/AAAAAAAAAEU/QWNDLRRImUQ/s400/paun.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5600774218226169106" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Buna göre partilerin kartezyen koordinatlardaki yeri şöyle oluyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();}  catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-drEjNQBxQNw/TbnymqAZwzI/AAAAAAAAAEc/0VAF9mEU5QY/s1600/sira.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 178px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-drEjNQBxQNw/TbnymqAZwzI/AAAAAAAAAEc/0VAF9mEU5QY/s400/sira.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5600774357536850738" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Ortalama paun cinsinden lineer düzlemde partileri ilerici/gerici şeklinde sıralarsak şöyle bir sonuca ulaşıyoruz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();}  catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-kddcfpta4BM/Tbn1pFROmdI/AAAAAAAAAEk/U4E-j4CKNnk/s1600/lineer.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 40px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-kddcfpta4BM/Tbn1pFROmdI/AAAAAAAAAEk/U4E-j4CKNnk/s400/lineer.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5600777697749801426" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-977347471410482535?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/977347471410482535/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=977347471410482535' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/977347471410482535'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/977347471410482535'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2011/04/siyasi-yelpaze-v2.html' title='Siyasi Yelpaze V.2'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/--l9tcp6Sxno/TbnyejCJdRI/AAAAAAAAAEU/QWNDLRRImUQ/s72-c/paun.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-7760699960268191280</id><published>2011-04-07T03:17:00.004+03:00</published><updated>2011-04-07T04:20:03.554+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ösym'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='matematik'/><title type='text'>Ygs'deki Şifre Meselesi</title><content type='html'>&lt;p&gt;Şifre iddiaları ilk ortaya çıktığında ösym'nin sitesinden indirdiğim kitapçığı inceledim ve şifre oraya uymuyordu. Sonra ÖSYM Başkan'ı açıklama yaptı. Özet geçiyorum:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Basına verilen kitapçık master kitapçıktaki doğru şıkkın sabit tutularak diğerlerinin rastgele karıştırılması ile elde edilen şıkların olduğu kitapçık. Herhangi bir adaya verilen kitapçıkla basın kitapçığı arasında bir ilişki yok. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tamam... Eğer bu açıklama gerçeği yansıtsaydı mesele kapanacaktı. Çünkü bahsedilen bir yöntemle hazırlanan basın kitapçığının bahsedilen şifreyi içermemesi mümkün değildir. Bir örnekle göstereyim:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Soru: 2x2 kaçtır?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;a) 2  b ) 3  c) 4  d) 5 e) 6&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu master kitapçık. Klasik yöntemle yani küçükten büyüğe doğru dizilmiş şıklar. Şimdi basın kitapçığı hazırlayalım. Doğru şık olan c'yi sabit tutup diğerlerini harmanlıyoruz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;5  2  4  6  3 ... şıkların dizilimi böyle oldu, farklı yapsaydık da bir şey değişmeyecekti. Şimdi şifreyi uyguluyoruz:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;5 2 &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;4&lt;/span&gt; 6 3&lt;/p&gt;&lt;p&gt;2 3 &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;4&lt;/span&gt; 5 6&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Görüldüğü gibi şifre kendiliğinden ortaya çıktı. Bu sadece basın kitapçığında olsaydı hiçbir sorun yoktu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Fakat bu istisnasız &lt;strong&gt;her kitapçıkta&lt;/strong&gt; var. Çünkü şıklar her defasında rastgele sıralanmamış, sadece ötelenmiş. Basın kitapçığı ile aynı dizilime sahip. Bu durumda 5! değil sadece 5 adet farklı dizilim var bir soru için. Yukarıdaki örnekte:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;5 2 4 6 3&lt;/p&gt;&lt;p&gt;3 5 2 4 6&lt;/p&gt;&lt;p&gt;6 3 5 2 4&lt;/p&gt;&lt;p&gt;4 6 3 5 2&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Randomizasyon algoritması, işlemci gücünü azaltmak için basit yazılmış gibi gözüküyor. Fakat kimsenin birbirinden haberi olmadığı için herkes kafasına göre iş yaptığı için "şifre" denen durum ortaya çıktı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şifre her kitapçık için geçerli. Sadece tutana kadar, büyükten küçüğe doğru sıralanmış olan şıkları ötelemek gerekiyor, Sonucun ne olacağı biraz kafa yorularak bulunabilir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hatta şifre yalnızca sayısal sorularda değil sözel sorularda da var. Fakat sözel sorulardaki şıkların master kitapçıktaki yerlerini, büyükten küçüğe doğru sıralayamadığımız için bulamıyoruz ve şifreyi uygulayamıyoruz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şifrenin uygulanabilir olmaması için master kitapçıktaki şıkların büyükten küçüğe doğru sıralanmamış olması gerekiyordu. İşte bu da birbiri ile koordine olamayan soru hazırlayıcıların ve programcıların hatası daha doğrusu yine bunları koordine edemeyen ÖSYM'nin. Zaten ÖSYM başkanının ve diğerlerinin (açıklamadan tatmin olan diğerleri) matematik, algoritma falan bilmediği ortada. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Master kitapçıkta sayısal sorular küçükten büyüğe doğru değil de rastgele sıralanmış olsaydı bu durum ortaya çıkmazdı.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-7760699960268191280?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/7760699960268191280/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=7760699960268191280' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/7760699960268191280'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/7760699960268191280'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2011/04/ygsdeki-sifre-meselesi.html' title='Ygs&apos;deki Şifre Meselesi'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-6105786520859254765</id><published>2011-01-14T02:35:00.003+02:00</published><updated>2011-01-14T02:47:01.113+02:00</updated><title type='text'>Bir adam vardı canı sıkılan</title><content type='html'>&lt;p&gt;Canı öyle sıkkın öyle sıkkındı ki... Öyle yalnızdı ki... Çaresiz... Güçsüz... Bir zamanlar inandığı Tanrı'ya tekrar inanmak istedi. Davut Peygamber gibi şunları söyledi:&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Kurtar beni, ey Tanrı,&lt;br /&gt;Sular boyuma ulaştı.&lt;br /&gt;Dipsiz batağa gömülüyorum,&lt;br /&gt;Basacak yer yok.&lt;br /&gt;Derin sulara battım,&lt;br /&gt;Sellere kapıldım.&lt;br /&gt;Tükendim feryat etmekten,&lt;br /&gt;Boğazım kurudu;&lt;br /&gt;Gözlerimin feri sönüyor&lt;br /&gt;Tanrım'ı beklemekten.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;(Mezmurlar 69)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu böyle olmayacaktı. Tanrı varsa eğer mutlaka onun sesini duymalı ve bir cevap vermeliydi...&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Ey Tanrı, kulak ver çağrıma&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Sırt çevirme yalvarışıma! &lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dikkatini çevir, yanıt ver bana. &lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Düşüncelerim beni rahatsız ediyor, şaşkınım&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="center"&gt;(Mezmurlar 55)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tanrı'dan nasıl bir cevap bekliyordu, kendisi de bilmiyordu. Yoksa;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Rab sonsuza dek mi bizi reddedecek? &lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Lütfunu bir daha göstermeyecek mi? &lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Sevgisi sonsuza dek mi yok oldu? &lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Sözü geçerli değil mi artık? &lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Tanrı unuttu mu acımayı?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Sevecenliğinin yerini öfke mi aldı?”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="center"&gt;(Mezmurlar 77)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;diye içinden geçirdi...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Son bir kez... son bir kez şöyle dedi:&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Tanrım, Tanrım, beni neden terk ettin?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;N&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;için bana yardım etmekten, &lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Haykırışıma kulak vermekten uzak duruyorsun? &lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Ey Tanrım, gündüz sesleniyorum, yanıt vermiyorsun, &lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Gece sesleniyorum, yine rahat yok bana.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Mezmurlar 22)&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sonra... Te'lif hakkı ona ait olduğu iddia edilen bir kitabı eline aldı ve rastgele bir sayfa açtı. Tanrı'nın onunla konuşmayacağını, ona cevap vermeyeceğini anlamıştı. Bari yazdıklarını okuyayım diye düşündü. Kitaptan rastgele bir sayfa açtı:&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Aydınlık sabahı düşün ve karanlık geceyi... Tanrı'n seni ne terketti ne de sana darıldı.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;(Kur'an, Duha 1.-3. ayetler)&lt;/p&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-6105786520859254765?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/6105786520859254765/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=6105786520859254765' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/6105786520859254765'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/6105786520859254765'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2011/01/bir-adam-vard-can-sklan.html' title='Bir adam vardı canı sıkılan'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-8173405442723223415</id><published>2010-12-25T17:49:00.000+02:00</published><updated>2010-12-25T17:50:12.854+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='felsefe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bilim'/><title type='text'>Olasılık ve Determinizm Üzerine</title><content type='html'>&lt;p&gt;Bir madeni parayı havaya atarız ve para veya tura gelmesini bekleriz. Sonuç bizim açımızdan tam anlamıyla rastgeledir, tesadüftür. Ancak doğa için böyle değil. Paranın ne geleceği, tabi olduğu koşullara bağlıdır:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- İlk konumu (atılmadan önce üstte yazı mı vardı tura mı?)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Atış hızı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Hava sürtünmesi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Yerçekimi ivmesi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Paranın düştüğü zeminin sertliği/yumuşaklığı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Paranın boyutları, ağırlığı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- vesaire vesaire&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çok gelişmiş bir sistem, para atılırken gerekli tüm koşulları bilse, para yere düştüğünde hangi yüzünün üstte olacağını bilebilir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ya da hep yazı atan mekanik bir kol yapılabilir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Biz koşulları ya da hangi koşullarda hangi sonucu vereceğini yani "sistemi" bilmediğimiz için olaya tesadüf/rastgele diyoruz. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bilim, olayların hangi koşullarda hangi sonuçları verdiğini bulmaya çalışmanın adıdır ve bu yüzden determinizm bilimin "önyargısı"dır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İnsanın yaptığı tüm aletler, makineler, doğa olaylarının hangi koşullarda nasıl davrandığını çözmesi sonucu yapılmış şeylerdir. İnsan, doğanın dışına çıkıp bir şey yapmış değil.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Determinizmin en katı yorumunu Laplace'da görürüz. Kendi düşüncesindeki determinizmi anlatmak için bir düşünce deneyi tasarlamıştır. "Laplace cini" diye de bilinir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Laplace'a göre tüm nesnelerin/atomların şu andaki konumlarını ve hızlarını bilen bir "şey yada kişi", geleceği yanılmadan bilebilir ve geçmişi de anlayabilir. Çünkü gelecek şu andaki koşullara göre şekilleniyor ve rastgelelik yok. Tamamen koşullara ve sisteme bağlı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Laplace'ın cininin geleceği yanılmadan bilebileceğine katılıyorum, ama geçmişi bilebileceği şüpheli. Çünkü aynı olay iki farklı koşulda gerçekleşebilir ve hangisinin asıl geçmiş olduğu bilinemez.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Peki insan, determinizmi yanlışlayan bir canlı değil mi? Özgür irademiz var, o halde nasıl olur da determinizm geçerli olabilir diye bir soru akla gelebilir. Özgür irade,&lt;a href="http://proletarya.blogspot.com/2010/04/benlik-ya-da-var-olma-bilinci-ve-ruh.html"&gt; bilinç&lt;/a&gt; gibi konular hakikaten kafa karıştırıcı ve kesin bir şey söylemek mümkün değil. Ancak bana yakın gelen şey şudur:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Özgür irade, bir görüntüden, sanrıdan ibarettir. İnsan kendi özgür iradesi ile seçtiği zannettiği bir şeyi aslında ya hormonal, ya toplumsal, ya da herhangi bir başka koşulun yada koşullar toplamının etkisiyle seçer. Gerçekten var olsa bile "bağımsız özgür iradenin" etki alanı çok dardır. Çünkü "indirgenmiş seçenekler" arasından seçim yaparız. Sonra da tamamen özgür bir şekilde kararlar almış olduğumuzu zannederiz. Örneğin iki yemek arasından birini tercih etmek özgür iradenin işleyişi değildir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bilim, atomüstü dünyada determinizmi mutlak olarak kabul eder. Atomaltı parçacıklar düzeyine inildiğinde ise determinizme karşıt görüş, kuantum kuramı ve belirsizlik ilkesi tarafından şekillendirilir. Ama aslında belirsizlik ilkesi (uncertainty principle / kesinsizlik ilkesi) de deterministik kaygılarla ortaya konmuştur. Çünkü parçacıkların konum, hız, moment gibi niteliklerini matematiksel denklemlerle ifade etme amacı ile oluşturulan bir kuramdır. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kuantum kuramında parçacıkların moment ve konum gibi nicelikleri Newton fiziğindeki gibi kesin ve tek bir karşılık bulamaz. Bunun yerine olasılık yoğunluk fonksiyonu olarak karşımıza çıkarlar. Bunun aslında temelde basit bir anlamı vardır. Bu basit mantığı anlatabilmek için şöyle bir örnek verebilirim:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;A = karekök (B)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sistemin böyle işlediği belirtildikten sonra, B = 4 için iki tane A sonucunun (-2 ve 2) ortaya çıkması, bir sistemin olmadığını, olayın tamamen rastgele olduğunu göstermez.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kaldı ki kuantum kuramındaki belirsizlikleri, indeterminizmin kesin zaferi olarak yorumlamak da zorlama bir yorumdur. Çünkü hala bilinmeyen şeyler var ve bilindikçe kuram daha deterministik bir zemine oturabilir. Şu anki verilere göre iki ihtimalden birini alabilen bir özellik (örneğin konum) farklı verilerin keşfedilmesi ile hangi ihtimalin gerçekleştiği anlaşılabilir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-8173405442723223415?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/8173405442723223415/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=8173405442723223415' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/8173405442723223415'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/8173405442723223415'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2010/12/olaslk-ve-determinizm-uzerine.html' title='Olasılık ve Determinizm Üzerine'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-5174199181461421315</id><published>2010-11-30T02:03:00.005+02:00</published><updated>2011-02-03T18:08:26.350+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='felsefe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='materyalizm'/><title type='text'>Bilinç, Duygular ve Ruh</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;a href="http://proletarya.blogspot.com/2010/04/benlik-ya-da-var-olma-bilinci-ve-ruh.html"&gt;Daha önce yazdıklarımın&lt;/a&gt; bir tekrarı olacak belki ama yine de bu yazdıklarımı burada da yayınlıyorum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bilinç; zekayla, planlı tepkiyle hatta düşünmekle karıştırılmasın. Kendi varlığının farkında olmaktır bilinç. "Ben varım" diyebilmektir, eylemlerinin ve düşüncelerinin farkında olmaktır. &lt;/p&gt;Verdiği tepkiler açısından insandan farksız bir robot yapılabilir teknolojinin ilerleyen safhalarında. Kendisinin bir bilince sahip olduğunu iddia eden bir robot... Dış görünüşü ve verdiği tepkiler ile insandan ayırt edilemeyecek bir robot... Bu mümkündür teorik olarak. Peki bu robot da "ben varım ve bunun bilincindeyim" derken gerçekten "bizim gibi" var olduğunun bilincinde midir? Veya acı çektiğini söylerken gerçekten bizim gibi bir acı çekiyor mudur? &lt;p&gt;Fiziksel bir acıyı ele alalım. Elimize bir diken batarsa bunu hissederiz. Burada hisseden nedir veya kimdir? Gerçekten, nesneden bağımsız bir özne var mıdır? Yani daha açıkçası maddeden ayrı bir ruh?&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;Bedensel acı, fiziksel/maddeseldir. Burada kuşku yok ama benim açımdan sorun, "acıyı hisseden, kendi acısının farkında olan" canlıdır. İnsan dışındaki diğer hayvanlar acıyı hisseder mi? Mesela kediler? Evet hissederler, aynı zamanda kendi varlıklarının farkındadırlar yani "bilinçlidirler". Bana bu (atomlardan moleküllerden oluşan biyo-kimyasal makinenin acı çekmesi) tuhaf geliyor, çünkü dediğim gibi metal, plastik ve yarıiletken maddelerden yapılmış bir insanın veya başka bir hayvanın acı çekebileceği düşüncesi de tuhaf geliyor. &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=pQUCd4SbgM0&amp;amp;feature=player_em bedded"&gt;Şu video&lt;/a&gt;yu (ve pleonun diğer videolarını) izleyin.&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;Bu plastikten yapılma oyuncağın kendisine yapılanlardan dolayı acı çekip çekmediğini kanıtlayabilecek bir şey var mı? Bir de bu oyuncağın çok daha fazla geliştirildiğini düşünün?&lt;/p&gt;İnsan beyninin modellenmesi her ne kadar çok zor da olsa teorik olarak mümkündür. Nöronlar ve yaptığı bağlantılar... bu maddesel örüntü (pattern) birebir modellenebilirse, varlığının bilincinde olduğunu söyleyen ve hatta belki de bir ruha sahip olduğunu iddia eden yapay bilinç ortaya çıkacaktır. Fakat sorun burada bitmiyor işte, yapay bilinç benim bilincime eşdeğer olacak mı? Bunu nereden bilebilirim ki? &lt;p&gt;Yine aynı nedenden ötürü, benim dışımda herhangi bir bilincin olduğunu nereden bilebilirim? İşte cevabı olmayan bir soru. Çünkü asla kendi bilincimi oluşturan beynin dışına çıkıp bakamam ne var ne yok diye.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İnsanı diğer hayvanlardan ayırmıyorum aslında. Memelilerin çoğunda benlik algısı vardır. Bir kedi, köpek, koyun var olduğunun farkındadır. Ayrıca buna bağlı olarak fiziksel acı çektiğinin de farkındadır. Daha ilkel türler, kendi varlıklarının farkında olmadıkları gibi acı çektiklerinin farkında değildirler, daha doğrusu acı çekmezler. (İlginç bir soru: Bir sineğin kanadını kopardığımda acı çeker mi?)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yüksekten bırakılan bir cisim yere düşer, çünkü biliyorsunuz yerçekimi vs. vs. Maddenin bilinç-dışı kuralları. Bir bitkinin kökü suya yönelir, tamamen maddenin kimyasal özellikleri nedeniyle. Maddenin daha karmaşık örüntüler oluşturması canlılığı oluşturur. Basit canlılar birer makineden farksızdırlar; kimyasal makine. Canlı zekası da kimysal bir zekadır. Olaylar karşısında anlamlı (gibi gözüken), planlı (gibi gözüken) tepkiler vermek... Bu tür zeka elektronik olarak modellenebilir ve anlam açısından kimyasal zekadan bir farkı yoktur. En basitinden, insan "gördüğünde" açılan lambalar buna örnek gösterilebilir. Zekanın en basit/ilkel görüntüsü bundan başka bir şey değildir. Bir dizi elektriksel reaksiyonla bir dizi kimyasal reaksiyonun temelde bir farkı yoktur. İnsanı gerçekten görmüyor o bahsettiğim sistem. İnsandan (ısı nedeniyle) yayılan kızılötesi ışınlar, kızıl ötesine duyarlı fototransistöre geliyor, yarıiletkenin temel mantığı çerçevesinde basit bir mantık devresiyle 220 V AC gerilim kaynağı anahtarlanıyor. Normalde elektrik düğmesine insan basınca yanan ampül, bu sefer bir dizi elektronik komponentin oluşturduğu örüntünün düğmeye basmasıyla yanıyor. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şimdi, bilincin tamamen maddesel örüntüden kaynaklandığını kabul ederek, bir düşünce deneyi kurgulayalım. Teknoloji çok gelişmiş olsun ve insan beyni birebir modellenebilirmiş olsun. Sizi alıp bir koltuğa oturtuyoruz. Beyninizi yapay bilinci üretecek patternin olduğu makineye bağlıyoruz. Aşamalı olarak beyninizin fonksiyonlarından bir kısmını, eşzamanlılığı kaçırmadan makineye devrediyoruz. Artık bilincinizin bir kısmı canlı-kimyasal beyinden, bir kısmı cansız-elektronik beyinden kaynaklanıyor. Bu işlemi sürdürürken siz asla bir bilinç kaybına uğramıyorsunuz. Çünkü aşama aşama kimyasal işleri, elektronik makineye devretmiş oluyoruz. Ve sonunda bilinciniz tümüyle elektronik makineden sağlanmış oluyor. Siz yine aynı sizsiniz. İşte tam burada insanın aklına bir soru geliyor. Madem bilinç maddenin (atomlardan oluşan hücrelerin, kimyasal molekül olan nörotransmitterlerin) belli bir diziliminden (pattern/örüntü) başka bir şey değil, o halde atomaltı parçacıkların- atomların, moleküllerin, moleküllerden oluşan cisimlerin, gezegenlerin, yıldızların, galaksilerin oluşturduğu bu büyük örüntünün, evrenin de bir bilinci var mı? İlginç bir soru...&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-5174199181461421315?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/5174199181461421315/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=5174199181461421315' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/5174199181461421315'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/5174199181461421315'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2010/11/bilinc-duygular-ve-ruh.html' title='Bilinç, Duygular ve Ruh'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-5694985156994636315</id><published>2010-10-23T22:48:00.002+03:00</published><updated>2010-10-23T23:06:58.420+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='türban'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='demokrasi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kemalizm'/><title type='text'>Türban Takmayanlara Baskı</title><content type='html'>Kemalist paranoya, bize, sürekli, üniversitelerde türban serbestliğinin, türban takmayanlara yönelik baskı doğuracağından bahsedip duruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dinciler, türban takmayanlara baskı yapmak için üniversitelere türbanla girme iznini bekliyorlar sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya da dinciler herkese başını örtmesi için baskı yapıyor da, başını örtmeyenler "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ama üniversitede yasak teyze o yüzden örtemiyorum&lt;/span&gt;" diyerek bu bahane sayesinde yırtıyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baskı yüzünden başını örten zaten üniversiteden çıktıktan sonra yine türban takmak zorunda kalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani türban yasağı hiçbir şekilde hiç kimseyi herhangi baskıdan kurtarmıyor. Sadece kendi isteği ile türban takanları baskı altına aldığıyla kalıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-5694985156994636315?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/5694985156994636315/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=5694985156994636315' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/5694985156994636315'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/5694985156994636315'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2010/10/turban-takmayanlara-bask.html' title='Türban Takmayanlara Baskı'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-8838196335752668518</id><published>2010-10-14T21:12:00.003+03:00</published><updated>2010-10-14T21:35:19.328+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='din'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='devlet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='faşizm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='milliyetçilik'/><title type='text'>Devleti Allah'a Ortak Yapan Müslümanlar</title><content type='html'>Arap putperestler de Allah'a inanıyorlardı, fakat putların da saygı gösterilmeleri gereken, ruh taşıyan varlıklar olduklarına inanıyorlardı. Zaten onların isimleri bu yüzden müşrikti. Müşrik, şerik, şirket hepsi aynı kökten gelen bir sözcük. Şirket bildiğimiz gibi ortaklık demek, müşrik de "ortak eden" demek. Arap müşrikler ilahlık konusunda kendi elleriyle yaptıkları putları Allah'a ortak etmişlerdi. Putlara saygı gösteriyorlar, putlar için kurban kesiyorlardı.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu çağdan uzaktaki geçmişe baktığımızda o insanları anlamamız çok zor. Bunun ne kadar akıl dışı ve aptalca bir şey olduğu ortada. Ama insanlar, balıklar misali içinde bulunduğu şeyi anlayamıyorlar.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Geçenlerde 5 vakit namaz kılan bir akrabamla konuşurken konu şehitlik meselesine geldi. &lt;b&gt;Devlet için savaşırken ölenler şehittir&lt;/b&gt; dedi. Ben de müslüman taklidi yapıyorum, sadece Allah için savaşırken ölenler şehit olur dedim. Ama devlet olmasa biz de olmazdık, yaşayamayız dedi. Hatta müslüman olmamız devlet sayesindedir diye ekledi. Tıpkı ilkel müşrikler gibi... Onlar da putları Allah'a ulaşmada bir araç olarak görüyorlardı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Modern çağın putlarından birisi de devlettir. Müslümanların çoğu bu putu Allah'a ortak etmiş. Ama müşrik olduklarının farkında bile değiller. Devleti insanların kendi elleriyle yaptıklarını, devletin insan yapımı bir şey olduğunu ve devlet için ölenlerin, kendi yaptıkları putlar için kurban kesenlerden daha akıl dışı bir davranışta bulunduklarını anlayamıyorlar.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Modern çağın bir başka putu da vatandır. Vatan, dağ, taş, toprak... İnsanlar toprak için toprağa düşüyor. Bir avuç toprak için! Bir çakıl tanesini bile düşmana vermemek için... Eski müşrikler hiç olmazsa toprağa şekil verdikten sonra kutsuyorlardı. Modern müşrikler şekilsiz toprağa bile tapınıyorlar.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Vatan için" denildiği zaman herşey meşrulaşıyor. Altında ne var sorgulamak yok.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ne söylesek boş. Bu müşriklerin akıllanması için mucize gösterme yeteneğine sahip bir peygamber gerekiyor sanırım...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-8838196335752668518?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/8838196335752668518/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=8838196335752668518' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/8838196335752668518'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/8838196335752668518'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2010/10/devleti-allaha-ortak-yapan-muslumanlar.html' title='Devleti Allah&apos;a Ortak Yapan Müslümanlar'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-1512406958907045135</id><published>2010-10-12T13:09:00.002+03:00</published><updated>2010-10-12T13:33:36.889+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='marksizm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='liberalizm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='demokrasi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yurtseverlik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kemalizm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='milliyetçilik'/><title type='text'>Zorunlu Resmi Dil Gerekli midir?</title><content type='html'>&lt;p class="anametin"&gt;Liberaller gericilerden, en azından &lt;i&gt;ilkokul&lt;/i&gt;  için anadilinde ders hakkını tanımalarıyla ayrılıyorlar. Ama zorunlu bir  resmi dilin olması gerektiği konusunda gericilerle tamamen hemfikirler.&lt;/p&gt; &lt;p class="anametin"&gt;Zorunlu bir resmi dil ne demektir? Pratikte bu, &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Türkiye &lt;/span&gt;nüfusunun&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt; bir bölümünü &lt;/span&gt;oluşturan &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Türklerin &lt;/span&gt;dilinin, &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Türkiye’nin&lt;/span&gt; tüm diğer nüfusuna dayatılması demektir. Her okulda resmi dilin öğretilmesi &lt;i&gt;zorunlu&lt;/i&gt; tutulacaktır. Tüm resmi yazışmalar yerel halkın dilinde değil, resmi dilde yapılmak zorundadır. &lt;/p&gt; &lt;p class="anametin"&gt;Zorunlu resmi dilin gerekliliği, onu savunan taraflarca nasıl haklı gösteriliyor?&lt;/p&gt; &lt;p class="anametin"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Kemalistlerin&lt;/span&gt;’in “argümanları” tabii ki kısa ve özdür.  Onlar bütün &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Türk &lt;/span&gt;olmayanların, “kontrolden çıkmamaları” için demir  sopayla yönetilmeleri gerektiğini söylüyorlar. &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Türkiye&lt;/span&gt; bölünemezdir ve tüm  halklar &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Türk &lt;/span&gt;egemenliğine boyun eğmelidirler, çünkü &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Türkiye'yi&lt;/span&gt; kuran  ve birleştiren &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Türklerdir&lt;/span&gt;. Bu yüzden egemen ulusun dili zorunlu  resmi dil olmalıdır. &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Chp'liler&lt;/span&gt;, &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Türkiye’deki&lt;/span&gt; toplam nüfusun yaklaşık  yüzde &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;20’&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;s&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;i tarafından konuşuluyor olsa bile “yerel lehçeler”in bütünüyle  yasaklanmasına aldırış etmemektedirler.&lt;/p&gt; &lt;p class="anametin"&gt;Liberallerin tavrı çok daha “kültürlü” ve  “rafine”dir. Anadile, belirli sınırlar içinde (örneğin ilkokullarda)  izin verilmesinden yanadırlar. Fakat aynı zamanda bir zorunlu resmi dili  savunurlar. Zorunlu resmi dilin, “kültür”ün çıkarları için, “bir” ve  “bölünmez” &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Türkiye’nin &lt;/span&gt;çıkarları için vs. gerekli olduğunu söylüyorlar.&lt;/p&gt; &lt;p class="anametin"&gt;“Devlet olmak kültür birliğinin onayıdır… Resmi dil,  devlet kültürünün temel bir bileşenini oluşturur… Devlet olmanın  temelinde otorite birliği yatar ve resmi dil bu birliğin bir aracıdır.  Resmi dil, devlet olmanın tüm diğer biçimleri gibi aynı zorlayıcı ve  genel yükümlendirici güce sahiptir…&lt;/p&gt; &lt;p class="anametin"&gt;“&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Türkiye &lt;/span&gt;bir ve bölünmez kalacaksa, o zaman &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Türk &lt;/span&gt;yazı dilinin politik yararlılığı olanca kararlılıkla savunulmalıdır.”&lt;/p&gt; &lt;p class="anametin"&gt;Resmi dilin zorunluluğu sorununda liberalin tipik felsefesi budur. […]&lt;/p&gt; &lt;p class="anametin"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Türkçe &lt;/span&gt;büyük ve güçlü bir dildir, diyor bize  liberaller. &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Türkiye’nin&lt;/span&gt; sınır bölgelerinde yaşayan herkes bu büyük ve  güçlü dili bilsin istemez misiniz? &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Türk &lt;/span&gt;dilinin &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Türk &lt;/span&gt;olmayanların  edebiyatını zenginleştirdiğini ve büyük kültür zenginliklerini onların  yakınına getirdiğini vs. görmüyor musunuz?&lt;/p&gt; &lt;p class="anametin"&gt;Bütün bunlar doğru, beyler, diye yanıtlıyoruz  onları.&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt; Elif Şafak&lt;/span&gt;’ın, &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Orhan Pamuk&lt;/span&gt;’un, &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Nazım Hikmet&lt;/span&gt;’in, dilinin büyük ve güçlü bir dil olduğunu sizden daha iyi biliyoruz. &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Türkiye&lt;/span&gt;’deki istisnasız tüm ulusların ezilen sınıfları arasında mümkün en  sıkı ilişkinin ve kardeşçe birliğin oluşmasını sizden daha çok  istiyoruz. Ve elbette &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Türkiye&lt;/span&gt;’nin her sakininin &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Türk &lt;/span&gt;dilini öğrenme  olanağına sahip olmasından yanayız.&lt;/p&gt; &lt;p class="anametin"&gt;Bizim istemediğimiz şey &lt;i&gt;cebir&lt;/i&gt; öğesidir. İnsanları sopayla cennete sürmek istemiyoruz; çünkü “kültür” üzerine istediğiniz kadar güzel laf edin, &lt;i&gt;zorunlu&lt;/i&gt; resmi dil cebir içerir, sopa içerir. Büyük ve güçlü &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Türk &lt;/span&gt;dilinin, kimsenin onu &lt;i&gt;düpedüz cebir&lt;/i&gt;  yoluyla öğrenmeye zorlanmasına ihtiyacı olmadığına inanıyoruz. &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Türkiye&lt;/span&gt;’de  kapitalizmin gelişmesinin ve toplumsal yaşamın genel seyrinin bütün  ulusları birbirine yakınlaştırma yönünde işlediği kanaatindeyiz. Yüz  binlerce insan &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Türkiye&lt;/span&gt;’nin bir ucundan diğerine taşınıyor, farklı  milliyetten halklar birbirine karışıyor, soyutlanma ve ulusal tutuculuk  ortadan kalkmak zorundadır. Yaşam ve çalışma koşullarından dolayı &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Türk &lt;/span&gt;dilini bilmesi gerekenler, cebir olmadan da onu öğreneceklerdir. Ancak  zorlamanın (sopanın) tek bir sonucu olacaktır: büyük ve güçlü &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Türk &lt;/span&gt;dilinin diğer ulusal gruplara yayılmasını engelleyecek ve en önemlisi  uzlaşmazlıkları keskinleştirecek, milyon tane yeni sürtüşme biçimine yol  açacak, dargınlığı ve karşılıklı anlaşmazlığı artıracaktır vs.&lt;/p&gt; &lt;p class="anametin"&gt;Kim böyle bir şeyi ister? &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Türk &lt;/span&gt;halkı değil, &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Türk &lt;/span&gt;demokratları değil. Onlar, “&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Türk &lt;/span&gt;kültürü ve devleti yararına” olanlar da dâhil, &lt;i&gt;hiçbir türlü &lt;/i&gt;ulusal baskıyı kabul etmezler.&lt;/p&gt; &lt;p class="anametin"&gt;Onun için Türk Marksistleri diyorlar ki, &lt;i&gt;hiçbir&lt;/i&gt;  zorunlu resmi dil olmamalıdır, öğretimin tüm yerel dillerde  yürütüleceği okullar halka sağlanmalıdır, anayasaya herhangi bir ulusun  tüm ayrıcalıklarını ve ulusal azınlıkların haklarının ihlal edilmesini  geçersiz ilan eden temel bir yasa eklenmelidir.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="anametin"&gt;___________________________________________________________&lt;/p&gt;&lt;p class="anametin"&gt;Bu yazı 18 Ocak 1914 yılında &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Proletarskaya Pravda&lt;/span&gt; gazetesinde &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Lenin &lt;/span&gt;tarafından yazılmıştır. Yazıda sadece kırmızıyla vurgulanan kısımlar değiştirilmiş olup Rusya, Türkiye'ye; Rus, Türk'e; Rus Yazarlar sembolik olarak Türk yazarlarının isimlerine, Rusya'nın gerici siyasetçilerinin isimleri Türkiye'nin gerici siyasetçilerinin isimlerine, ve farklı anadile sahip olan nüfus oranı %20'ye dönüştürülmüştür. (Türkçe her ne kadar Rusça kadar "büyük ve güçlü bir dil" olmasa da bu ifadeye dokunulmadı. Sonuçta her dil "büyük ve güçlü" bir dildir.)&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="anametin"&gt;Liberaller kendilerini en demokrat en özgürlükçü olarak tanımlarken, sosyalistleri, Marksistleri baskıcılıkla, devletçilikle suçluyorlar. 1914'ün Marksisti olan Lenin'den, hatta onun muarızı olan 1914'ün Rus liberallerinden daha gerici, daha devletçi, daha baskıcı biçimde utanmadan sıkılmadan hala zorunlu resmi dili bırakalım, anadilde eğitime bile karşı çıkıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="anametin"&gt;İnsanda biraz insaf olur, biraz utanma biraz sıkılma olur.&lt;/p&gt;&lt;p class="anametin"&gt;Bizim 2010 model "yurtsever" sosyalistler ise muhatabımız bile olamazlar.&lt;/p&gt;&lt;p class="anametin"&gt;Yazının Lenin tarafından yazılan orijinali için &lt;a href="http://www.marksist.com/diger_yazarlar/zorunlu_bir_resmi_dil_gerekli_midir.htm"&gt;tıklayınız&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-1512406958907045135?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/1512406958907045135/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=1512406958907045135' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/1512406958907045135'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/1512406958907045135'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2010/10/zorunlu-resmi-dil-gerekli-midir.html' title='Zorunlu Resmi Dil Gerekli midir?'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-5758165059729506344</id><published>2010-10-07T03:36:00.004+03:00</published><updated>2010-10-07T03:54:11.656+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aşk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='marx'/><title type='text'>"Geri Kafalı" Marx</title><content type='html'>Karl Marx, damadına (Lafargue), henüz damadı olmamışken yani kızıyla evlenmemişken bir mektup yazar. Mektupta iki şey üzerinde durur. Birincisi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;blockquote&gt;Azizim Lafargue,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşağıdaki gözlemleri yapmama izin vereceğinizi umuyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Eğer kızımla olan ilişkilerinizi sürdürmek istiyorsanız, "kur yapma"  yönteminizi yeniden gözden geçirmeniz gerekir. Gayet iyi biliyorsunuz  ki, henüz verilmiş bir söz yoktur ve hiçbir şey de kesinleşmemiştir.  Hatta Laura, sizin usulüne uygun şekilde nişanlınız olmuş olsaydı, yine  de söz konusu işin uzun vadeli olduğunu unutmamanız gerekirdi. Çok fazla  bir samimiyetin alışkanlıkları iki sevgilinin çetin tecrübeler ve  ıstırap anlarıyla dolu olarak geçirecekleri ve zorunlu olarak da uzun  bir süre aynı yerde oturacakları oranda yön değiştireceklerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnızca bir haftanın jeolojik devresi içinde, bir günden diğerine  değişen davranış değişikliklerinizi dehşetle izledim. Fikrimce, gerçek  aşk, ihtiyat, tevazu ve hatta aşığın putuna karşı olan çekingenliğinde  ortaya çıkar; fakat asla ihtiras içinde kendini kapıp koyvermeyle ve  vaktinden önce gelişen bu samimiyetin gösterileriyle değil...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer melez mizacınızı müdafa edecekseniz, kızımla davranışlarınız  arasına aklımı koymak da benim görevimdir.Eğer onun yanındayken, Londra  meridyeniyle uyan bir şekilde sevmeyi bilmiyorsanız, onu uzaktan sevmeye  rıza göstermek zorunda kalacaksınız.&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Özet geçerek;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha ortada fol yok yumurta yok, henüz nişanlanmadınız bile. Evleneceğiniz de meçhul. Sen de kaypak herifin tekisin. Bugün böylesin yarın şöylesin. Doğru bir ilişkide uzun vadeli düşünmek gerekir, ciddi olmak gerekir. Niyetin ciddi olsun. Kızımla gönül eğlendirme.&lt;br /&gt;Kızıma karşı çok rahatsın. Öpüşüp koklaşıyorsun. Halbuki gerçek aşkta önce cinsellik düşünmez. Sanki senin amacın onu sadece yatağa atmaktan ibaret gibi. Dikkatli ol, adam ol. Evlenmeden önce kızıma elini süreyim deme. Yoksa uzaktan sevmekle yetinebilirsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mektuptaki ikinci konu da şu:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;br /&gt;2. Laura'yla olan ilişkilerinizi kesin olarak düzenlemeden önce,  ekonomik durumunuz üzerine ciddi açıklamalara ihtiyacım var. Kızım  işleriniz hakkında bilgi sahibi olduğumu zannediyor. Halbuki yanılmakta.  Bu sorunu şimdiye kadar ortaya atmadım çünkü kanımca bu girişimin  sizden gelmesi gerekirdi. Biliyorsunuz ki, elimde avucumda ne varsa  hepsini ihtilalci savaşta tükettim. Buna pişman değilim. Tersine, eğer  yeniden hayata başlama durumunda olsaydım, yine aynı şekilde hareket  ederdim. Yalnız, evlenmezdim. Gücüm yettiğince, anasına hayatı zehir  eden zorluklarda kızımı kurtarmak istiyorum. Bu iş benim doğrudan  müdahalem olmaksızın (bu benim açımdan bir zayıflıktır) ve size olan  dostluğumun kızımın hareketlerini etkilemeksizin hiçbir zaman bugünkü  haline gelemeyeceğine göre, üzerimde ağır bir şahsi sorumluluk  taşımaktayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu anki durumunuza gelince, aramadığım, fakat buna rağmen elime geçen  bilgiler pek tatmin edici değil. Fakat bunu bir kenara bırakıyorum.  Genel durumunuza gelince, henüz öğrenci olduğunuzu, Fransa'daki  kariyerinizin Liege olayı nedeniyle yarı yarıya kırılmış bulunduğunu,  İngiltere'ye alışmanız için en gerekli araç olan dilin sizde çok eksik  bir unsur olduğunu ve en iyi halde bile başarı ihtimallerinizin (?) ne  kadar şüpheli olduğunu biliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlemlerimden çıkardığım sonuca göre, ateşli faaliyet başlangıçlarınıza  ve iyi niyetinize rağmen, tabiat olarak çalışkan değilsiniz. Bu şartlar  dahilinde, kızımla birlikte hayat gemisine binebilmeniz için size  dışarıdan destek gerekecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ailenize gelince, hiçbir şey bilmiyorum. Bir miktar zenginliğe sahip  olduklarını farzetsek bile, bu onların sizin için fedakarlığa katlanmaya  pek hevesli olduklarını kanıtlamaz. Hatta onların sizin bu evlilik  projenizi nasıl karşıladıklarını bile bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekrar ediyorum, bütün bu noktalar hakkında bana olumlu açıklamalar  gerekiyor. Zaten hayata gerçekçi şekilde bakan siz de, kızımın  geleceğine iealist bir görüş açısından bakmamı beklemezsiniz. Şiiri  ortadan kaldırmayı düşünecek derecede müsbet bir kişi olan sizin,  kızımın zararına olacak şekilde şairane davranışlarda bulunmamanız  gerekir.&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Özetle;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Paran pulun yok, kızımla evlenince nasıl geçineceksin. Daha öğrenci adamsın. Ailen de sanıyorum çulsuz. İki gönül bir olunca samanlık seyran olmaz. Zaten ben bütün paramı devrimci mücadele uğruna harcadım. Eşime iyi bir hayat sunamadım. Açlıktan ağzımız kokuyor. Aynı şeyleri kızımın da yaşamasını istemiyorum. Tembelin teki gibi görünüyorsun. Kendine çeki düzen ver. Aşk karın doyurmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marx'la ikinci konuda olmasa da ilk konuda aynı fikirde olduğum için pek çok defa "sosyalistlerden", "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;geri kafalı&lt;/span&gt;" damgası yemişliğim vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve mektup şöyle bitiyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;3. Bu mektuptan doğabilecek bütün yanlış anlamaları önlemek için, size  şunu bildiririm ki, hemen şimdi evliliği akdetme iktidarına sahip  olsaydınız bile, bu yine olmazdı. Kızım redderdi. Ben de bizzat bu işe  itiraz ederdim. Evlenmeyi düşünmeden önce olgun bir adam olmanız ve hem  sizin hem de kızım için uzun bir tecrübe devresi gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Bu mektubun sırrı ikimizin arasında kalırsa çok memnun olurum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cevabınızı bekliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En iyi dileklerimle,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karl Marx.&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özetle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen hemen şimdi evlenmek istesen bile kızım senle evlenmezdi, zaten ben de izin vermezdim çünkü aklı bir karış havada serserinin tekisin. Bir de bu yazdıklarım aramızda kalsın, gidip beni kızıma ispiyonlama.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-5758165059729506344?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/5758165059729506344/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=5758165059729506344' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/5758165059729506344'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/5758165059729506344'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2010/10/geri-kafal-marx.html' title='&quot;Geri Kafalı&quot; Marx'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-7486895970826986799</id><published>2010-10-01T17:26:00.005+03:00</published><updated>2010-10-01T17:48:16.471+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='din'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='milliyetçilik'/><title type='text'>Ümmetçilik genişletilmiş milliyetçiliktir</title><content type='html'>Bir ermeniye, yunanlıya veya kürde düşman olan milliyetçi türkün bakış açsının aynısı, bir ateiste, budiste veya hristiyana düşman olan ümmetçi müslümanda da var. Dayandığı unsur türklük yerine müslümanlıktır. Bir seçim sonucu, araştırılıp, düşünülüp taşınılma sonucu karar verilmiş bir müslümanlık değil bu. Müslüman bir ülkede, müslüman bir ailede doğmuş, müslüman bir çevrede yetişmiş. Biraz dini eğitim almış olabilir, ama bu dinini kendisinin seçtiğini göstermez. Tartışmaya kapalı olduğundan anlıyoruz bunu. Farklı görüşlere asla hoşgörü göstermez, dininde yanlış bir şeyler arayıp da bulamamış değildir. Eğer dinini kendi seçmiş olsaydı bir ateistle karşılaştığında bir ucubeyle karşılaşmış gibi tepki vermezdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten dini pek bilmez yani. Ezberlediği üç beç hikaye, üç beş hurafe... Dindarlığı, cuma namazlarına gitmek, hadi bilemedin günde 5 vakit kılsın; ramazanda oruç tutmak ve en önemlisi kendisini müslüman olarak tanımlamaktan gelen anlayışla çeşitli konularda 'islami tavır' takınmaktan ibarettir. Bu tip, birazcık daha batıda mesela Yunanistan'dan doğmuş olsaydı, süper bir hristiyan olacaktı. Farkında değil. Tıpkı şans eseri Yunanistan'da doğmuş olsaydı süper bir yunan milliyetçisi olacağının farkında olamayan zavallı bir milliyetçi gibi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-7486895970826986799?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/7486895970826986799/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=7486895970826986799' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/7486895970826986799'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/7486895970826986799'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2010/10/ummetcilik-genisletilmis.html' title='Ümmetçilik genişletilmiş milliyetçiliktir'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-6113512232329663372</id><published>2010-09-25T18:37:00.006+03:00</published><updated>2010-09-25T19:08:44.776+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='siyaset'/><title type='text'>Siyasi İdeoloji Testi Hakkında Zorunlu Açıklama</title><content type='html'>Zamanın birinde, isteyen herkesin kendince testler yapabildiği bir sitede, biraz eğlencelik, biraz can sıkıntı geçirme, biraz da sapla samanı ayırma gayreti gibi şeylerle&lt;a href="http://quizfarm.com/quizzes/ideoloji/enternasyonal/siyasi-ideoloji-testi/"&gt; siyasi ideoloji testi&lt;/a&gt; diye bir test hazırlamıştım. Facebook gibi yerlerde meşhur olmuş yayıldıkça yayılmış. Bu yüzden bu test hakkında bir açıklama yapma zorunluluğunda hissettim kendimi. :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_H0zhzNzCFmQ/TJ4dkQqQRUI/AAAAAAAAADM/gJDpj-W3Xnc/s1600/sonuc.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 161px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_H0zhzNzCFmQ/TJ4dkQqQRUI/AAAAAAAAADM/gJDpj-W3Xnc/s400/sonuc.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5520882701987497282" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Önce teknik altyapıdan yani hesaplama mantığından bahsetmek istiyorum.&lt;br /&gt;Her sonuç için 4 soru var. Komünist'in, İslamcı'nın, Kemalist'in soruları ayrı ve birbirinden bağımsız. Komünist'in sorularına ne oranda 'doğru' yanıt verirseniz o oranda komünist oluyorsunuz.&lt;br /&gt;Böyle bir yöntem elbette sağlıklı değil ama bu testi hazırlayanın değil, testin altyapısının sorunudur. Bu günlerde birazcık javascript öğreniyorum. Belki daha düzgün bir test kendim oluşturabilirim, tabi üşenmezsem :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi gelelim hangi soru hangi sonuç için, bunları yazıyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Komünist:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Siyasal otorite ve baski ekonomik/sinifsal otoriteden/ baskidan kaynaklanir.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Dünya farkli ulus devletlere bölünmemelidir.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Devlet bir sinifin digeri üzerindeki egemenlik aracidir.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Herkesin yalnizca emegi ile kazandigi, paranin ve sermayenin emegi tahakküm altina almadigi; bir dünya gerçeklestirilmelidir.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;br /&gt;Bu 4 soruya katılıyorum diyorsanız test sizi %100 komünist ilan ediyor. %100'den daha az komünist çıkmışsanız en az bir soruya orta derecece katılıyorum ya da katılmıyorum demişsinizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anarsist&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Hiçbir otoritenin olmayacagi bir dünya mümkündür.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Tüm toplumsal kötülüklerin kaynagi otorite ve devlettir.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Özgürlük en büyük erdemdir.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Otorite, mevcut otoriteyi kaldirmak için bile kullanilamaz.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;br /&gt;Sosyal Demokrat / Sosyalist&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Emek sermayeden üstündür.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Saglik, egitim gibi hizmetler devlet tarafindan ücretsiz olarak karsilanmalidir.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Sosyal adalet demokratik yollardan saglanabilir.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Sermayeyi tümden ortadan kaldirmadan emegin degeri korunabilir.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;br /&gt;Liberal Demokrat&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Devlet elini ekonomiden çekmelidir.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Bir siyasi görüs, demokrasiyi yok edecek bahanesi ile yasaklanamaz.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Devlet otoritesi bireylerin özgürlügünü ihlal edecek sekilde kullanilamaz.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Devletin resmi ideolojisi ve dini olmamalidir.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;br /&gt;Mesela 2. soruya katılmıyorum demiş olmanız halinde sizin otoriterliğinizi arttırmıyor test, sadece liberal demokratlığınızı düşürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhafazakar Demokrat&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Laiklik din ve vicdan özgürlügünün teminatidir.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Hem demokrat, hem müslüman olunabilir.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Türkiye müslüman bir ülkedir, ancak farkli dinlere de hosgörü ile yaklasilmalidir.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Devlet seçmeli de olsa din dersi vermelidir.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;br /&gt;Testin en sıkıntılı yerlerinden biri de bu 'Muhafazkar Demokrat'lık. Burada hatalı olduğumu kabul ediyorum. Ama yine de %50'nin üzerinde çıkıyorsa ve kişi kendini muhafazakar demokrat olarak tanımlamıyorsa o kişide bir kimlik bunalımı vardır, burası açık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Islamci&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Laiklik, müslüman toplumlara uymayan bir bati icadidir.&lt;br /&gt;Milliyetçilik ayristirici; ümmetçilik (din birligi) birlestiricidir.&lt;br /&gt;Bir toplumun yönetiminde o toplumun dini degerleri göz önüne alinmalidir.&lt;br /&gt;Islam birligi gerçekçi ve gerekli bir hedeftir.&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslamcı sonucunun çıkmasında gerçekçiliğin payı daha büyük. Sorular görüldüğü üzere böyle. İslamcı olmayan biri bunları büyük ölçüde kabul ediyorsa problemleri var demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Otoriter/Mlliyetçi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Türk olmak ile müslüman olmak arasinda bir tercih yapilamaz; ikisi de olmazsa olmazdir.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Kürtçe'ye özgürlük vermek bölücülüge hizmet eder.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Türkiye Türklerindir.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Türk milleti yüce bir millettir.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;br /&gt;Görüldüğü gibi milliyetçilik sonucunun da tartışılacak pek fazla yanı yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Otoirter/Kemalist&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Demokrasi, bölücülüge ve irticaya alet oldugunda bertaraf edilebilir.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Türkiye Cumhuriyeti vatandasi herkes türk sayilmalidir.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Türklüge hakareti suç sayan 301. madde tamamen kaldirilmamalidir.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Türkiye'de laiklik tehlikededir.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;br /&gt;Kemalist sonucunun da itiraz edilebilecek bir tarafı yok, tabi ki 301. madde ile ilgili olarak 'kaldırılmamalıdır'ı kaldırılmalıdır diye okuyanlar müstesna. :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte böyle... Baştaki resimde olmasını istediğim sonucu koydum. Şimdi de testi tekrar çözüyorum, ne çıkacağını bilmiyormuşum gibi bakalım ne çıkacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_H0zhzNzCFmQ/TJ4d7RliIQI/AAAAAAAAADU/v-tNIMUnkFI/s1600/sonuc2.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 553px; height: 218px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_H0zhzNzCFmQ/TJ4d7RliIQI/AAAAAAAAADU/v-tNIMUnkFI/s1600/sonuc2.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_H0zhzNzCFmQ/TJ4YiteE_GI/AAAAAAAAAC8/tEWm7iO82C4/s1600/sonuc.jpg"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-6113512232329663372?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/6113512232329663372/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=6113512232329663372' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/6113512232329663372'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/6113512232329663372'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2010/09/siyasi-ideoloji-testi-hakknda-zorunlu.html' title='Siyasi İdeoloji Testi Hakkında Zorunlu Açıklama'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_H0zhzNzCFmQ/TJ4dkQqQRUI/AAAAAAAAADM/gJDpj-W3Xnc/s72-c/sonuc.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-4654455474658277173</id><published>2010-09-18T02:10:00.004+03:00</published><updated>2010-09-18T03:13:33.448+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='din'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='laiklik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='referandum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kemalizm'/><title type='text'>Şeriat bizim evde hep vardı</title><content type='html'>Ey kendini aydın, ilerici, karanlık inançlardan ve düşüncelerden arınmış zanneden laik!&lt;br /&gt;Şeriat korkusuyla yanıp tutuşuyorsun. Bana da şeriattan korkmam gerektiğini söylüyorsun. İyi de senin ödünü patlatan şeriat zaten bizim evde, bizim mahallede hep vardı. Sen küçücük bebeyken yaz tatillerinde modern ailenle deniz kenarına, bilmem kaç yıldızlı otellere tatillere gidiyordun bense kur'an kursuna... Sen şeriat gelecek oruç tutmayanlar baskı altına alınacak diye korkuyorsun da, ben zaten hep oruçlu gibi davranmak zorundayım. Sen şeriat gelecek sevgilimle sokakta öpüşemeyeceğim diye korkuyorsun da benim üniversiteye kadar bir sevgilim bile olmadı. Sen devlet daierelerine başörtütüler girmesin diye kıçını yırtıyorsun  ama benim evimde, benim ailemde kadınların %80'i zaten başörtülü. Sen  bana hangi akılla evimdekileri kamusal alana sokmamam gerektiğini  söylüyorsun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalkıp benim sosyalistliğimi sorguluyorsun.  Beni dincilikle itham ediyorsun. Sen kendi kör inançlarının ufacık kırıntıları ile bile yüzleşemezken, sen sana dayatılan her şeyi kabul ederken, ben tüm ailemin ve çevremin bana dayattığı dini sorgulamaya cesaret ettim. Ve sonunda özgür aklım ile geleneksel din anlayışlarının saçma olduğunu anladım. Sen bu mücadeleye hiç girmedin. Ne hakla beni sorgulamaya kalkıyorsun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen dinin ne menem bir şey olduğunu asla bilemezsin. Bu yüzden dinle mücadelenin nasıl olması gerektiğini de anlayamazsın. Dini güçlendirmenin en etkili yolununun dini yasaklamak olduğunu kavrayamazsın. O kıvrımsız düz beynin buna müsade etse bile sen o beyin yerine omurilik ile yaşamaya alışmışsın zaten. Ezberlerini bozamazsın. Kalkıp bana laikliği ve cumhuriyeti savunarak seni de kurtarıyorum deme boşuna. Gölge etme başka ihsan istemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Referandum konusunda evet diyen herkese dinci, şeriatçı demen senin aptallığını iyice gün yüzüne çıkardı. Halkın %60'ı aptal mıdır bilmem ama sen aptalın da ahmağın da önde gidenisin. 80 senedir laiklik vardı öyle mi? Senin aptalca laikliğin yüzünden ülke demokratik gelişimini sağlayamadı. Kapitalist ilerleme var ama buna paralel olarak sekülerleşme yok. Neden? Senin yüzünden! Halbuki insanları serbest bıraksaydın katı dinci anlayışın yumuşak bir evrim süreciyle nasıl ılımlılaştığını görecektin. Tüm modern dünyada böyle oldu. Çünkü oralarda halkı özgürleştirecek, halkı adam edecek laik cengaverler, laik mücahitler yok da ondan. Ben kendi kendimi kurtarırım sana ihtiyacım yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm ailesi koyu müslümanken, geleneksel dini anlayışların hepsini reddeden benim sorgulayıcılığımın, akılcılığımın, devrimciliğinin %1 'ini bari kullan, al senin olsun diyecem ama israf olmasın, beceremezsin. Kork! Şeriat gelecek, seni ham yapacak. Bu korku senin cezan olsun. Başka bir sebep olmasa bile sırf sen kork diye referandumda yine EVET derdim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-4654455474658277173?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/4654455474658277173/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=4654455474658277173' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/4654455474658277173'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/4654455474658277173'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2010/09/seriat-bizim-evde-hep-vard.html' title='Şeriat bizim evde hep vardı'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-3243466206626830060</id><published>2010-09-12T23:48:00.005+03:00</published><updated>2010-09-13T00:16:04.062+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='akp'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bdp'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='referandum'/><title type='text'>Demokratikleşmede bir adım daha</title><content type='html'>Açıkçası bu oranda bir evet ve doğuda da bu çapta bir boykot beklemiyordum. CHP'nin elitizm, laiklik, şovenizm ve milletçilikle; MHP'nin de faşizan bir milliyetçilikle hayır propagandası yapmasının etkili olacağını düşünmüştüm. Mhp, bu referandum açılım referandumu demişti. Halkın genel siyasi olgunluğu ise ortada. Egemenler tarafından halka dikte edilen şovenist ezberlere rağmen yine de bu oranda EVET çıkmasını ancak şöyle yorumlayabiliriz:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;İşçi sınıfı sınıfsal içgüdüleri ile tercih yaptı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CHP'liler şimdi başlarlar kömür, makarna muhabbetlerine... Halkın cahil, kendilerinin ise akıllı olduğunu bir kez daha keşfederler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benzer tepkiyi bazı liberaller de BDP'nin haklı boykot tavrına yöneltecekler. Boykotu Pkk'nın baskısına yoracak aklı evvellerin, evet diyenlere aptal diyen CHP'li elitistlerden bir farkı yoktur. BDP'nin boykutu haklıdır. Çünkü Başbakan, CHP'ye gelin bu anayasayı konuşalım demelerine rağmen CHP konuşmayı reddetti, buna karşılık BDP gelin konuşalım dediğinde Başbakan onlarla konuşmaya bile tenezzül etmedi. Kısaca AKP, BDP'ye hayır dedirtmek için elinden geleni yaptı. Buna rağmen BDP hayır demedi, ama kendisini yok sayanları yok saymak durumundaydı. Kürt halkının kendi özgür iradesi ile boykota destek verdiğini kabul etmemek ancak CHP'li elitistlere yakışacak bir durumdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En yüksek evet oyunun kürt illerinden çıkması ise demokratikleşmenin kürtlersiz olmayacağını bir kez daha gösterdi. Kürtleri yok sayarak demokratikleşemeyeceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Referandum sınıf savaşının bir yansımasıdır. Elbette ki egemen sınıf arasındaki bir çatışma. Bir tarafta gerici, tutucu, askeri-yargısal bürokratik kast, öte yanda bürokrasinin zincirlerinden kurtulmak isteyen burjuvazi. Burjuva demokratik devrimler önemlidir ve Türkiye referandum ile bir türlü tamamlayamadığı burjuva demokratik devriminde ufak da olsa bir adım daha atıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşçi sınıfı için bu devrim önemlidir. Zira işçi sınıfı, bağımsız bir sınıf olarak kendi çıkarları için savaşabileceği örgütsel ve ideolojik olduğunluğa ancak normal bir demokratik rejimde erişebilir. Rejimin demokratikleşmesi, bürokratik oligarşiden kurtulması dolaylı yoldan işçi sınıfına yarayacak bir durumdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Hayır'ın asıl sahipleri (askeri ve yüksek yargı bürokrasisi) dışında kentli okumuş küçük-burjuvazi, işçi olduğunun farkında olmayan memurlar ve genel olarak "orta sınıf" hayır demiştir. MHP'nin kırdaki tabanı ise bu sınıflardan birine mansup olmadığı içindir ki büyük oranda evet demiştir.&lt;br /&gt;Ahmet Kaya görüntüleri ile duygulanıp ağlayan bir Başbakan'ın, kürtçe tv açıp kürtçe "hayırlı olsun" diyen bir Başbakan'ın, şehitlere kelle, Apo'ya Sayın dedi diye anti-propaganda yapılan bir Başbakan'ın getirdiği değişikliğe evet diyen MHP seçmeni, hatta AKP seçmeni hala değişim için umudun olduğunu gösteriyor. Hala bir ışık var... Fikirleri geri de olsa işçi sınıfı içgüdüsel olarak ilerici bir sınıf ve halk demek ki o kadar da aptal değil ki saçma sapan şovenist, faşizan propagandalara kanmadı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-3243466206626830060?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/3243466206626830060/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=3243466206626830060' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/3243466206626830060'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/3243466206626830060'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2010/09/demokratiklesmede-bir-adm-daha.html' title='Demokratikleşmede bir adım daha'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-9180672468979141523</id><published>2010-08-31T03:02:00.003+03:00</published><updated>2010-08-31T03:51:15.167+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seçim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='siyaset'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='referandum'/><title type='text'>Referandum Meselesi</title><content type='html'>AKP'nin getirdiği değişiklik önerisi temel olarak askerî bürokrasi ve yüksek yargı bürokrasisinin gücünün kırılmasını amaçlıyor. Bu yalın haliyle değişiklik, bürokratik, baskıcı, devletiç ve dayatmacı bir rejimden daha demokratik daha sivil bir rejime geçişin ilk adımı olarak görülebilir. Amma ve lakin bu bir devrim demektir. Bilinçli halk hakkını gaspedenlere karşı örgütlenir, bir mücadeleye girişir hükümete değişiklik için baskı yapar, gösteriler yapar, grevler yaparsa gerçek anlamda bir devrim olabilir. Fakat Türkiye halkı (çoğunluk olarak) kendi hakları için mücadele etme gerekliliği bilincine ulaşabilmiş değil. Halkın çoğunluğu resmi ideolojinin kendilerine verdiği şovenist, devletçi eğitim ile beyinleri kirlenmiş durumda. Referandumdan çıkacak muhtemel evet sonucu, halkın darbeci, otoriter, kemalist rejime gerçekten karşı olduğunu, gerçekten bir devrim istediğini maalesef göstermeyecek. Akp bu teklifi hazırlamamış olsaydı, bunu isteyen bir gurup liberal, sosyalist ve bilumum demokratlar istedikleri kadar bağırırlarsa bağırsınlar, halk bir türlü bu değişikliği kendiliğinden istemeyecekti. Zaten eğer bu değişiklik Akp'den yani tavandan değil de tabandan gelseydi Akp bunu teklif etmeyi göze alamazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi işte sosyalist solun tutumu burada önem arzediyor. (Sözde) solun bir kısmı Mhp ve Chp gibi hayır diyor. Tkp, Ödp, Halkevleri ve ilginç bir şekilde Emep... Bu tavır zaten gerçek bir demokrasi mücadelesine girme fikrine uzak olan işçi sınıfı için hiçbir anlam taşımıyor. Bu yüzden hayırcılar gerçekten işçi sınıfının siyasetini savunmadıklarını bir kez daha göstermiş oldular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boykot normal koşullar altında gerçekten sosyalistlerin alabileceği en ilkeli, en mantklı tutum. Normal koşullar derken, halktan gelen demokrasi isteği, kemalist rejimi devirme isteğini kastediyorum. Bu koşullar altında, demokratikleşme için asla yeterli olmayan değişiklik boykot edilirse bir anlamı olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak çok kötü koşullarda gidiyoruz referanduma. Halkın belki de %90'ı bir şekilde kemalizm ile zehirlenmiş durumda. Kimi laikçi, kimi devletçi, kimi şovenist, kimi ırkçı kürt düşmanı. İşçi sınıfının çoğunluğu Akp'yi destekliyorken,&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; yetmez ama evet&lt;/span&gt; demek, neyin yetmeyeceğini anlatmak koşullara en uygun sosyalist tutumdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Referandumda evet propagandası, körü körüne evet diyerek değil neyin yetmeyeceğini anlatılarak halkın demokrasi bilincini yükseltmede etkili olabilir. Referandumda demokrasi propagandası, &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;hayır diyeceklere evet dedittirebilmek kadar, hatta daha fazla koşulsuz evet diyecekere yetmez dedittirebilmek&lt;/span&gt;le yapılabilir. Sadece evet demek bir şey ifade etmez, önemli olan yetmez diyebilmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi tekrar solun duruma döneyim. Hayırcıların başını çeken Tkp artık iyice komik olmaya başladı. Evet diyen DSİP, EDP, Marksist Tutum gibi grupları zaten liberal yalakası olarak nitelendirerek kaale bile almıyor ama fena halde, başta BDP olmak üzere boykotçulara takmış durumda. Kendinden menkul komünist parti boykotçuları utangaç evetçi ilan etmiş. Mhp ile aynı yönde oy kullanacak olan bir komünist partimiz var. Burası Türkiye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boykotçular ise küçücük boylarına bakmadan devlere kafa tutan çocuklara benziyorlar. Sizin etiniz de butunuz ne? İşçi sınıfı üzerindeki etkiniz, politik gücünüz ne? 1 Mayıs'ta Taksim'e çıkmayı en devrimci tutum olarak görebilen bu kesimler kendi kendilerine devrimcilik oynuyorlar desem yanlış olmaz. Boykot gerçekten en doğru sosyalist tutum olmasına karşın, belirli şartların olgunlaşması ile bir şey ifade edebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim BDP'ye. Kendilerini her fırsatta aşağılayan, afaroz eden, muhatap almayan Akp'ye karşı boykot haklarıdır. Akp yine sahtekarca BDP'yi hayırcı olarak gösteriyor. İlginçtir M(c)hp de BDP'yi evetçi olarak gösteriyor. Akp özellikle Mhp'nin muhafazakar tabanına oynayabilmek için BDP'yi yine öcüleştiriyor. BDP'nin hayır yerine boykotu seçmiş olması ise Türkiye adına bir şanstır. Çünkü BDP'nin siyasi gücü ortada. Belki de birbirine çok yakın olacak evet/hayır sonucunu değiştirebilecek güçte.&lt;br /&gt;AKP'nin son seçimlerde aldığı oy oranı yaklaşık olarak %39, diğer evetçilerle beraber yaklaşık %45, 46. Diğer tüm partilere oy vermiş olanlar hayır dediğinde değişiklik tehlikeye giriyor. BDP'nin boykutunun önemi burada devreye giriyor. BDP hayıra değil evete yardım ederek hayırlı bir iş yapmış oluyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-9180672468979141523?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/9180672468979141523/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=9180672468979141523' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/9180672468979141523'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/9180672468979141523'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2010/08/referandum-meselesi.html' title='Referandum Meselesi'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-7282440017431342295</id><published>2010-05-19T18:57:00.003+03:00</published><updated>2010-05-19T19:04:19.870+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='havadan sudan'/><title type='text'>Hani Bursa'yı şampiyon yapmazlardı?</title><content type='html'>Bizim memlekette (Sadece Bursa'yı kasdetmiyorum, tüm Türkiye'de hatta tüm Ortadoğu ve Balkanlar'da hatta tüm Doğu'da) bir dış güçler hikayesi vardır. Dış güçler bizim güçlenmemizi istemez, dış güçler bizi bir şekilde engeller, hiçbir şey bizim suçumuz değil hepsi dış güçlerin oyunu... Bursaspor'un şampiyonluğunun öncesinde de Bursa'yı şampiyon yapmayacakları söylenirdi. Ama birileri yukarıdan bir takımı şampiyon olarak atamıyor. Tüm maçlarını kazanan bir takımı kim nasıl engelleyebilir. Elbette %100 temiz bir lig yok. Ama çabalayınca hak edince her takım şampiyon olabilir. Bu böylece anlaşılmış oldu. Demek ki Bursa'nın daha önceden şampiyon olamayışının nedeni de yine önce kendisiymiş. Kendi yapması gerekenleri yapmadan başkalarına suç atanlar yerinde saymaya mahkum...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-7282440017431342295?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/7282440017431342295/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=7282440017431342295' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/7282440017431342295'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/7282440017431342295'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2010/05/hani-bursay-sampiyon-yapmazlard.html' title='Hani Bursa&apos;yı şampiyon yapmazlardı?'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-5497812328767001222</id><published>2010-04-25T15:47:00.005+03:00</published><updated>2010-04-25T16:10:14.698+03:00</updated><title type='text'>T"K"Pyi İstemiyoruz</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_H0zhzNzCFmQ/S9Q9iSsJDyI/AAAAAAAAACk/FWqyeK9o5QI/s1600/tkp-istemiyoruz.PNG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 350px; height: 358px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_H0zhzNzCFmQ/S9Q9iSsJDyI/AAAAAAAAACk/FWqyeK9o5QI/s400/tkp-istemiyoruz.PNG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5464059907249082146" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Çimlere basma Tkp&lt;br /&gt;Çimleri eziyoorsun&lt;br /&gt;Kusura bakma Tkp&lt;br /&gt;Chp'ye benziyoorsun&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;"Yurtsever Cephe"nin Akpyi istemiyoruz sayfasından inciler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="style1"&gt;&lt;span class="style2"&gt;&lt;strong&gt;Ülke düşmanı AKP’yi istemiyoruz!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="style1"&gt;&lt;span class="style2"&gt;&lt;strong&gt;Aydınlık düşmanı AKP’yi İstemiyoruz!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="style1"&gt;&lt;span class="style2"&gt;&lt;strong&gt;Cumhuriyetin tasfiyecisi AKP’yi İstemiyoruz!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="style1"  style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="style2"&gt;&lt;strong&gt;Bölünmenin tren şefi AKP’yi İstemiyoruz!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;vee...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türksolu isimli nasyonal sosyalist kılıklı faşistlerden Akp'ye övgü:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖDP AKP’ye TKP Cumhuriyet’e sahip çıkıyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;link: http://www.turksolu.org/195/ataberk195.htm&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="style1"&gt;&lt;span class="style2"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="style1"&gt;&lt;span class="style2"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-5497812328767001222?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/5497812328767001222/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=5497812328767001222' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/5497812328767001222'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/5497812328767001222'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2010/04/tkpyi-istemiyoruz.html' title='T&quot;K&quot;Pyi İstemiyoruz'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_H0zhzNzCFmQ/S9Q9iSsJDyI/AAAAAAAAACk/FWqyeK9o5QI/s72-c/tkp-istemiyoruz.PNG' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-4253944856063506440</id><published>2010-04-25T13:19:00.005+03:00</published><updated>2010-04-25T14:27:16.315+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='din'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='milliyetçilik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ırkçılık'/><title type='text'>Maymundan mı geldik?</title><content type='html'>X kişisi: Şu at&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;a&lt;/span&gt;istler ne salak insanlar. Atalarının maymun olduğunu iddia ediyorlar. Onların ataları maymun olabilir ama benimki değil. Atalarımız maymundan de&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;y&lt;/span&gt;il orta asyadan geldi nokta&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İblis, “&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ben ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın&lt;/span&gt;” dedi. (Sâd 76)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;Bu X kişisi iblis olsaydı aha bu yukarıdaki cümleyi aynen söyler miydi söylemez miydi? '&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ata&lt;/span&gt;'ist sözcüğü aynen kendisine yakışıyor. Ecdaaadımız diye söze başlamayı pek sever kendisi. Bizim atalarımıııız... Bu X kişisi ortalama Türkiye müslümanıdır. Atalrıyla övünür, ataları müslüman olduğu için müslümandır, ataları yanlış yapmaz, ataları hep en iyisidir, ataları kimseye kötülük yapmamıştır, ataları her zaman mazlumdur hiç zalim olmamıştır, ataları ermenilere, kürtlere, alevilere bir şey etmemiştir, atalarının yolundan/inancından dönmezler, atalarından böyle görmüşlerdir, Allah da bunu emreder zaten...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ata"istler laftan anlamıyor bir kaç ayet yazayım belki işe yarar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlara, "Allah'ın indirdiğine uyun!" denildiğinde, "Hayır, biz, atalarımızınkine uyarız!" derler. Peki ama, ataları bir şey anlamayan, doğru yolu bulamayan kimseler olsalar da mı? (Bakara 170)&lt;a href="http://kuran.gen.tr/?x=s_main&amp;amp;y=s_middle&amp;amp;kid=1&amp;amp;sid=7" target="_blank" class="yazi_n"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kötü bir şey yaptıklarında, "Biz atalarımızdan böyle gördük onlar da bunu yapıyordu ve Allah  bize bunu emretti" derler. De ki: "Şüphesiz, Allah kötülüğü emretmez. Siz Allah hakkında bilmediğiniz şeyler mi söylüyorsunuz"? (A'raf 28)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz Allah'ı bırakıp; sadece sizin ve atalarınızın taktığı bir takım isimlere tapıyorsunuz (...) (Yusuf 40)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun üzerine, Yeruşalem'den Ferisiler ve dinsel                yorumcular İsa'ya gelip, "Öğrencilerin neden ataların töresini                çiğniyor?" dediler... (Yeni Ahit (İncil), Matta, Bap 15, 1-2)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-4253944856063506440?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/4253944856063506440/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=4253944856063506440' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/4253944856063506440'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/4253944856063506440'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2010/04/maymundan-m-geldik.html' title='Maymundan mı geldik?'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-9174497746322157751</id><published>2010-04-17T23:54:00.004+03:00</published><updated>2010-04-18T00:26:00.792+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='film'/><title type='text'>İki film tavsiyesi</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;El Labirente del Fauno&lt;/span&gt; (Pan'ın Labirenti)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İspanyol iş savaşında bir hikaye işin görünür kısmı. Ama bu film size neyin gerçek neyin masal olduğunu sorgulatıyor. Filmin sonunda neye inandığınızı görünce kendiniz bile şaşırıyorsunuz. Bir an gerçeğin ne olduğu aklınıza geliyor ve hüzünleniyorsunuz, ama herşeye rağmen kalbiniz masalın asıl gerçek olduğuna bir kere inanmış oluyor. Masallar (ve/veya umutlar) olmasa, dünyanın gerçekten yaşanabilir bir yer olmaktan çıkacağını hissediyorsunuz. Kalpsiz bir dünyanın kalbi olsa keşke diyorsunuz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The Time Traveler's Wife&lt;/span&gt; (Zaman Yolcusunun Karısı)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zamanda yolculuk kısmı, asıl duyguyu verebilmek için bir yan araç olarak kullanılmış ve çok güzel bir araç olmuş. Aşk ve genel olarak sevgi bu kadar güzel anlatılamazdı. Her insanın gözlerini doldurmaya, biraz duygusal olanları ağlatabilmeye yetecek düzeyde duygu yoğunluğu var. Özellikle finali...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-9174497746322157751?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/9174497746322157751/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=9174497746322157751' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/9174497746322157751'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/9174497746322157751'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2010/04/iki-film-tavsiyesi.html' title='İki film tavsiyesi'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-5715519553816290729</id><published>2010-04-06T01:12:00.000+03:00</published><updated>2010-04-06T01:13:49.386+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='din'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='felsefe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='materyalizm'/><title type='text'>"Benlik" ya da "var olma bilinci" ve ruh</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: right;"&gt;uyarı: fantastik öğeler içerir :)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Teknolojinin çok fazla geliştiğini ve insan beyninin ve vücudunun işlevlerinin tamamını gerçekleştirebilen elektro-mekanik robotların icat edildiğini farz edelim. Dış görünüş olarak, verdiği tepki olarak insandan ayırt edilemesin. Robotla mı konuşuyoruz, yoksa bir insanla mı anlayamayalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle bir robotun bizim bilincimize eşdeğer bir "var olma bilinci" taşıdığı iddia edilebilir mi?&lt;br /&gt;Burada hemen akla şu soru geliyor:&lt;br /&gt;Kendimiz dışındaki insanların, tıpkı bizimki gibi bir bilince sahip olduklarını nereden biliyoruz? Her birey yalnızca kendisinin madde-dışı bir varlığa ve bilince (ruha) sahip olduğunu, etrafındaki diğer tüm insanların biyo-kimyasal bir robot olduğunu iddia edebilir. Hiç kimsenin ne düşündüğünü, ne hissettiğini (hissedip hissetmediğini de) içine girip bakamadığımıza göre gerçekte kesin olarak bilmiyoruz. Verdikleri tepkiler, konuşmaları ve davranışları yalnızca beyinlerindeki nöronların ve sinapsların vs. oluşturduğu yazılımın sağladığı şeyler olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatta bunu da geçelim. Bizim bilincimiz dışında bir gerçeklik olduğunu nereden bilebiliriz ki? Belki de evrende tek bir bilinç vardır. Kendisi dışındaki tüm gördükleri nesneler ve canlılar yalnızca onun hayalinde üretilen şeylerdir. Düşünen bir kişi yalnızca kendi varlığından emin olabilir, çünkü düşünen ve "farkında olan" birinin var olma zorunluluğu olduğu için. Bu yüzden Descartes "düşünüyorum o halde varım" demiş. Bunu, kendi bilinci dışındaki tüm varlıkların varlığından şüphe duyduğu için söylemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim dışımızdaki dünyanın varlığını ancak &lt;span style="font-style: italic;"&gt;de facto &lt;/span&gt;kabul edebiliriz. Kendi bilincimiz ve algımız dışındaki dünyayı gerçek anlamda deneyimleyemeyiz, çünkü hiçbir zaman zihnimizin/beynimizin dışına çıkamayız.&lt;br /&gt;Bilimsel dünya görüşü 'varlığın varlığını' peşinen kabul eder ve bu kabul üzerinden ilerler. Zaten bu kabulü yapmazsak felsefenin, tartışmanın, arayışın hiçbir anlamı kalmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünce ve muhakeme yani zihinsel eylemler, maddenin yani moleküller yığını olan beynin, nöronların, sinapsların ve adı her neyse tümüyle maddenin fonksiyonudur.&lt;br /&gt;Aşk, sevgi, duygusal ve bedensel acının ve hazzın hissedilmesi ise bir bakıma 'ruh'un fonksiyonuymuş gibi görünüyor. Çünkü acı çeken, üzülen, hisseden, kendi varlığının bilincinde olan moleküller, atomlar yığını... Kulağa pek hoş gelmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat şurası bir gerçek. Duygular maddeye birebir bağımlı. Hem genel anlamda hem de özel anlamda. Genel anlamda derken, insanın duygularını ve hislerini dış/maddesel dünya etkiliyor, sadece etkilemekle kalmıyor tamamen belirliyor demek istiyorum. Bedensel acı maddesel kökenli olduğu gibi sevgi de öyle, aşk da öyle. Özel anlamda derken de şunu kastediyorum. Mutluluk hormonu diye şeyler duyarız. Serotonin aslında bir nörotransmitterdir. Bir anti-depresan türü olan 'serotonin geri alınım intibitörleri' ise depresyon tedavisinde kullanılırlar ve oldukça etkindirler. İnsan bedensel bir acı çektiğinde, bu acı beynin görüntülenmesi ile anlaşılabilir. Aşık olduğunda feniletamin gibi bazı kimyasallar fazla salgılanır. Diğer tüm duygusal olayların beyinle doğrudan bir ilgisi vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben diyebilen şey... Buna ruh diyorlar. Ve 'ben' maddesel değildir deniliyor. Ama kutsal kitaplar bunun aksine,&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; siz&lt;/span&gt; topraktan yaratıldınız diyor. Siz, yani biz, yani 'ben' topraktan/maddeden yaratılmış oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Sizi topraktan yarattık, sizi oraya döndüreceğiz ve sizi bir kere daha oradan çıkaracağız.    (Kur'an, Taha 55)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="line-height: 160%;"&gt;&lt;b&gt; &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;"Bicentennial Man" filmi başta değindiğim insansı robotun  varlık bilincine sahip olup olmayacağı sorunsalına değiniyor. En sonunda mahkemeler, Andrew'in de bir ruha sahip olduğunu ve insan haklarına sahip olduğunu kabul ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan annesinin karnında gelişiyor, beyni de orada oluşuyor, bilinci de... Doğar doğmaz gelişmemiş bir robottan farksız. Kendi varlığının farkında olabilmesi için 2 sene falan gerekiyor. Bu doğal süreci gözlemlediğimizde ruh denilen şeyin madde kökenli olduğu fikri mantıklı geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;(yazıyı bir çırpıda değil kesik kesik yazdım, zaten aklımdakileri yazamama gibi bir sorunum var, böyle olunca daha da kopuk, bütüncül olmayan bir yazı çıktı ortaya. belki bi ara düzenlerim..)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-5715519553816290729?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/5715519553816290729/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=5715519553816290729' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/5715519553816290729'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/5715519553816290729'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2010/04/benlik-ya-da-var-olma-bilinci-ve-ruh.html' title='&quot;Benlik&quot; ya da &quot;var olma bilinci&quot; ve ruh'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-7867698733753592295</id><published>2010-02-16T18:11:00.004+02:00</published><updated>2010-02-16T18:15:16.213+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kapitalizm'/><title type='text'>Burjuvazinin ittiraf ettiğini bilmeyen sosyalistler</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: arial; color: rgb(255, 0, 0); font-style: italic;font-family:Arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Öte yandan; doktorlar, avukatlar, &lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;mühendisler&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;, öğretmenler,  memurlar,      aydınlar var. Bunlar da ne patron ne de işçi değiller; yani iki ana  sınıfın      dışındalar. (Bir sosyalist partinin 'eğitim dizisi'nden... )&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_H0zhzNzCFmQ/S3rERyI413I/AAAAAAAAACc/JCzTd1rEMvk/s1600-h/mhdsisc.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 202px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_H0zhzNzCFmQ/S3rERyI413I/AAAAAAAAACc/JCzTd1rEMvk/s400/mhdsisc.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5438875309799167858" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: arial; color: rgb(255, 0, 0); font-style: italic;font-family:Arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-7867698733753592295?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/7867698733753592295/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=7867698733753592295' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/7867698733753592295'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/7867698733753592295'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2010/02/burjuvazinin-ittiraf-ettigini-bilmeyen.html' title='Burjuvazinin ittiraf ettiğini bilmeyen sosyalistler'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_H0zhzNzCFmQ/S3rERyI413I/AAAAAAAAACc/JCzTd1rEMvk/s72-c/mhdsisc.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-1591357327400253016</id><published>2010-02-16T18:04:00.002+02:00</published><updated>2010-02-16T18:05:35.371+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kapitalizm'/><title type='text'>Burjuvazi bazen açık sözlüdür...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_H0zhzNzCFmQ/S3rCN8TMskI/AAAAAAAAACU/RLk6Zl62fY4/s1600-h/aciksozl.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 253px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_H0zhzNzCFmQ/S3rCN8TMskI/AAAAAAAAACU/RLk6Zl62fY4/s400/aciksozl.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5438873044784034370" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-1591357327400253016?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/1591357327400253016/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=1591357327400253016' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/1591357327400253016'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/1591357327400253016'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2010/02/burjuvazi-bazen-ack-sozludur.html' title='Burjuvazi bazen açık sözlüdür...'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_H0zhzNzCFmQ/S3rCN8TMskI/AAAAAAAAACU/RLk6Zl62fY4/s72-c/aciksozl.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-4130412456954366649</id><published>2010-01-31T23:50:00.001+02:00</published><updated>2010-02-05T14:36:46.476+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seçim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seçim tahmini'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='siyaset'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='matematik'/><title type='text'>Seçim Sonuçlarının AR Modeli</title><content type='html'>Dijital sinyal işlemede, sinyallerin AR (Auto-Regresif / Kendine Bağımlı) modeli diye bir şey var. Çok basitçe anlatmak gerekiyorsa diyor ki; AR model ile modellenen bir sinyalin n anındaki değeri o sinyalin n-1, n-2 ... ve n-M anlarındaki değerlerine bağlıdır. M burada AR modelin derecesi oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(sinyalin şimdiki değeri) = (sinyalin 1 önceki değeri) x (1. AR katsayısı) + (sinyalin 2 önceki değeri) x (2. AR katsayısı) + .... + (sinyalin M önceki değeri) x (M. AR katsayısı)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stokastik sinyaller denilen, bazen yanlış olarak deterministik olmayan sinyaller olarak açıklanan, fakat aslı sinyali determine eden şeylerin bilinememesi durumunda bu ismi alan, içinde rassal süreçler barındıran sinyalleri modellemek için en çok bu AR model yöntemi kullanılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu modelle EEG, EKG gibi biyolojik sinyaller, ses sinyalleri, TV ve radar sinyalleri, ekonomik sinyaller gibi aklınıza gelebilecek her türden stokastik sinyal modellenebiliyor. Örneğin bir ses sinyalini ele alalım. Dijital olarak kaydedilmiş bir ses sinyali, belirli zamanlarda alınan örnek değerlerini barındırır. 12, 13 15, 7, 9 gibi sayısal değerler... Bir ses sinyalinin M. derece AR modeli oluşturularak n. örnek değeri n-1, n-2 .. n-M değerlerini kullanarak tahmin edilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deterministik bir sinyali  bir adaptif filtre algoritması olan &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Least_mean_squares_filter#Normalised_least_mean_squares_filter_.28NLMS.29"&gt;NLMS &lt;/a&gt;algoritması ile modelleyelim. Örneğin sinuzoidal bir sinyal... Aşağıdaki grafikteki mavi renk orijinal sinyali, üzerindeki kırmızı noktalar ise tahmin edilen değerleri temsil ediyor. Burada 2. dereceden AR model kullanıldı. Yani sinyalin &lt;span style="font-style: italic;"&gt;şimdiki &lt;/span&gt;değerini tahmin etmek için  yalnızca sinyalin &lt;span style="font-style: italic;"&gt;bir önceki&lt;/span&gt; ve&lt;span style="font-style: italic;"&gt; iki önceki&lt;/span&gt; değerleri kullanıldı.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_H0zhzNzCFmQ/S2Xu2vYNXTI/AAAAAAAAACM/EM9pRmZiQjU/s1600-h/sin.jpeg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_H0zhzNzCFmQ/S2Xu2vYNXTI/AAAAAAAAACM/EM9pRmZiQjU/s400/sin.jpeg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5433011149690723634" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bir ses sinyalinin 2. dereceden AR modeli oluşturulduğunda, orijinal ses sinyali ve tahmin edilmiş ses sinyalinin grafikleri şu şekilde oluşuyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_H0zhzNzCFmQ/S2XrbP5COnI/AAAAAAAAAB8/thTntKY00V0/s1600-h/ses.jpeg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_H0zhzNzCFmQ/S2XrbP5COnI/AAAAAAAAAB8/thTntKY00V0/s320/ses.jpeg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5433007378847119986" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Sesleri dinlediğimizde (burada örnek aldığım ses '&lt;span style="font-style: italic;"&gt;thank you&lt;/span&gt;' idi) modellenen sinyal ile orijinal sinyalin neredeyse hiç bir farkı olmadığı duyuluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi gelelim seçim sonuçlarına... Seçim sonuçları da stokastik bir sinyaldir. Yani bilinmeyen ve / veya hesaba dahil edilemeyen bir çok parametreye göre değişir. En basit modelleme yöntemi AR modeldir. Seçim sonuçları AR modele ne kadar çok uyuyorsa, o kadar gerçeğe yakın tahminler yapılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2002'den bu yana yapılan 4 adet genel ve yerel seçimler kullanılarak, partilerin bir sonraki seçimde alacakları oy oranları NLMS algoritmasında adım parametresi 1 olarak alındığında 2. dereceden AR model kullanılarak şu şekilde tahmin edilmiştir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;AKP: 36.9&lt;br /&gt;CHP: 25.9&lt;br /&gt;MHP: 19.5&lt;br /&gt;BDP: 5.9&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;1. dereceden AR model ile;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;AKP: 32.3&lt;br /&gt;CHP: 25.6&lt;br /&gt;MHP: 18.2&lt;br /&gt;BDP:7.6&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;3. dereceden AR model ile;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;AKP: 39.5&lt;br /&gt;CHP: 24.5&lt;br /&gt;MHP: 19.6&lt;br /&gt;BDP: 5.3&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bu tahminlerde yalnızca 4 adet geçmiş değerin olması tahminin sağlıklılığı açısından çok büyük bir dezavantajdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-4130412456954366649?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/4130412456954366649/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=4130412456954366649' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/4130412456954366649'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/4130412456954366649'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2010/01/secim-sonuclarnn-ar-modeli.html' title='Seçim Sonuçlarının AR Modeli'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_H0zhzNzCFmQ/S2Xu2vYNXTI/AAAAAAAAACM/EM9pRmZiQjU/s72-c/sin.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-8395892083494759596</id><published>2010-01-21T15:10:00.000+02:00</published><updated>2010-01-21T15:10:52.354+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='devlet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='akp'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='devrim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sınıf çelişkisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kemalizm'/><title type='text'>Devrim İyidir ve AKP</title><content type='html'>Kasdettiğim devrim, bir grup kerameti kendinden menkul devrimcinin çıkıp halkı adam etmesi değil. Devrim dediğim şey, halkın bir grubunu oluşturan siyasal ya da sosyo-ekonomik sınıfın veya sınıfların, iktidarı hal-i hazırda elinde bulunduran siyasal ya da sosyo-ekonomik sınıftan almasıdır. Devrimi büyük kitleler, sınıflar yapar, bir grup ultra bilinçli, elit devrimci değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin, bir ülkede birileri çıkıp biz çağdaş uygarlık düzeyini yakalayacağız, bu yüzden devlet gücünü ele geçireceğiz, halkın cahil kesimlerine rağmen bir anda, bir hükümet darbesiyle başa geleceğiz, kendi doğrularımızı dayatacağız; işte bu devrimdir diyebilirler. Bu anlayış yeni değil. Devrimi bunun gibi bir şey sanan Blanqui'nin anlayışını Engels şu şekilde özetliyor ve bu 'devrimci' anlayışın sonucunun ne olacağını gösteriyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Blanqui, her devrimi, küçük bir devrimci azınlığın ani bir darbesi olarak gördüğünden, bundan çıkan doğal sonuç, böyle bir şeyin başarısının kaçınılmaz sonucunun bir diktatörlüğün kurulması olduğudur: şurasi iyice anlaşılmalı ki, tüm devrimci sınıfın, proletaryanın değil, ayaklanmayı gerçekleştiren ve ilkin bizzat kendileri bir-iki kişinin diktatörlüğü altında örgütlenmiş az sayıda kişinin diktatörlüğü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;"Hükümet darbesi" ile devrim apayrı şeylerdir. Birincisinde ufak bir azınlık kendi doğrularını kendileri hariç herkese dikte etmeye kalkar. İkincisinde ise&lt;span style="font-style: italic;"&gt; &lt;/span&gt;çıkarları bakımından aralarında uzlaşmazlık bulunan iki gruptan, baskı altında olan; iktidarın sahibi olanı iktidardan indirir. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Sözü fazla uzatmadan Türkiye'ye ve AKP'ye gelelim. Türkiye'de iktidar kim? Sosyo-ekonomik sınıf olarak iktidar kimde, hangi sınıfta? Bu soruyu anlamsız bulanlar olabilir. İktidar herhangi bir sınıfta değil, halk tarafından seçilen bir partide veya tüm halkın hizmetinde olan kurumlarda diyenler olabilir. Öyleyse neden hala asgari ücret 560 küsur lira? Neden işsizlik %15'i buluyor, neden işçiler uzun saatler çalışıyor ve hala patronlarına nispeten yoksullar? Neden ömrü boyunca hiç çalışmasa bile torunlarına bile yetebilecek servete sahip olanlar var? Sınıf çelişkisi gizlenemeyecek bir biçimde gözümüzün önünde duruyor. İktidar ise burjuvazide. Bu genel çerçeve. Hangi parti, hangi kurum, hangi "çağdaş veya gerici" odaklar gelirse gelsin bu durum değişmeyecek, çünkü hepsi burjuvazinin partisi, burjuvazinin kurumu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye ve AKP'den bahsedeceksek, iktidarın burjuvazinin hangi kesiminde olduğunu da irdelememiz gerekiyor. Çünkü güncel siyasi tüm tartışmalar (darbe planları, irtica, şeriat geliyor korkusu, açılım, v.s.) gösteriyor ki çıkarları birbirinden farklı iki grup var. Yoksa sorun sadece &lt;span style="font-style: italic;"&gt;hepimiz için en iyisi nedir&lt;/span&gt; tartışması değil. Tartışma, hepimiz için aynı şeyin iyi olmamasından kaynaklanıyor. Bir grup için iyi olan (örneğin özelleştirme) bir grubun çıkarlarını zedeliyor.&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;Bu çatışan iki gruptan birincisi, AKP'nin felaket getirdiğine inanıyor. Şurası iyi bilinmeli ki, tüm halk için değil sadece kendileri için felaket. Çünkü bu grup tam olarak ifade edilmesi gerekirse aristokratik burjuvazi. Aristokrasi demek, siyasal eşitsizlik demektir, siyasi olarak üstün olan ayrıcalıklı olan demektir. İşte bu aristokratik burjuvazi, asker-sivil bürokrasiye dayanır. Darbe bunlara göre iyi bir şey olabilir. Özelleştirmeler ise şüphesiz vatanı satmaktır. Tabi ki işçilerin sosyal hakları törpülenecek diye değil, kendi ayrıcalıklarına halel gelecek diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci grup ise, artık kendilerini koruyup kollayan, büyüten yürüten bir bürokrasi istemiyor. Çünkü bürokrasi (ordu-yargı vb.) normal demokratik ülkelerde burjuvazinin memurları. Burada ise aristoklaşmışlar, kendilerine ayrıcalıklar yaratmışlar. Burjuvazi, artık dışa açılmak istiyor, normalleşmek istiyor. Bu yüzden bürokrasiyi amir durumundan memur durumuna indirmek istiyor. Şimdilik bu grubun yani liberal-burjuvazinin güvenebileceği tek parti var o da AKP.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi gelelim devrim meselesine. Devrim iyidir demiştim. İkinci grubun en güvendiği parti (AKP) devrimci (sosyalist devrimci değil tabi demokratik devrimci) olsa nasıl olurdu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ergenekon davasında, madem dabecilikle yüzleşiyor, önce kendisine e-muhtıra verenleri bir güzel yargılardı, 12 Eylül'ü gerçekleştirenler ressam olacağına devlet tarafından besleniyor olurdu.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;- Eğer bu parti devrimci olsaydı açılımı eline yüzüne bulaştırmazdı. Başta dediğim gibi, devrim bir grubun yapacağı iş değil. Büyük kitlelerin mücadelesi ve desteği gerekiyor. AKP ise şimdiye kadar pompalanan şovenist-milliyetçi zehirden etkilenen halkın geri kafalılığı yüzünden kürt sorunu konusunda adım atmaya korkuyor. Çünkü kendini halkla bütünleşik göremiyor, çünkü devrimci değil.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;- Bu partinin geçmişteki benzeri yani Demokrat Parti devrimci olsaydı, bu partinin lideri darbeciler tarafından asıldığında, Öcalan'ın odasının 17 cm^2 küçülmesi iddiası ile çıkan olayların 1000 katı çıkardı. Ama bu parti de o parti de devrimci değil. Halkla bütünleşik değil. Tayyip -Allah korusun :) - bir darbe sonrası yargılansa ve idama mahkum edilse halk onu kurtarabilir mi?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;Bu parti devrimci bir parti olsaydı, e-muhtıra olayından sonra sokaklarda türlü türlü eylemler görmemiz gerekirdi. Arınç'a suikast iddiası var ama halktan buna ne? AKP gider JKP gelir, o gider QKP, o gider WQP partisi iktidar olur. Ama hiçbir zaman muktedir olamaz. Devrimsiz iktidar değişmez, devrimsiz demokrasi gelemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak devrim iyidir, AKP de AKP'liler de bir şeyleri değiştirmek istiyorlarsa devrimci olmalılar...&lt;br /&gt;Olabilir mi sorusu ayrı bir konu, bu denklemde işçi sınıfı da küçük-burjuvazi de yok. Dar çerçevede bir deneme yapmak istedim sadece...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca &lt;a href="http://proletarya.blogspot.com/2009/11/turkiyede-partiler-ve-snflar.html"&gt;Türkiye'de Partiler ve Sınıflar&lt;/a&gt; yazısına da bi göz gezdirebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Marksist Tutum&lt;/span&gt;'da &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Mehmet Sinan&lt;/span&gt;'ın &lt;a href="http://www.marksist.com/mehmet_sinan/modernlesen_despotizmin_sivillesme_sancisi.htm"&gt;Modernleşen Despotizmin Sivilleşme Sancısı&lt;/a&gt; isimli 13 bölümlük yazı dizisini şiddetle tavsiye ederim. Girişi şöyle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Kendisini dünyaya 'parlamenter demokratik' bir rejim olarak tanıtan Türkiye’deki burjuva rejimin, Batı’ya kıyasla sergilediği bu anormallik ve çarpıklıklar, özellikle AB süreci başladığından bu yana, hem içerde hem de dışarda iyice göze batar olmuştur. Gerçekten de bu ülkede asker-sivil yüksek bürokrasinin siyasal iktidar mekanizması içinde sahip olduğu özgül konumun (ya da statünün), Batı’nın burjuva parlamenter rejimlerinde görev yapan bürokrasinin konumundan oldukça farklı ve oldukça fazla bir şey ifade ettiği çok açıktır. Acaba bu farklılık nereden kaynaklanmaktadır? Bu soruyu sağlıklı bir şekilde yanıtlayabilmek için, bizdeki asker-sivil yüksek bürokrasinin (aristokratik bürokrasi de diyebiliriz buna) tarihi köklerine inmek ve bu sosyal kategorinin Osmanlı’dan Cumhuriyete uzanan tarihsel süreçteki serüvenine biraz daha yakından bakmak gerekiyor. Bu aynı zamanda, Türkiye ile Avrupa kapitalizminin tarihsel gelişme farklılıklarını anlamamız bakımından da önemli ipuçları sunacaktır bize.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-8395892083494759596?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/8395892083494759596/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=8395892083494759596' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/8395892083494759596'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/8395892083494759596'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2010/01/devrim-iyidir-ve-akp.html' title='Devrim İyidir ve AKP'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-7375594584011041486</id><published>2010-01-18T18:56:00.004+02:00</published><updated>2010-01-18T23:27:13.703+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mim'/><title type='text'>Politik Mimlenmişim</title><content type='html'>&lt;a href="http://zihniorer.blogspot.com/"&gt;Zihni bey&lt;/a&gt; beni mimlemiş. Blog aleminde yeni değilim ama pek aktif de değilim. Mim de ne ki diye düşünürken anlamam pek zor olmadı :p&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurallar şöyleymiş:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;* Mimi gönderen bloga link veriyorsunuz.&lt;br /&gt;* Üç kişiyi mimliyorsunuz ve mimlediğiniz kişinin bloguna not bırakıyorsunuz. ('Ortaya bıraktım, isteyen alsın.' demiyorsunuz.) Ayrıca olabildiğince bu konuda mimlenmemiş blogları seçmek için özen gösteriyoruz.&lt;br /&gt;* Mimlediğiniz blogların da linkini veriyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;Sorular şunlar:&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;1) Dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda ne düşünüyorsunuz?&lt;br /&gt;2)Seçim barajı kaldırılsın mı? Neden?&lt;br /&gt;3)Adayların belirlenmesinde nasıl bir yöntem uygulansın?&lt;br /&gt;4)Yargı bağımsızlığı sizin için ne anlam taşıyor?&lt;br /&gt;5) (Beşinci soruyu siz belirlemek durumunda olsaydınız neyi öğrenmek isterdiniz?)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cevaplarım da şöyle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) &lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda ne düşünüyorsunuz?&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;Dokulmazlık konusu öyle basit değil Türkiye'de.&lt;i&gt;&lt;b&gt; &lt;/b&gt;&lt;/i&gt;Darbelerin sıradan şeyler olduğu bir ülkede yaşıyoruz. 301. madde gibi düşünce ve ifade özgürlüğünü sınırlandıran birçok yazılı ve yazılı olmayan kurallarımız var. Yargı bağımsızlığının olduğu ise kimse söyleyemez. Böyle bir ortamda dokunulmazlıkların tamamen kalkmasını savunmak pek mümkün değil. Dokunulmazlık varken bile partiler kapatılıp milletvekilleri hapse gönderilebiliyor. Bu koşullar altında dokunulmazlıkların tamamen kaldırılması ile parlementarizmin işlememesine, ülkenin daha çok 'hakimler hükümeti'ne dönüşmeyeceğine kim garanti verebilir. Eski DTP'li vekillerin ifade krizini hatırlayalım. Adamlar haklı olarak milletvekili olduğumuz sürece bize dokunamazsınız diyerek ifade vermeye gitmemişlerdi. Sonra milletvekillikleri ve dolayısıyla dokunulmazlıkları düşen 2 vekil ifade verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;2)&lt;/span&gt; &lt;i&gt;&lt;b&gt;Seçim barajı kaldırılsın mı? Neden?&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;Kaldırılsın. Dar bölge sistemi gibi bir sistem uygun olabilir.&lt;br /&gt;Seçim barajının bir çok nedeni vardır mutlaka ama şimdi aklıma gelen 2 tanesini yazayım:&lt;br /&gt;1- 'Marjinal' denilen muhalif partilerin sesleri fazla çıkmasın, muhalefet güçlenmesin, sistem tehlikeye girmesin diye.&lt;br /&gt;2- Parti içi demokrasinin olmadığı partilerin, seçim barajı yüzünden küçük partilere oy veremeyen seçmen tarafından 'başkana rağmen' seçilerek, oy kaybetmemesi için.&lt;br /&gt;Demek ki seçim barajı, sisteme; 'parti ağalarına' ve diğerlerine yarıyor, bana bi faydası yok. &lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;3)&lt;/span&gt;&lt;i&gt; &lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Adayların belirlenmesinde nasıl bir yöntem uygulansın?&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;Düzen partileri adaylarını nasıl belirlerse belirlesin. Ben bir şeyler önersem de beni karıştırmazlar zaten kendi işlerine.&lt;i&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;Benim destekleyebileceğim partiler için adayın zeki, çevik ve ahlaklı olanını öneririm :)&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;4)&lt;/span&gt; &lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Yargı bağımsızlığı sizin için ne anlam taşıyor?&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;Benim için devlet denilen kurum tüm toplumun hizmetinde olan, tüm toplumu temsil eden bir kurum değil. Devletin iki yönü var.&lt;br /&gt;1- Toplumda farklı çıkarlara sahip sosyo-ekonomik ve siyasal çıkar gruplarının çatışmalarını, toplumu yok olmaktan koruyacak şekilde sınırlandıran , makul düzeye indirgeyen denge unsuru.&lt;br /&gt;2- 1.'ye paralel olarak bir sınıfın diğeri üzerindeki baskı ve egemenlik aracı.&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;Yargı, devletin bir fonksiyonu olarak düşünülürse, burjuvaziden bağımsız değildir. Ancak Türkiye'de burjuvaziye de değil, burjuvazinin bir kesimi olan aristokratik burjuva diyebileceğim asker-sivil bürükrasiye bağımlıdır. &lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;Bu bağımlılığın kırılması için &lt;span style="font-style: italic;"&gt;şöyle yapmak lazım böyle yapmak lazım&lt;/span&gt; gibi fikir bildirimleri hiçbir sonuç getirmeyecektir. Çünkü bu bağımlılık toplumun her kesimi için değil bir kesimi için kötü, diğer kesimi için de iyidir. Toplumun bir kesimi yargının bağımsız olmasını ister, diğer kesimi ise buna direnir.&lt;br /&gt;Tüm siyasal sorunlarda bu noktayı iyi anlamak gerekir. Siyaset çıkar çatışması, sınıf çatışmasıdır. Herkes için iyi olan diye bir şey yok. Bu yüzden siyaseti&lt;span style="font-style: italic;"&gt; herkes için iyi olanın belirlenmesi&lt;/span&gt; olarak algılamak yanlış.&lt;i&gt; Siyaset çıkar/sınıf çatışmasıdır ve yoksulların/emekçilerin işçi sınıfının kendi çıkarlarını dayatabilmesi için örgütlenmesi gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;5) Zihni Bey'in sorduğu 5. soru, ben de aynı soruya gelecek cevapları merak ediyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Günümüzde en zengin olanların en akıllılarıyla, en yoksulların en akıllılarından beşer kişiyi bir adaya bıraksalar, herkese eşit koşullarda araç gereç sağlasalar. 10 yılda hangi gurubun gelir durumu daha yüksek olurdu? (akıl yürütmek)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cevaba etki edecek iki etmen var:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Fakirler, çalışmayı sevmedikleri için, aptal oldukları için fakir değiller. Tam tersine en ağır işlerde çalışanlar yine fakir. Yani&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; kim fakirse çalışmak zorunda, kim zenginse onun çalışmasına gerek yok. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Adaya bırakılan fakir grup, zengin gruba nispeten çalışmaya alışkın. Bu onların avantajı. Zenginler çalışmaya alışkın olmadıkları için çalışmak onlara çok zor gelecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Fakirler 10 üretiyorlarsa bazen 5'ini bazen daha da fazlasını patronları ile paylaşmak zorunda kalıyorlar. Adadaki nisbi üretimleri, bir patronları olmadığı için aynı miktarda çalışmalarına karşın daha fazla olabilecek. Fakirler zaten fakirlerdi, daha çok kazanma hırsına sahip olmayacaklar. Yaşamlarını sürdürebilecekleri kadar çalışmak onlara yetecek.&lt;br /&gt;Zenginler ise başta çok zorlanacaklar, fakat artık bi şekilde çalışmaya alıştıklarında kendilerine yetecek kadar üretebilmelerine karşın hala tatmin olmayacaklar. Eski durumları onlar için referans noktası oluşturacak. Hep daha fazlasını isteyecekler ve belki bu yüzden çok çalışacaklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belli olmaz...&lt;br /&gt;Yani 10 sene sonunda kesinlikle fakirler daha iyi gelir durumunda olurlardı diyemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Bir ek soru:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;6-Bir toplum kapitalist sınıfsız mı asla yaşayamazdı,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Emekçi sınıfsız mı asla yaşayamazdı..?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi ki emekçi sınıfsız... Kapitalist sınıfsız ise daha iyi yaşar :)&lt;br /&gt;Emekçi sınıf olmasa kapitalistler kimi çalıştıracaklar fabrikalarda? Kendileri çalışacaksa artık onlar kapitalist olmazlar zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm soruları cevaplandırdıktan sonra sıra birilerini mimlemeye geldi... Kimi mimlesem bilemedim şimdi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşağıdaki arkadaşları mimlemiş olayım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://antiotoridan.blogspot.com/"&gt;Antiotoridan&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://ser1983.blogspot.com/"&gt;Shere Khan&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://saldiray2.wordpress.com/"&gt;Saldıray&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-7375594584011041486?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/7375594584011041486/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=7375594584011041486' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/7375594584011041486'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/7375594584011041486'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2010/01/politik-mimlenmisim.html' title='Politik Mimlenmişim'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-3473175747587486587</id><published>2010-01-17T01:18:00.001+02:00</published><updated>2010-01-17T01:30:32.542+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sınıf çelişkisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='demokrasi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='milliyetçilik'/><title type='text'>Başkasını Ezen Özgür Olamaz</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Başka ulusu ezen bir ulus özgür olamaz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;K. Marx&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de halkın çoğunluğunu oluşturan işçi sınıfının durumu gerçekten çok kötü. İşsizlik, düşük ücretler, fazla çalışma saatleri, gelir dağılımındaki adaletsizlik... Peki bu halkın çoğunluğunu oluşturan işçi sınıfının gündeminde ne var?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük bir kısmı ülkemiz bölünecek, kürtler vatanımızı elimizden alacak diyor. Kürtlere ve diğerlerine karşı linç girişimlerini TV ekranından izleyip&lt;span style="font-style: italic;"&gt; iyi olmuş hadlerini bildirmişler&lt;/span&gt; diyor.&lt;br /&gt;Bir kısmı da dinsizler dinimizi elimizden alacak, misyonerler bizi hristiyanlaştıracak diye kaygılanıyor.&lt;br /&gt;Küçük bir kısmı da laikliğimiz elden gidecek, ülkemize irtica gelecek diye kaygı içerisinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşçi yığını, sınıfın birazcık örgütlü kesimi eylem veya grev yapınca onlara vatan haini diyor, bölücü diyor, düzen bozucu, fitneci diyor. İşçiler grev yapınca vatandaş madur oluyormuş. Örneğin Telekom grevinde interneti bir kaç kere kesilen bir 'vatandaş' işçilere sövmeye başlıyor. Ama bu akılsız 'vatandaş'ın aklına şimdiye kadar internetinin kesilmemesi için uğraşan işçilerin ne istediğini anlamak, kapitalistin işçilerin isteklerini yerine getirmediği için kendisinin mağdur olduğu görmek gelmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşsizlik %15'e dayandı, buna rağmen hala günde 10-12 saat eşşek gibi çalıştırılan işçi bunu düzeltmek için hiçbir şey yapmıyor. Ama gel kürtleri  linç ediyoruz desek koşa koşa gelir.&lt;br /&gt;Bir kapitalist, bazen bir akşam yemeği için kendisinin 10 günde harcadığı parayı harcıyor. Aklına bunu sorgulamak gelmiyor. Ama kürtçe TV açılacağını duyduğunda sövmeye başlıyor.&lt;br /&gt;Örnekleri çoğaltmak mümkün...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marx, başkasını ezen özgür olamaz diyor ben de ekliyorum: Başkasını ezenin, ezmeye çalışanın, başkasının ezilmesine göz yumanın özgür olmaya hakkı yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey işçi, sen eşşek olursan semer vuran çok olur. Başkasını nasıl ezebilirim diye kafa yoracağına ben ezilmekten nasıl kurtulurum diye düşün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşçiler ya sınıf bilincine sahip örgütlü bir sınıf olacaklar ya da bilinçsiz, örgütsüz, sömürülen, ezilen, uzun ve ağır çalışma şartlarında çalışmak zorunda kalan, kapitalistin kazancına oranla yok denebilecek bir ücret alan yığınlar olmaya müstehaklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşçi sınıfını kurtaracak olan kendi kollarıdır. Uyduruk sosyalist örgütler ya da devletçi, memurcu, bürokratizme batmış sendikaların getirebileceği ufacık faydayı işçiler hak etmiyorlar, ki zaten istemiyorlar da...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-3473175747587486587?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/3473175747587486587/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=3473175747587486587' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/3473175747587486587'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/3473175747587486587'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2010/01/baskasn-ezen-ozgur-olamaz.html' title='Başkasını Ezen Özgür Olamaz'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-5430294198881153612</id><published>2010-01-10T05:15:00.000+02:00</published><updated>2010-01-11T05:15:36.129+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyalizm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='orak-çekiç'/><title type='text'>Orak - Çekiç</title><content type='html'>Orak-çekiç simgesi ilk olarak Rusya sosyalist hareketinde ortaya çıktı. Daha önceki sosyalist hareketlerdeki genel simge yalnızca kızıl bayraktı. 'Orak-Çekiç' 20. yy Rusya koşullarının sosyalizminin yansıtıyor. Rusya'da kapitalizmin Avrupa'daki gibi gelişmediği biliniyor. Proletarya toplumun büyük çoğunluğunu tek başına değil, ancak topraksız köylülerle ittifak halindeyken sağlayabiliyordu. Bu yüzden Rus sosyalizmi işçi-köylü ittifağının sembolü olarak Orak-Çekiç sembolünü kullanmıştır. Egemen sosyalizm ya da reel sosyalizm, bu sembolü SSCB'nin bir sembolüne dönüştürdüğü için, orakç-çekiç komünizmin genel geçer bir sembolü olagelmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak günümüzde işçi-köylü ittifağı, yalnızca 20. yy Rusya'sının özel koşulları çerçevesinde geçici bir durum olarak değerlendirilmeli. Köylü sınıfı, gelişen kapitalizm karşısında erimiş ve çoğunlukla tarım proletaryasına katılmıştır. Sosyalizmin dayanacağı yegane sınıf işçi sınıfıdır. Bu yüzden bu sembol yerine başka sembollerin kullanılması daha uygundur. Kafa ve kol emeğinin birliğini temsilen aşağıdaki sembol uygun olabilir. Kafa emeğini kalem, kol emeğini de anahtar temsil ediyor. Yumruk ise isyanı temsil ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;(bahsettiğim sembolü bulamadım kendim çizmeye kalktım böyle oldu)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_H0zhzNzCFmQ/S0qXgVzUyiI/AAAAAAAAAB0/7JG4A3HVHdM/s1600-h/symbol.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 293px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_H0zhzNzCFmQ/S0qXgVzUyiI/AAAAAAAAAB0/7JG4A3HVHdM/s320/symbol.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425315282985208354" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-5430294198881153612?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/5430294198881153612/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=5430294198881153612' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/5430294198881153612'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/5430294198881153612'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2010/01/orak-cekic.html' title='Orak - Çekiç'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_H0zhzNzCFmQ/S0qXgVzUyiI/AAAAAAAAAB0/7JG4A3HVHdM/s72-c/symbol.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-8868457010897409078</id><published>2010-01-04T21:03:00.003+02:00</published><updated>2010-01-04T21:10:43.029+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='türban'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='chp'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kemalizm'/><title type='text'>Şeriatçı Baykal</title><content type='html'>'Laikçi' kesim ve tabi Baykal, türban sorunu konusunda mutlaka şu argümana başvururlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Türban Kur'an'da yok ki... Onun için yasak olabilir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yani? Siyasal bir konuda, 'devlet işlerini' ilgilendiren bir konuda neyin yasak olup neyin olamayacağına Kur'an'da veya Tevrat'ta veya herhangi bir 'kutsal' kitapta yazıp yazmadığına göre mi karar vereceğiz? Kur'an'da türbanın gerekliliği yazsaydı 'kamusal alanda' yasak olmasını savunmayacağınızdan hareketle, Kur'anda yazan her şeyi kabul ediyoruz anlamı çıkmaz mı buradan?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bi tutarlı olun diyeceğim ama nerdeee. Takılın siz öyle...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-8868457010897409078?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/8868457010897409078/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=8868457010897409078' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/8868457010897409078'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/8868457010897409078'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2010/01/seriatc-baykal.html' title='Şeriatçı Baykal'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-4469304591705790312</id><published>2010-01-03T22:13:00.008+02:00</published><updated>2010-01-03T22:44:13.722+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kapitalizm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='marksizm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='matematik'/><title type='text'>Türkiye'de Artı-Değer Oranları</title><content type='html'>Bir önceki &lt;a href="http://proletarya.blogspot.com/2010/01/turkiyede-ortalama-emek-somurusu-oran.html"&gt;yazıda  &lt;/a&gt;Türkiye'deki ortalama emek sömürüsünü hesaplarken, farklı ücret alan işçilerin yarattıkları toplam değer ile aldıkları ücret arasındaki ilişkiyi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yaratılan toplam değer = 2470*karekök(ücret/870)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;olarak almıştım. Burada 2470 sayısı, 870 lira ücret alan işçinin ortalama ürettiği değerdi. Yüksek ücret alan işçinin işgücü için arz-talep dengesizliği, aldığı ücretle yarattığı toplam değer arasındaki ilişkinin lineerliğini bozan bir etken olarak düşündün ve bu ilişkinin&lt;span style="font-style: italic;"&gt; a priori&lt;/span&gt; karekök ile sağlandığı düşündüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artı-değer oranı ile ilgili başka bir araştırmayı göz önüne alarak bu ilişkinin nasıl olduğunu daha net yazabiliriz.&lt;br /&gt;A. Tonak'ın yazmış olduğu &lt;a href="http://www.iscimucadelesi.net/index.php?option=com_content&amp;amp;task=view&amp;amp;id=386&amp;amp;Itemid=44"&gt;Brisa'da Artık Değer&lt;/a&gt; isimli yazıdan, 2800 lira ücret alan bir işçi için artı-değer oranının %146 olduğunu görüyoruz. Buna göre yaratılan toplam değerle ücret arasınedaki ilişki şu şekilde revize edilebilir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yaratılan toplam değer = 2470*(ücret/870)^n, burada n'i bulmak istiyoruz. Brisa'daki değerleri yerine yazarsak;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ytd = 2800*2.46 = 6888, ücret = 2800&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6888 = (2800/870)^n&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;her iki tarafın logaritmasını alırsak n = 0.87 olarak buluruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece ücret / artı-değer oranı grafiğinde hem benim örneğimdeki bir tekstil fabrikası hem de Brisa için gerçek değerler simülasyon ile örtüşür. İşçinin aldığı ücret ile yarattığı toplam değer ilişkisinin piyasa tarafından lineerliğe yakınlaştırıldığını görmüş oluruz. Bunun sebebi;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüksek ücret alan bir işçinin işgücüne, -eğer daha fazla değer yaratıyorsa- daha fazla talep olacak, yine bu iş diğer işlere göre daha zorsa ve yoğunsa, bu türde bir işgücünün arzını azaltacaktır. Buna göre piyasada daha fazla değer yaratan işgücüne ödenen ücret de artacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna göre yeni grafikler şöyle olmaktadır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_H0zhzNzCFmQ/S0EAMiasANI/AAAAAAAAABc/P8MKnk4Lni0/s1600-h/so.jpeg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_H0zhzNzCFmQ/S0EAMiasANI/AAAAAAAAABc/P8MKnk4Lni0/s400/so.jpeg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5422615641727959250" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center; font-style: italic;"&gt;(resimleri büyütmek için üzerine tıklayınız)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_H0zhzNzCFmQ/S0EATy2darI/AAAAAAAAABk/f8yvzMk42us/s1600-h/iyd.jpeg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_H0zhzNzCFmQ/S0EATy2darI/AAAAAAAAABk/f8yvzMk42us/s400/iyd.jpeg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5422615766398495410" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-4469304591705790312?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/4469304591705790312/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=4469304591705790312' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/4469304591705790312'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/4469304591705790312'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2010/01/turkiyede-art-deger-oranlar.html' title='Türkiye&apos;de Artı-Değer Oranları'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_H0zhzNzCFmQ/S0EAMiasANI/AAAAAAAAABc/P8MKnk4Lni0/s72-c/so.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-3706138123714180007</id><published>2010-01-03T01:48:00.005+02:00</published><updated>2010-01-03T22:46:26.194+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kapitalizm'/><title type='text'>Türkiye'de Ortalama Emek Sömürüsü Oranı</title><content type='html'>Önce bazı temel kavramlara kısaca değinmek gerekiyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic; color: rgb(204, 0, 0);"&gt;Meta&lt;/span&gt;: Arapça kökenli bir sözcük. Meta' şeklindeki yazımı daha doğru olanı. ( &lt;span style="font-size:130%;"&gt;متاع &lt;/span&gt; ) İngilizcesi commodity... Eşya, ürün, mal gibi anlamlara geliyor. Kapital'in tüm türkçe çevirilerinde meta olarak geçiyor. Ancak günümüz türkçesinde pek kullanılmıyor. Her neyse...&lt;br /&gt;Meta kapitalist ekonominin temelidir. En geniş anlamıyla, para karşılığında alınıp satılabilen her şey metadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold; color: rgb(204, 0, 0);"&gt;Metaların değişim değeri: &lt;/span&gt;Metalar pazarda birbirlerinden farklı fiyatlara satılırlar. Örneğin bilgisayar 1500 lira, ayakkabı 50 lira vs... Metalara değerini veren şey ne olabilir? İşe yarar olmaları mı? Yani hangi metaya daha fazla ihtiyacımız varsa onun değişim değeri daha fazla mı olur? Eğer böyle olsaydı en pahalı metanın hava ve su olması gerekmez miydi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Metaların değişim değerleri ne kadar zor üretildikleri ile ilgilidir. 1 bilgisayar üretene kadar, aynı yoğunlukta ve sürede emekle 30 tane ayakkabı üretilebiliyorsa, bu iki metanın değişim değerleri oranları 1/30 olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha basit bir ifade ile metaların değişim değerleri, içinde bulundukları emek-zamanı ile orantılıdır. Daha doğrusu yeniden üretilebilmeleri için gereken emek-zamanı...&lt;br /&gt;Bir ayakkabı 2 saatte üretilmişken, yeni bir makine çıkar ve artık aynı ayakkabı 1.5 saatte üretilebilirse eski üretilen ayakkabının değeri de ona göre yeniden değişir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Metaların fiyatları, değerlerinin üzerinde veya altında olabilir. Pazarda fiyatı belirleyen alıcılar ile satıcılar arasındaki rekabettir. Bu rekabet üç türlü gerçekleşir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=""&gt;1-&lt;span style=""&gt;     &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;Satıcıların kendi arasındaki rekabeti: Bir metaı birden fazla kişi satmak isterse daha ucuza satan amacına ulaşabilecektir. Bu durum metaların pazar fiyatını düşürür. Ayrıca daha az bulunan metaların daha pahalı, daha fazla bulunan metaların daha ucuz olmasına sebep olur.   &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 36pt; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;span style=""&gt;2-&lt;span style=""&gt;     &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;Alıcıların kendi arasındaki rekabeti: Bir metaı birden fazla kişi satın almak isterse daha fazla ödeyen amacına ulaşır. Dolayısıyla alıcılar arasındaki rekabet fiyatların artmasına sebep olur.   &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt; &lt;span style=""&gt;3-&lt;span style=""&gt;     &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;Alıcılar ile satıcılar arasındaki rekabet: Alıcılar daha ucuza almak isteyecek, satıcılar da daha pahalıya satmak isteyecektir. Bu çekişme diğer iki rekabete bağlı olarak fiyatı belirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu rekabet ya da arz talep denilen şey metaların bazen değerlerinin üzerinde bazen altında satılmalarını sağlar ama ortalama olarak metalar kendi değerlerinden yani ne kadar zor üretilebildikleri ile orantılı olarak yani yeniden üretilebilmeleri için gerekli emek-zamanına bağlı olarak diğer metalarla değiştirilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0); font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Emek gücü metaı ve artı değer: &lt;/span&gt;Emek gücü, kapitalizmde para ile satılan bir metadır. İşçi emek gücünü patronuna satar. Karşılığında belli bir ücret alır. İşçi emeğini patronuna kiraladığı için kullanma hakkı patrona ait olur. Böylece emeğin tüm ürünü patronun hesabına geçer.&lt;br /&gt;Bir işçi ayakkabı fabrikasına girdi ve emeği ile bir ayda 40 tane ayakkabı üretimine katkıda bulundu. Yani o işçi o fabrikaya girmeseydi, kendi emeğini patronuna kiralamasaydı 40 ayakkabı eksik üretilecekti.  Sonuçta işçinin emeği 40 ayakkabı = 40*50 lira yani 2000 lira üretti. Ama işçinin ücreti 1000 lira. Demek ki 1000 lira patrona artı-değer olarak kaldı. Patron bunu sermayesinin ürettiği bir kâr olarak görebilir. Ama aslında para, para üretmez. Değeri emek üretir. Bir şeyin içinde insan emeği yoksa, doğada saf olarak duruyorsa onu kimse satmaya kalkamaz. Havayı satamazsınız....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artı-değer, işçinin emeğinin ürettiği ile aldığı ücret arasındaki farktır yani sanaayicinin kâr dediği şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0); font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Sömürü oranı:&lt;/span&gt; Artı-değer ile işçinin aldığı ücretin oranıdır. Başka bir ifade ile işçinin patron hesabına çalıştığı süre ile kendisi için çalıştığı sürenin oranıdır. Başka bir ifade ile işçinin patronuna kazandırdığı kâr ile aldığı ücretin oranı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temel kavramlara bu şekilde kısaca değindikten sonra Türkiye'de ortalama emek sömürüsü oranı hakkında çok genel ve öznel olarak bir değerlendirme yapmak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun için bir işletme örnek alınacak. Bu bir tekstil fabrikası. 30 işçi çalışıyor. Ortalama ücret 550*12+800*10+1500*5+2000*2 / 30 = 870 lira. Patronun ortalama kârı 40.000 lira. Patron üretilen malları kendisi satmıyor, tüccarlara toptan veriyor, tüccar perakende olarak satıyor. Sadece bu fabrikadaki işçilerin yarattığı metalardan gelen ortalama tüccar kârı da %20'den 8000 lira.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demek ki 30 işçinin ürettiği toplam değer = 40000 + 870*30 + 8000 = 74100 lira. Bir işçinin ürettiği ortalama değer 74100 / 30 = 2470 lira.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortalama sömürü oranı = (2470 -870) / 870 = %184. Yani işçi 1 saat kendisi için çalışıyorsa 1.84 saat kapitalistler için çalışıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bu değerlerden yola çıkarak işçi ücretlerine göre sömürü oranını belirleyebiliriz.&lt;br /&gt;Yüksek ücret alan işçilerin yüksek ücret alma sebebi emeklerine olan talebin fazla olması ve emeklerinin pazarda daha az arz edilmesidir.&lt;br /&gt;Yüksek ücret alan işçilerin üretime daha fazla katkı yaptıklarını söyleyebiliriz. Ancak bu ilişkinin lineerliğini arz-talebin dengesiz oluşu bozmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir işçinin emeğinin yarattığı değerin, aldığı ücretin karekökü ile  değiştiğini farzedebiliriz. 870 lira ücret alan bir işçinin 2470 liralık değer ürettiğini incelediğimiz örnek üzerinden bulmuştuk. Buna göre&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir işçinin ürettiği ortalama değer = 2470*karekök(ücret/870)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;olarak normalize edilebilir.&lt;br /&gt;Sömürü oranı = 100*(işçinin ürettiği değer - ücret) / ücret&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna göre farklı ücret alan işçilerin sömürme oranlarını ve yarattığı değerleri aşağıdaki grafiklerde görebiliriz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_H0zhzNzCFmQ/Sz_ceZP-T-I/AAAAAAAAABM/mxTYuPtgTvE/s1600-h/s%C3%B6.jpeg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_H0zhzNzCFmQ/Sz_ceZP-T-I/AAAAAAAAABM/mxTYuPtgTvE/s400/s%C3%B6.jpeg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5422294891109437410" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_H0zhzNzCFmQ/Sz_cpxvwJyI/AAAAAAAAABU/sHwhvM2k8ws/s1600-h/iyd.jpeg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_H0zhzNzCFmQ/Sz_cpxvwJyI/AAAAAAAAABU/sHwhvM2k8ws/s400/iyd.jpeg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5422295086663739170" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Artı-değer oranı, işçinin kapitalist için çalıştığı süre ile kendisi için çalıştığı sürenin oranı yani sömürü oranıdır. Örneğin bu oran %150 ise işçi 1 saat kendisi için 1.5 saat de patronu için çalışır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-3706138123714180007?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/3706138123714180007/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=3706138123714180007' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/3706138123714180007'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/3706138123714180007'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2010/01/turkiyede-ortalama-emek-somurusu-oran.html' title='Türkiye&apos;de Ortalama Emek Sömürüsü Oranı'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_H0zhzNzCFmQ/Sz_ceZP-T-I/AAAAAAAAABM/mxTYuPtgTvE/s72-c/s%C3%B6.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-2012378505090383652</id><published>2009-12-24T03:05:00.003+02:00</published><updated>2009-12-24T03:51:05.925+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='felsefe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ahlak'/><title type='text'>Evrensel Ahlak Yasası</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Ne ahlak ne de sevgi&lt;br /&gt;Gökten dünyaya indi&lt;br /&gt;İnsanlık istedi&lt;br /&gt;Keşfetti Hepsini&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=KkwbMy2WeVg"&gt;Diyor &lt;/a&gt;rockçı gibi görünen filozof Şebnem Ferah.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgi ve &lt;a href="http://proletarya.blogspot.com/2009/10/ask-nedir.html"&gt;aşk &lt;/a&gt;gibi ahlak da gökten dünyaya inmedi. İnsanlık icat etti bu kavramı. Çünkü insan toplumsal bir canlı. Topluluk halinde yaşıyor, tek başına değil. Toplumun diğer bireyleri ile de zorunlu olarak ilişkiye giriyor. Ahlak, toplumdaki bireylerin birbirleri ile 'iyi geçinme' gereksinimleri ile ortaya çıkmış bir kavram bence.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama ahlak kavramı sadece bunu kapsamıyor elbette. Toplumda çıkarları farklı sınıflar oluştuğunda, buna bağlı olarak ahlak anlayışı da tüm toplumu değil, toplumdaki bir sınıfın veya sınıfların çıkarı için kullanılan bir malzemeye dönüşüyor. Örneğin toplumda erkek egemenliği etkin olmaya başladığında, kadınlar erkekler karşısında ezilen duruma geldiğinde, ahlak anlayışı da buna bağlı olarak 'erkek egemen' kodlara sahip oluyor. Aynı şekilde vatan sevgisinden otoriteye itaat gibi pek çok 'ahlak kuralı'nın da toplumdaki sınıflaşmayla beraber ortaya çıkmış olması muhtemel.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece ahlak dediğimizde 3 şey anlaşılabilir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Evrensel ahlak: İnsandan ve toplumdan bağımsız, gökten inen, değişmez ve belki 'ilahî' ahlak.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;2- Toplumsal ahlak: İnsanlığın keşfettiği, yardım, dayanışma, iyilikseverlik, hoşgörü, empati ve benzeri yarı-evrensel ahlak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Sınıfsal ahlak: Belli bir sınıfın çıkarına olan ama tüm toplumun çıkarıymış gibi sunulan, hatta ilahî, gökten inen kurallarmış gibi dayatılan ahlak. Bu ahlak yarı-evrensel ahlakla aynı kaba girer, onun renginden faydalanarak kendine yer bulmaya çalışır. İnsanı seversin, o halde vatanını da seversin gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asıl incelememiz gereken yarı-evrensel ahlak dediğim '&lt;span style="font-style: italic;"&gt;gerçek ahlak&lt;/span&gt;'tır...  İnsanlık başta bunu keşfetti işte. Kendisi tek başına bir hiç. Toplumla beraber yaşamak zorunda. Yaşamı toplumsal bir yaşam. Sevinci, hüznü, aşkı, sevgiyi, dostluğu kısaca maddi yaşam (doğayla etkileşim) dışında kendisini insan yapan unsurları toplumsallığı aracılığıyla deneyimliyor.&lt;br /&gt;Toplumu tek bir canlı olarak düşünürsek, toplum kendi varlığını korumak zorunda. Tüm gelişmiş canlılarda bu işgüdü var. Bu da ahlak denen şeyin keşfedilmesini gerektiriyor, ya da daha doğru bir ifade ile icat edilmesini...&lt;br /&gt;Demek ki ahlak, bireyin toplumdan beklentileri ne ise o şekilde keşfedildi ilkin. Herkes toplumdan ne bekliyorsa topluma onu ahlak diye sundu, herkesin ahlaklı olmasını istedi. Bir çeşit geri-besleme mekanizması. Herkes ahlaklı olmalı... Bu herkesin ortak istemi. Toplum bunu tek tek bireylere dayatıyor. Ahlaklı olmayanlar toplumdan dışlanır ve bu da birey için gerçekten kötü bir şeydir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi gelelim 'gerçek ahlak'ın temel yasasına. Aslında çok basit. Muhammed Peygamber'in de dediği gibi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapma...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlık bu önermeden hareketle ahlak denilen şeyi keşfetti. Ahlak yasası için elde sadece bu veri var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yasa, doğal olarak tutarlılığı beraberinde getirir. Tutarsızlık ahlaksızlıktır. Örneğin,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Eşim bakire olacak, ama ben evlenmeden önce her istediğimi yapabilirim."&lt;br /&gt;- "Biz fethederiz, onlar işgal eder"&lt;br /&gt;- "Biz tebliğ yaparız, onlar misyonerlik yaparak ülkemizi bölüp parçalarlar"&lt;br /&gt;- "Biz kendi siyasal istemlerimiz için silah kullanabiliriz, bundan dolayı kahramanızdır ama siyasi istemler için silah kullanan diğer gruplar katildir"&lt;br /&gt;- "Cumhurbaşkanı bizdense ya da YÖK, X konusunda yetkilidir, bizden değilse aynı X konusunda yetki anayasa mahkemesindedir"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;diyen kişiler ve kurumlar ahlaksızın, şerefsizin, haysiyetsizin önde gidenidir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-2012378505090383652?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/2012378505090383652/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=2012378505090383652' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/2012378505090383652'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/2012378505090383652'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2009/12/evrensel-ahlak-yasas.html' title='Evrensel Ahlak Yasası'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-5085705748879140829</id><published>2009-12-23T23:58:00.004+02:00</published><updated>2009-12-24T00:24:43.736+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='komünizm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kemalizm'/><title type='text'>Andımız...</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İnsanım, doğruyum çalışkanım...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İlkem, insanları sevmek, insanlara saygı duymak, bütün insanları özüm kadar sevmektir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ülküm; barış dolu bir dünya yaratmaktır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ey büyük 'insanlık vicdanı', açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ne mutlu insanım diyene!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Bu fazla hümanistçe ve polyanavâri geldiyse,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İşçiyim, doğruyum çalışkanım...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İlkem, hakkımı savunmak, ezilenlerin yanında olmak, proletaryayı özüm kadar sevmektir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ülküm; sınıfsız, sömürüsüz ve savaşsız bir dünya yaratmaktır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ey yüce Marx*, açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ne mutlu komünistim diyene!**&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;___________________________________________________&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;* Burada biraz sıkıntı var tabi... Ama analojiye uygun olması açısından öyle yazdım.&lt;br /&gt;**Komünist = sınıfsız, sömürüsüz, savaşsız ve devletsiz bir dünya isteyen kişi...&lt;br /&gt;Yukarıdaki metni hiç kimseye zorla okutmak gibi bir amacımın olmadığını da peşinen söylemeliyim&lt;/span&gt;.&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;belki ilgini çeker: andımız kaldırılsın&lt;a href="http://andimizkaldirilsin.com/"&gt; imza kampanyası&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-5085705748879140829?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/5085705748879140829/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=5085705748879140829' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/5085705748879140829'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/5085705748879140829'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2009/12/andmz.html' title='Andımız...'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-8893424837262840367</id><published>2009-12-17T13:22:00.003+02:00</published><updated>2009-12-17T13:41:25.773+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kürt sorunu'/><title type='text'>Hak almak için silaha sarılınmaz!</title><content type='html'>Bu teröristler neden dağa çıkıyor? Zamanında dilleri, kültürleri yasaklanmış, köyleri yakılmış, darbe döneminde işkence görmüşler, yok sayılmışlar, ezilmişler... Hakları gaspedilmiş. E tamam kabul ama hak almak için silaha mı sarılmak gerekir?&lt;br /&gt;Kürtçe konuşmanın serbest olması için silaha sarılmak teröristliktir.&lt;br /&gt;Kürt olduğunu söyleyebilmek için silaha sarılmak teröristliktir.&lt;br /&gt;Köylerin yakılmamasını istemek için silaha sarılmak teröristliktir.&lt;br /&gt;İşkencelere tepki için silaha sarılmak teröristliktir.&lt;br /&gt;Hak almak için silaha sarılmak teröristliktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürtçe konuşmanın hala yasak olmasını sağlamak için,&lt;br /&gt;Herkese türküm dedirtmek için,&lt;br /&gt;İtiraz edene yapılan işkencelere gelen tepkiyi bastırmak için,&lt;br /&gt;Hak vermemek için, silaha sarılmak kahramanlıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü hak vermemek vatan savunmasıdır, vatan savunması kutsaldır. Hak istemek bölücülüktür, bölücülük teröristliktir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-8893424837262840367?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/8893424837262840367/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=8893424837262840367' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/8893424837262840367'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/8893424837262840367'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2009/12/hak-almak-icin-silaha-sarlnmaz.html' title='Hak almak için silaha sarılınmaz!'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-6701707165037231434</id><published>2009-12-14T19:26:00.000+02:00</published><updated>2009-12-14T02:22:08.652+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='akp'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='demokrasi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyalizm'/><title type='text'>AKP ne işe yarar?</title><content type='html'>Bir önceki &lt;a href="http://proletarya.blogspot.com/2009/11/akpnin-misyonu.html"&gt;yazı &lt;/a&gt;ile giriş yapmak istediğim bu konu ile ilgili uzun uzun yazılabilir ama söylemek istediklerim basitçe şuydu:&lt;br /&gt;Akp, şüphesiz kendi tabanından daha ilerici bir parti. Bu konuda Türkiye'de belki de ilk örnek. Ancak Akp tabanı, Akp'nin demokratik açılımını, ermeni açılımını, azınlıklar ile ilgili söylediklerini anlamıyor ve desteklemiyor. Akp de kendi tabanının demokratik bilincini geliştirmek için hiçbir çaba harcamıyor. Tabulara dokunmak istemiyor veya dokunamıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önceki yazıda yazdığım gibi, 'akpartiforum.com'da birisi, Erdoğan'dan önce demokratik açılım yapılması gerektiğini söylemiş ve banlanmış. Forumdaki Akp'liler de bunu desteklemiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olaya bakalım. Dtp kapatıldı. Akp'nin sözcüleri bunu onaylamadıklarını söylediler. Ama Türkiye'de yaşayan herkes bilir ki, Akp tabanının önemli bir bölümü Dtp'nin kapatılmasına tıpkı Mhp/Chp'liler gibi zil takıp oynayacak kadar sevindiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürt meselesini kalabalık bir insan grubu içinde konuşmaya çalışın. Karşınızdakinin Akp'li mi, Chp'li mi yoksa Mhp'li mi olduğunu anlamanız çok zor. Bu kürtler... diye başlarlar, neyleri eksik... diye devam ederler, araya 'cumhurbaşkanı, başbakan oluyorlar bunlara bi şey diyen var mı' geyiklerini yerleştirirler, askerimizi şehit ediyorlar... diye sürdürürler, Ankara'nın doğusuna napalm bombası atalım... diye bitirirler.&lt;br /&gt;Yine spesifik bir örnek vermek gerekirse... Yakın akrabalarımın olduğu bir ortamda konu siyasete ve oradan da kürt sorununa geldi. İçlerinden birisi:&lt;br /&gt;- "Bu kürtler fazla oldu" dedi. Diğeri,&lt;br /&gt;- "Ama İzmirliler hadlerini bildirmişler helal olsun" dedi. Başka birisi -ki kızı İmam Hatip'te okuyor ve 'kast'sayı tekrar Danıştay tarafından onaylanmıştı-&lt;br /&gt;- "Mersin'de Adana'da ortalığı birbirine katıyorlar ama İzmir'de veya Bursa'da bi halt edemezler" dedi. Birisi sordu: Bursa'da neden bi şey yapamıyorlar. Kızı imam hatip öğrencisi olan:&lt;br /&gt;- "Teksas var ya" dedi. (Teksas, sözde Bursaspor tarafrar grubu, özde ülkücü faşist çapulcu sürüsü)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam, 'kızına karşı yapılan apaçık haksızlığa nasıl direniriz' diye düşüneceği yerde, 'kürtleri nasıl ezeriz'e kafa yoruyor.&lt;br /&gt;Ve maalesef bu adamların hepsi istisnasız Akp'ye oy veriyor, Akp'nin doğal tabanı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi tekrar soralım: Akp, bir mazlumlar hareketi, demokratik devrimci bir hareket olma şansını neden denemiyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim cevabım şu. Biraz komplo teorisi gibi gelebilir, ama böyle algılamamak lazım. Partinin çapı, hareketin sınırları açısından bakmak lazım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akp, eğer halka 'hakkınızı arayın' propagandası yaparsa, demokratik bilinç aşılarsa, ayaklar baş olmaya kalkar. Bugün başörtülüler, kürtler, aleviler, gayri-müslimler birleşip kemalist anti-demokratik rejime karşı hakkını arasalar Akp belki bundan gocunmaz ama yarın işçi sınıfı burjuvaziye karşı hakkını aramaya başlarsa işte o, Akp'nin sınıfsal karakteri gereği asla kabullenemeyeceği bir şeydir.&lt;br /&gt;Akp'nin bir mazlumlar hareketine, bir demokratik devrimci, anti-kemalist, anti-otoriter harekete dönüşmesini engelleyen işte bu sınıfsal karakteridir. Hakkını aramaya başlayan halkın nerede duracağı belli olmaz. Akp'yi ürküten de budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte sırf bu yüzden, tutarlı bir demokrasi mücadelesi, ancak toplumun -doğal olarak hak isteyen- büyük çoğunluğu olan işçi sınıfına dayanan bir sosyalist parti öncülüğünde yürütülebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;(yazı biraz bölük pörçük oldu ama yine de idare eder)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-6701707165037231434?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/6701707165037231434/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=6701707165037231434' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/6701707165037231434'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/6701707165037231434'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2009/11/akp-ne-ise-yarar.html' title='AKP ne işe yarar?'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-2986165837983149636</id><published>2009-11-23T00:05:00.005+02:00</published><updated>2009-11-23T00:17:49.963+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='akp'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kürt sorunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dtp'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='demokrasi'/><title type='text'>Akp'nin Misyonu</title><content type='html'>Akp ne iş yapar, devrim mi yapar, reform mu yapar, insanları bilinçlendirir mi yoksa insanları kendi cehaletleri ile başbaşa mı bırakır? Bu konu etrafında güzel bir yazı yazılabilir. Ama önce, akparti forumundan bir başlığın linkini vermek istiyorum. Bu başlığı açan şeriatçı (Ali Şeriatî ekolünden, Türkiye'de Mazlum-Der'e yakın biri olduğu anlaşılıyor) bir arkadaşımız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.akpartiforum.com/erdogan-foruma-uye-olsa-onu-da-banlayacakmissiniz-t120966.html?t=120966"&gt;&lt;strong&gt;Erdoğan foruma üye olsa onu da banlayacakmışsınız  &lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üye olmadan yazının içeriği görünmediği için yazıyı buraya kopyalıyorum. Gelecek önemli ve ilginç olabilecek cevapları da koyarım ve derinlemesine bir analiz yaparız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;..........................................................&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Sheriatist03 nikini seçtim çünkü daha önce şeriatçı'ydım banlandım. Ardından yanlış yolda olduğunuzu söylemek için şeriatçı2 oldum yine dinlemeye bile tahammül edemeyen kendini bilmezler tarafından banlandım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Banlanmadan önce birilerinin sabrını taşıran son yazım dtp ile diyalog ile ilgiliydi ve aşağı yukarı mealen şöyleydi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Kürt sorunu sadece güvenlik sorunu değildir. Bu sorun 3-5 insan öldürmekten zevk alan kişinin dağa çıkıp askerleri öldürmesi sorunu değildir. İşte bu yüzden sadece "terörist öldürerek" bu sorun çözülemez. Kürt sorunu, devletin kürtleri asimile etmek istemesi sonucu, kürtlerin asimilasyona direnmesi sonucu ortaya çıkmıştır. Pkk ile başlayan bir sorun da değildir. Şeyh Said'den Dersim'e, kürtler asimilasyoncu ve zülumkar politikalara isyan etmişlerdir. Hala aynı mantıkla "devlete isyan edenin hakkı ölümdür" anlayışıyla hiç biryere varılamaz.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Sorun sadece kürtlerin meşru haklarını vermekle çözülebilir. Bunun için de kürtlerle diyaloga girilmesi gerekir ki kürtlerin hangi hak taleplerinde bulundukları, ne için isyan ettikleri anlaşılsın ve ona göre bir çözüm bulunsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akp içinde bir çok kürt milletveliki olduğu gibi, Dtp de kürtlerin yoğun olarak yaşadığı şehirlerde büyük oranlarda oy alan bir partidir. Irkçı faşist mhp ve islam düşmanı chp'yi muhatap alan bir AKP'nin, DTP'yi muhatap almaması tutarlı değildir.&lt;br /&gt;Başbakan bir an önce Dtp'lilerle oturup konuşmalı, bu sorunu gerçekten çözecek işler yapmalı. Dağ taş bombalayarak, daha fazla asker ve militanın ölmesini sağlayarak sorunu daha da karmaşık hale getirirsiniz.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;u&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Artık bu sorun çözülsün, kan ve göz yaşı dinsin, gencecik insanlar ölmesin, analar ağlamasın.&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/u&gt; (burayı aynen başbakanın daha sonra söyleyeceği gibi yazdığıma eminim)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bunları yazdım yazmasına da.. Birileri rahatsız oldu ve başbakanın asla dtp'li hain ve teröristlerle oturup konuşmayacağını bunu savunan birinin de bu forumda yerinin olmadığını söyleyip beni banladılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama ne oldu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarih beni haklı çıkardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erdoğan dtplilerle konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demek ki başbakan bu foruma üye olmuş olsaydı siz onu banlayacaktınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Azıcık zihniyetinizi geliştirin. Koskoca 85 yıllık resmi ideolojiye, bir paradigmaya karşı cephe alabilen başbakandan feyiz alın. Okuldan, medyadan ve diğer yerlerden ezberlediğiniz klasik kemalist-milliyetçi fikirlerinizl yüzleşin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;u&gt;Milliyetçilik yapan bizden değildir&lt;/u&gt;&lt;/i&gt; diyen bir Peygamber'in ümmeti olduğunuzu hatırlayın.&lt;br /&gt;Putları kıran bir Peygamber'in ümmeti olduğunuzu hatırlayın. Zihninizdeki putları kırın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve son olarak bir özür beklediğimi de söylemeliyim.&lt;br /&gt;Çünkü başbakan'ın dtp'liler ile görüşmesi gerektiğini söylediğim için banlanmıştım ve sonra başbakan dtp'liler ile görüştü. Akparti forumunda başbakan'ın gelecekte yapacağı bir şeyi savunmak suç olmasa gerek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;..........................................................&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-2986165837983149636?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/2986165837983149636/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=2986165837983149636' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/2986165837983149636'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/2986165837983149636'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2009/11/akpnin-misyonu.html' title='Akp&apos;nin Misyonu'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-1502058167602375910</id><published>2009-11-15T19:13:00.008+02:00</published><updated>2009-11-16T22:45:26.955+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='marksizm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='liberalizm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yurtseverlik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='milliyetçilik'/><title type='text'>Liboş Marx, Fetoşçu Engels, Bölücü Lenin</title><content type='html'>Marx &lt;a href="http://proletarya.blogspot.com/2009/10/li.html"&gt;serbest ticaret&lt;/a&gt; hakkında şöyle demiş:&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;blockquote&gt;"...genel olarak, serbest ticaret sisteminin yıkıcı olmasına karşın, günümüzün himayeci sistemi de tutucudur.&lt;br /&gt;Serbest ticaret sistemi, eski ulusları parçalar ve proletarya ile burjuvazi arasındaki uzlaşmaz karşıtlığı uç noktasına iter. Tek sözcükle, serbest ticaret sistemi toplumsal devrimi hızlandırır. İşte yalnızca bu devrimci anlamıyladır ki, baylar, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ben serbest ticaretten yanayım.&lt;/span&gt;"&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;/div&gt;Söze gerek var mı ey yurtsever yoldaşlar? "Korumacı ekonomiye karşı, serbest ticaretin daha ilerici olduğunu iddia eden, ille de birinin yanında yer almak gerekiyorsa serbest ticaretten yana yer alan" bir adam var karşımızda. Marx liboşun önde gidenidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca Sorosçudur. (yani 'Sorosun dedesi'ci) "Ulusal egemenliği" pekiştirmeye çalışan devletçi Bismarck hükümetine karşı, demokrat liboşların yanında yer almıştır. Almanyanın Taraf'ı sayılabilecek, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Prusya monarşisinin, demokrasi ile değiştirmesi gerektiğini&lt;/span&gt; savunan &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Rheinische Zeitung&lt;/span&gt; isimli liboş gazetesinde yazılar yazmıştır, hatta daha sonra bu gazetenin editörü olmuştur. İşte ey yurtseverler, Roni Marquiles isimli liboş da Taraf'da yazarak Marx'ın izinden gidiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marx, aşağıdaki sözleriyle liboş olduğunu kanıtlamıştır:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;"İşçi sınıfının vatanı yoktur, eğer bir vatan söz konusuysa bu ayrımsız tüm dünyadır."&lt;br /&gt;"Yurtseverlik, mülkiyet duygusunun idealize edilmiş biçimidir."&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;Yurtsever sosyalist yoldaşlarımız &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Gotha programı&lt;/span&gt;nda şunları yazmışlar:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;"İşçi sınıfı, bütün uygar ülkelerin işçilerinin ortak çabasının zorunlu sonucunun, halkların uluslararası kardeşliği olacağının bilincinde olarak, kurtuluşu için, ilkönce, &lt;i&gt;bugünkü &lt;/i&gt;&lt;i&gt;ulusal&lt;/i&gt;&lt;i&gt; devlet&lt;/i&gt;&lt;i&gt; çerçevesi&lt;/i&gt;&lt;i&gt; içinde&lt;/i&gt; çalışır."&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;Fakat Marx bu maddenin eleştirisinde şöyle bir cümle kuruyor:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;"Gerçekte, programın enternasyonalizmi, Serbest Ticaret Partisi'ninkinden &lt;i&gt;çok&lt;/i&gt; &lt;i&gt;daha&lt;/i&gt; &lt;i&gt;gerilerdedir.&lt;/i&gt; Bu parti de, hareketinin sonal sonucunun "halkların uluslararası kardeşliği" olduğunu iddia ediyor. Ama bu parti hiç değilse, her halkın kendi ülkesinde ticaret yapmasıyla yetinmeyerek, değişime uluslararası bir nitelik kazandırmak için bir şeyler &lt;i&gt;yapıyor.&lt;/i&gt;"&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;Görüyorsunuz ya ey yoldaşlar, Marx, liboşların, biz yurtseverlerden daha enternasyonalist olduğunu söylüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marx, aynı programın eleştirisinde devlet eğitiminine şöyle saldırıyordu:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;i&gt;"Devlet&lt;/i&gt; &lt;i&gt;tarafından&lt;/i&gt; &lt;i&gt;sağlanan&lt;/i&gt; &lt;i&gt;temel&lt;/i&gt; &lt;i&gt;eğitim"&lt;/i&gt;, kesin olarak kabul edilmeyecek bir şeydir. ... Tersine, burada yapılacak şey, okuldan, hükümetin ve kilisenin her türlü etkisini uzak tutmaktır. Hem aslında, Prusya-Almanya İmparatorluğunda, halk tarafından çok sıkı bir eğitime tâbi tutulması gereken, devlettir."&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;Durun daha bitmedi. Marx'ın arkadaşı Engels hem liboş hem de fetocudur. Yoldaşımız Dühring, sosyalist toplumda dinin yerinin olmadığını yazdığında Engels şunu yazmıştı:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;"...bay Dühring, dinin kendisine vaat edilmiş bulunan doğal ölümle ölmesini bekleyemez. Daha köktenci bir biçimde davranır. O, Bismarck'tan daha bismarkçıdır; yalnızca katolikliğe karşı değil, ama genel olarak tüm dine karşı ağırlaştırılmış mayıs yasaları çıkarır, gelecekteki jandarmalarını dini izlemeye gönderir ve böylece onun şehitlik mertebesine yükselmesine yardım eder ve ömrünü uzatır. Nereye bakarsak bakalım, her yerde o özgün Prusya sosyalizmi..."&lt;/blockquote&gt;Blanqui'ci komünarlar (gerçi bunlar bizden değil, yurtsever değil) programlarında şöyle yazmışlardı:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;"Komün, insanlığı, geçmiş sefaletin bu hayaletinden" (Tanrıdan), "bu davadan" (varolmayan Tanrı dava oluyor!) "mevcut sefaletlerinden ilelebet kurtaracaktır. — Komünde papazlara yer yoktur; her türlü dinsel gösteri, her türlü dinsel örgütlenme yasaklanmalıdır."&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;Engels, Blankicilerin programını aktarırken parantez içinde bir şeyler yazarak onlarla alay ediyor ve şunu yazıyordu:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;"İnsanları &lt;i&gt;müftünün emri ile&lt;/i&gt;  tanrıtanımazlar haline getirmek yolundaki bu istem, Komünün iki üyesi tarafından imzalanmıştır; bunların iki şeyi keşfetmek için yeterli olanağa kesinlikle sahip bulunmaları gerekirdi: birincisi, kâğıt üzerinde her şey buyurulabilir, ama bu onun uygulanacağı anlamına gelmez; ikincisi, arzulanmayan inançları güçlendirmenin en emin yolu baskıdır; şu kadarı kesin: Tanrıya bugün hâlâ yapilabilecek en büyük hizmet, tanrıtanımazlığı zorunlu bir dogma yapmak ve dini genel olarak yasaklayarak Bismarck'ın "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;dine karşı kültürel savaşını&lt;/span&gt;"&lt;sup&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;a name="272" href="http://kurtuluscephesi.com/marks/blanki.html#nt272"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/sup&gt; da geçmektir."&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;İşte yurtseverler görüyorsunuz liboş Marx'ın fetocu arkadaşı Engels...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Durun yine bitmedi. Marx'ın öğrencisi Lenin de Sorosun çıkarlarına hizmet eden bir sorosçuydu.&lt;br /&gt;"&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Ulusların kendi kaderini tayin hakkı&lt;/span&gt;" diye bir ilke ortaya attı ki, bu tamamen devletlerin parçalanıp Soros'un küresel çıkarları doğrultusunda şekillendirilmesini içeriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yurtsever Kautsky yoldaşımıza, tam da liboşların dediği gibi:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Devlet halk içindir, halk devlet için değil&lt;/span&gt; ilkesini hatırlatıyordu. Lenin'e göre Soros'un kandırdığı halklar, devletin birliği pahasına kendi kaderlerini tayin edip isterlerse ayrılabilmeleri gerektiğini söylüyordu. Hatta Soros'un dedesinin kışkırttığı Finlandiya ve Polonya, devrimden sonra Rusya'dan ayrılmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lenin de devlete karşı özgürlüğü öne süren bir liboştur. Lenin'in liboşluğunu kanıtlayan bir iki sözü:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;"Devlet varsa özgürlük yoktur.Özgürlük olduğunda devlet olmayacaktır. "&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Silahsızlanma, sosyalizmin amacıdır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Vatandaşlar arasında, dini inanışlardan kaynaklanan ayrımcılığa tahammül edilemez. Vatandaşın dininin resmi belgelerdeki yalın ifadesi bile kaldırılmalıdır. "&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ulusal sorunda işçi demokrasisinin programı da şudur: hangi ulus ve hangi dil için olursa olsun her türlü ayrıcalığın kesin olarak ortadan kaldırılması; ulusların siyasal kaderlerini kendilerinin tayin etmesi sorununun, yani bunların tamamen özgür ve demokratik yoldan ayrılmaları ve bağımsız devlet kurmaları sorununun çözüme bağlanması; uluslardan birine herhangi bir ayrıcalık tanıyacak olan ulusların hak eşitliğini bozacak olan ya da bir ulusal azınlığın haklarını baltalayacak olan her türlü davranışı yasaya aykırı ve geçersiz sayan ve devletin her yurttaşına, anayasaya aykırı olan bu tür tasarrufların geçersiz sayılmasını talep etme hakkını tanıyan ve aynı zamanda böyle hareketlere girişecek olanları cezalara uğratan genel pir yasanın kabulü..."&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;Yurtsever yoldaşlar, farklı &lt;a href="http://proletarya.blogspot.com/2009/11/sosyalizm-cesitleri.html"&gt;sosyalizm çeşitleri &lt;/a&gt;vardır. Gün yurtsever sosyalizm günüdür, sorosçu, liboş solcularla yurtseverlerin ayrılma günüdür.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-1502058167602375910?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/1502058167602375910/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=1502058167602375910' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/1502058167602375910'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/1502058167602375910'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2009/11/libos-marx-fetoscu-engels-bolucu-lenin.html' title='Liboş Marx, Fetoşçu Engels, Bölücü Lenin'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-6806340864157156381</id><published>2009-11-14T21:11:00.000+02:00</published><updated>2009-11-14T21:13:16.989+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ufuk'/><title type='text'>Ufuk Uras Meclis Show</title><content type='html'>Kendisine bağıran mantıksız faşist sürüsüne cevap veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="425" height="344"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/OwaFepL_GSA&amp;amp;hl=en_US&amp;amp;fs=1&amp;amp;"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/OwaFepL_GSA&amp;amp;hl=en_US&amp;amp;fs=1&amp;amp;" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="344"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-6806340864157156381?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/6806340864157156381/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=6806340864157156381' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/6806340864157156381'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/6806340864157156381'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2009/11/ufuk-uras-meclis-show.html' title='Ufuk Uras Meclis Show'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-2984736432852459969</id><published>2009-11-14T03:21:00.005+02:00</published><updated>2009-11-14T03:28:52.988+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='akp'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='siyaset'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tkp'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='chp'/><title type='text'>Sınıflara Göre Siyasi Yelpaze</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_H0zhzNzCFmQ/Sv4GvyqXtBI/AAAAAAAAAAs/4Hniqgfv1nU/s1600-h/siyasiyelpaze2.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 214px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_H0zhzNzCFmQ/Sv4GvyqXtBI/AAAAAAAAAAs/4Hniqgfv1nU/s320/siyasiyelpaze2.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5403764021014279186" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;(resmi büyütmek için üzerine tıklayınız)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://proletarya.blogspot.com/2009/11/turkiyede-partiler-ve-snflar.html"&gt;Türkiye'de Partiler ve Sınıflar&lt;/a&gt; yazısı taban alındığında, partilerin politikaları göz önüne alıntığında böyle bir tablo ortaya çıkıyor. 3 boyutlu çizim için fazla uğraşmadım paintte görselliği pek tatmin etmeyecek bir çizim yaptım ama önemli olan içeriği :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-2984736432852459969?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/2984736432852459969/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=2984736432852459969' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/2984736432852459969'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/2984736432852459969'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2009/11/snflara-gore-siyasi-yelpaze.html' title='Sınıflara Göre Siyasi Yelpaze'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_H0zhzNzCFmQ/Sv4GvyqXtBI/AAAAAAAAAAs/4Hniqgfv1nU/s72-c/siyasiyelpaze2.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-4616130468653242997</id><published>2009-11-14T02:41:00.002+02:00</published><updated>2009-11-16T09:11:52.443+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='akp'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sol'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kapitalizm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sınıf çelişkisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='faşizm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='siyaset'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='demokrasi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='chp'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kemalizm'/><title type='text'>Türkiye'de Partiler ve Sınıflar</title><content type='html'>Bir Asya ülkesi olan, asyatik üretim tarzının hakim olduğu Osmanlı'da, siyaset ve sınıf ilişkileri asla Batı'daki gibi olmadı. Batı'da toprağın özel mülkiyetine dayalı feodal üretim varken, Osmanlı'da toprağın devlet mülkiyetine dayalı asyatik-despotik üretim biçimi ve buna bağlı siyasal otorite mevcuttu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batı'da feodalizm yerini kapitalizme terk etti. Kapitalist üretim tarzı tüm dünyada egemen olmaya aday olduğundan tüm dünyayı etkilediği gibi Osmanlı'yı da çözülmeye ve kapitalizme entegre olmaya zorladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir burjuva sınıfına, feodal toprak sahiplerine, gelişmiş bir işçi sınıfa sahip olmayan Osmanlı'nın kapitalizme dönüşümü Batı'daki gibi burjuva demokratik halk devrimleriyle gerçekleşmedi. Eski üretim tarzının, eski üretim ilişkilerinin yetersizliğini anlayan devlet bürokrasisi, devleti kurtarmaya girişti. İttihat-Terakki partisi böyle doğdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. dünya savaşından sonra, ordu içindeki paşalar (askeri bürokratlar) iktidarın tek sahibi oldu. Kendilerine ayak bağı olabilecek ve artık yalnızca sembolik olan saltanatı kaldırdılar.&lt;br /&gt;Kapitalizmi &lt;span style="font-style: italic;"&gt;yukarıdan aşağıya&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;tepeden inme&lt;/span&gt; yöntemlerle kurma görevini karşılarında buldular. Kapitalizme uygun modernleşme süreci, devlet eliyle halka dayatılan bir süreç oldu. Devlet, ileride özel mülkiyete verilmek üzere, özel mülkiyeti geliştirmek amacıyla, bir burjuva sınıfı yaratmak amacıyla, kapitalist işletmeler kurdu. Burjuvazi, batıda feodal gerici sınıfla savaşarak,diğer halk kesimleri ile ittifak kurarak, demokrasi mücadelesi ile iktidara gelirken, bizdeki burjuvazi, devletin besleyip büyüttüğü, devlete bağlı bir sınıf olarak ortaya çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu süreçte, Türkiye halkının "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;sınıfsız, &lt;/span&gt;&lt;em style="font-style: italic;"&gt;imtiyazsız&lt;/em&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;, &lt;/span&gt;&lt;em style="font-style: italic;"&gt;kaynaşmış&lt;/em&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt; bir kitle&lt;/span&gt;" olduğu iddia edildi. Askeri ve sivil bürokrasinin ideolojisi (kemalizm) yalnızca egemen ideoloji olmadı, aynı zamanda resmi ideoloji de oldu. Resmi ideoloji, türkçü, elitist, milliyetçi, modernleşmeci, devlet laikçisi bir yapıda olduğundan kendi kurguladığı &lt;span style="font-style: italic;"&gt;seküler, türk, sünni vatandaş&lt;/span&gt; modeline uymayan halk kesimlerini dışladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun bir tek parti döneminden sonra, kurulan ilk siyasi parti olan Demokrat Parti, elbette sınıf mücadelesi açısından bir şeyler ifade ediyordu. Ama üretim ilişkilerine bağlı olan devlet modeli, sınıf mücadelesini Avrupa'daki gibi siyasetin ana ekseninde olmasına müsade etmiyordu. Asyatik miras da buna engeldi. Siyaset, dini ve ulusal kökene, unsura, yaşam tarzına takılı kaldı. CHP, kentli, iyi eğitimli, 'modern', seküler hayat tarzını belirlemiş kitlelerin elitist partisi, DP ise nispeten köylü ve dindarların partisi olarak görüldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tarihsel miras günümüzde de hala devam ediyor. Siyasetin ana ekseni unsuriyet (milli ve dinsel köken). Tartışmalar hep bu eksende sürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendini dindar olarak tanımlayanlar AKP'yi; alevi, laik ve türk olarak tanımlayanlar CHP'yi; kürt kimliğini öne çıkaranlar DTP'yi; türk kimliğini müslüman kimliğinin önüne koyanlar ise MHP'yi destekliyor. Geriye kalan diğer partiler de bu şablonu pek aşamıyor.&lt;br /&gt;Türkiye'de sol da bu şartlar altında geliştiğinden sünnilerden çok alevilerin benimsediği bir görüş oldu. Sol, sınıfsal temelden çok unsuriyet temelini hedef aldı diyemesek de, gerek 'sağcı'ların propagandalarıyla, gerekse kendinden menkul 'solcu' CHP'nin iticiliğiyle, sosyalizm kendini dindar olarak tanımladığı için ne kadar ezilse de ne kadar sömürülse de bir türlü işçi sınıfının bir kesimine uğrayamadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat artık siyaset bu kör düğümü aşıyor. Çünkü Türkiye değişiyor. Devlet eliyle yeterince gelişen burjuvazi artık ipleri kendi eline almak istiyor, bürokrasiyi normal kapitalist devletlerdeki gibi yalnızca kendi memuru kılmak istiyor. Dünya ve bölge şartları, Türkiye burjuvazisine bölgesel güç veya alt-emperyalist güç olma görevini de yüklüyor. Artık içine kapalı, resmi ideolojiye sahip, dünyadan korkan, "türkün dostu yalnızca türktür" anlayışında bir Türkiye mümkün değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değişimci burjuvazinin adresi AKP, muhafazakar burjuvazinin (büyük çoğunluğu bürokraside yani orduda, yüksek yargıda vs. konumlanmış kendini devletin esas sahibi sanan kesimin) adresi ise CHP oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unsuriyet siyasitinin haricinde, sosyo-ekonomik temelde baktığımızda Türkiye'deki sınıfları ve katmanları incelersek şu tabloyla karşılaşırız:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1- Burjuvazi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;a) Liberal-reformcu burjuvazi: Bu kesim AKP'yi destekliyor. AKP gibi "dinci kökenleri olan" bir partiden başka bu kesimi tatmin edebilecek bir parti yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b) Muhafazakar burjuvazi ve bürokrasi: Dönüşen Türkiye'de çıkarları en fazla zedelenen grup bu kesim. Esasen savaş burjuvazi içinde cereyan ediyor. Tüm rejim, laiklik, bölünme tartışmalarında kendi sosyo-ekonomik ve siyasal çıkarlarının tehlikede olduğunu hisseden bu kesim değişime müthiş bir direnç gösteriyor. Bu kesimin sadece ideolojik değil organik partisi de CHP'dir. CHP devletin partisidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2- Orta sınıflar&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;a) Küçük-burjuvazi: Kentli bir sınıf. Kendi özel mülkü olan, küçük bir dükkanı, atölyesi olan, çırak vb. 3-5 işçiden başka işçi çalıştırmayan bu sınıf kapitalist ilerlemeden rahatısız. Çünkü kapitalizm gelişip sermaye büyüdüğünde, büyük burjuvazi ile rekabette daha da zorlanacak. Modellersek; büyük marketler açıldığında bakkallar iflas edecek. Bu yüzden bu kesim genellikle değişimden ürker, kapitalist gelişmeye karşıdır. Bu kesimin sosyo-ekonomik korkuları, bilinç altından bilinç düzeyine çıkarken ya&lt;span style="font-style: italic;"&gt; laiklik elden gidecek&lt;/span&gt; ya &lt;span style="font-style: italic;"&gt;bölüneceğiz parçalanacağız&lt;/span&gt; ya da &lt;span style="font-style: italic;"&gt;din elden gidecek&lt;/span&gt; şeklinde kendini gösteriyor. Bu kesime hitap eden partilerin başında MHP geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b) Köylüler: Köylülerin de 3 farklı katmanı var bunların ikisi&lt;span style="font-style: italic;"&gt; büyük toprak sahipleri, topraksız köylüler&lt;/span&gt;, ama genel olarak Türkiye'de köylüler kendi toprağını kendi işleyen, kendi hayvanlarını kendi yetiştiren bir sınıftır. Küçük-burjuvazi ile benzer korkulara sahiptir. Ancak her ne hikmetse MHP ve CHP'den çok AKP'yi desteklerler. Yalnız son açılım tartışmaları bu kesimi AKP'den MHP'ye döndürebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;3- İşçi  Sınıfı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;a) Mavi yakalılar ("kol emekçileri"): Türkiye'de halk yoğun bir resmi ideoloji bombardımanına maruz kalmıştır. Irkçılık ve milliyetçilik her türk vatandaşının zihnine kazınmıştır. Fakat buna rağmen bu "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;açılımcı, vatanı satan, özelleştirmeci, AB'ci, ABD'ci, bölücü AKP&lt;/span&gt;" nasıl bu kadar destek bulabiliyor, MHP neden onun ancak 3'te biri kadar oy alıyor? Denilecek ki &lt;span style="font-style: italic;"&gt;AKP dincidir, halkı kandırıyor&lt;/span&gt;, tamam dinci halk bu yüzden CHP'yi desteklemesin, diğer dinci ama vatansever partileri (BBP, SP ve bir ölçüde MHP'yi) desteklemiyor da neden AKP'de ısrar ediyor? İşte bunun cevabı bana göre sınıfsal içgüdüdür.&lt;br /&gt;AKP kapitalizmi geliştiriyor, küçük-burjuvazi kederlenebilir ama işçi sınıfı için özünde değişen bir şey yok, işçi sınıfının ürkeceği bir şey yok. Hatta maddi konumunun, sermayenin büyümesi ile iyileşme ihtimali bile var. Yani işçi sınıfında korku değil ümit hakim. Ümidin olduğu yerde ümitsizlik galip gelemez. AKP ümit vaadediyor. Bu yüzden işçi sınıfı ümitsizlik ve korku pompalayan partileri değil AKP'yi tercih ediyor. Bu ümit devam ettiği sürece, işsizlik fırlamadığı sürece, enflasyon tavan yapmadığı sürece işçi sınıfı umut etmeye devam edecek, zira umut fakirin ekmeğidir. Ama eğer umutsuzluk egemen olmaya başlarsa işte o zaman Hitler dönemindeki gibi bir faşist yükseliş kaçınılmaz olur. Çünkü işçi sınıfını devrimci ve gerçekçi umuda sevkedecek bir sosyalist parti de yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b) Beyaz yakalılar ("kafa emekçileri"): Öğretmen, avukat, mühendis, doktor gibi bir mesleğe sahip olup kapitalist bir işletmede "kafa emeğini" patronuna kiralayıp karşılığında bir ücret alarak geçinen sınıftır. Sol, nereden çıktığını bilemediğim ve bir anlam veremediğim şekilde bu kesimi küçük-burjuvazi içine dahil etmekte pek heveslidir. Liberaller de bu kesimi 'kentli orta sınıflar' şeklinde takdim eder.&lt;br /&gt;Bu kesim de genellikle işçi sınıfının diğer kesimi gibi bir siyasal duruşa sahiptir.&lt;br /&gt;Fakat bu kesimin bir bölümü kendini bürokratlara benzetir. "İyi eğitim almış olmanın" verdiği çoşkuyla kendilerini diğer 'cahil halk'tan üstün gören elitist duruşları nedeniyle CHP'nin tabanı olurlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;c) Memurlar: Normal kapitalist ülkelerde memurlar, işçi sınıfının doğal bir parçasıdır. Türkiye'de şekilsel olarak bakıldığında işçi sınıfından sayılabilirler. Ancak ülkenin anormal yapısı nedeniyle işçi sınıfından büyük farkları vardır. Siyaseten çoğu zaman küçük-burjuvazi ve bürokrasiye yakınlaşır. Sayıları olması gerekenden bir hayli fazladır. Aldıkları ücret, ürettikleri değerden kaynaklanmaz. Bu yüzden "devlet bize ekmek veriyor" bilincini geliştirirler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-4616130468653242997?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/4616130468653242997/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=4616130468653242997' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/4616130468653242997'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/4616130468653242997'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2009/11/turkiyede-partiler-ve-snflar.html' title='Türkiye&apos;de Partiler ve Sınıflar'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-2097850274964116539</id><published>2009-11-13T13:47:00.001+02:00</published><updated>2009-11-13T13:49:07.247+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='havadan sudan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='matematik'/><title type='text'>Güzellik / Yakışıklılık Göreceli midir?</title><content type='html'>Evet... Şimdi bu soruya bilimsel bir yanıt arayacağız. Bunun için bize bir anket lazım. Hazır yapılmışını buldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://img190.imageshack.us/img190/4649/dsc0215q.jpg"&gt;Anket için resim&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu resimdekilerdekilerden hangisi en yakışıklı diye sorulmuş.&lt;br /&gt;Cevapları vermeden önce olası sonuçların ne anlama geleceğini yorumlayalım. Ama önce istatistikle ilgili bir iki tanım vermek gerekiyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Gauss eğrisi: Doğada istatistiksel (rassal veya  olasılıksal) olarak dağılan bir çok parametrenin modellenmesini sağlayan bir eğridir. Çan eğrisi diye de bilinir. Bir sınıftaki öğrencilerin aldığı notlar, bir grup insanın boyu, kilosu, elektromanyetik gürültü genliği vs. hep bu Gauss eğrisine uyar. Aşağıda farklı parametrelere göre çizilmiş Gauss eğrileri var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/7/74/Normal_Distribution_PDF.svg/360px-Normal_Distribution_PDF.svg.png"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 360px; height: 230px;" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/7/74/Normal_Distribution_PDF.svg/360px-Normal_Distribution_PDF.svg.png" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Gauss eğrisinin iki parametresi var. Biri ortalama değer, diğeri standart sapma. Bunları kısaca şöyle açıklayabiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortalama değer: Adından da anlaşıldığı gibi değişkenlerin aritmetik ortalamasıdır.&lt;br /&gt;Standart sapma: Her bir örneğin ortalamadan farkının kareleri toplamı varyanstır. Varyansın karekökü de standart sapmayı verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi anketin Gauss dağılımının varyansının yorumlanması üzerine şunları söyleyebiliriz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Eğer güzellik/yakışıklılık tamamen göreceli ise (varyans x örnek sayısı) 0 olmalı. Yani dağılım her bir örnek için: %11.1 değerinde ve eşit olmalı. Her bir örnek için aynı sayıda en yakışıklı oyu gelmiş ise buradan açıkça anlaşılır ki yakışıklılık %100 görecelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Eğer yakışıklılık tamamen nesnel ise (varyans x örnek sayısı) 1 olmalı. Yani tüm oyları tek bir örnek almalı, diğer örnekler 0 oy almalı. Bu durumda güzellik %100 nesneldir diyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- (varyans x örnek sayısı) bize güzelliğin ne kadar nesnel, ne kadar göreceli olduğu bilgisini verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi anket sonuçlarına bakıp varyansı hesaplayalım.&lt;br /&gt;1: %50&lt;br /&gt;2: %0&lt;br /&gt;3: %0&lt;br /&gt;4: %0&lt;br /&gt;5: %0&lt;br /&gt;6: %18.8&lt;br /&gt;7: %0&lt;br /&gt;8: %31.3&lt;br /&gt;9: %0&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varyans 0.034, (varyans x 9) %30 çıktı.&lt;br /&gt;Demek ki güzellik %30 göreceli, %70 nesnel, mutlak. Bu anket örneğinden çıkan sonuç bu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-2097850274964116539?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/2097850274964116539/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=2097850274964116539' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/2097850274964116539'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/2097850274964116539'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2009/11/guzellik-yakskllk-goreceli-midir.html' title='Güzellik / Yakışıklılık Göreceli midir?'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-4646693908389223562</id><published>2009-11-12T15:18:00.002+02:00</published><updated>2009-11-12T22:49:07.186+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kemalizm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='anarşizm'/><title type='text'>Doğanın bir mucizesi: Atatürkçülük</title><content type='html'>Herkesin hayran olacağı, herkesin sevebileceği, herkesin saygı duyacağı bazı evrensel şeyler vardır. Siyasi ve felsefi görüşü ne olursa olsun herkes baharı sever, çiçekleri böcekleri sever, göğün maviliğine hayrandır. Bu mucizelerden biri de Atatürk'tür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürkçü olmak için, Atatürkçü değerleri savunmak için belirli siyasi görüşleri benimsemek gerekmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CHP'li Atatürkçüdür.&lt;br /&gt;MHP'li Atatürkçüdür. MHP'liye göre Atatürk izinden gidilmesi gereken en büyük milliyetçidir.&lt;br /&gt;Irkçı, 'Nihal Atsız'cı Atatürkçüdür. Atatürk türk ırkına yol gösteren bir bozkurttur.&lt;br /&gt;Erbakan'a göre Atatürk bugün yaşasaydı milli görüşçü olurdu.&lt;br /&gt;Alevi Atatürkçüdür.&lt;br /&gt;Sünni Atatürkçüdür.&lt;br /&gt;Dindar Atatürkçüdür; Dinsiz Atatürkçüdür&lt;br /&gt;Patron Atatürkçüdür, esnaf Atatürkçüdür, işçi Atatürkçüdür, memur Atatürkçüdür.&lt;br /&gt;D.B (&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;D&lt;/span&gt;eniz &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;B&lt;/span&gt;aykal = &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;D&lt;/span&gt;evlet &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;B&lt;/span&gt;ahçeli, ikisini uzun uzun yazmaya gerek yok D.B dendiğinde ikisini kastetmiş oluruz), Tayyip Erdoğan (kısaca R.T.E.), Erbakan, Haydar Kelle (pardon Baş), Doğu Perinçek Atatürkçüdür, Harun Yahya, Fetullah Gülen... Hepsi Atatürkçü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buraya kadar normal mi? Durun devam ediyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı 'kürtçü'ler de Atatürkçüdür. Hatırlayın.. Dtp'li vekil Hasip Kaplan askere &lt;a href="http://www.tevhidhaber.com/news_detail.php?id=24245"&gt;nasıl seslenmişti&lt;/a&gt;:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bölgede biz laikliğin teminatıyız. Biz olmasak Akp gelir, laiklik tehlikeye girer.&lt;/span&gt;" (Yine de fazla yüklenmemek lazım. &lt;a href="http://www.aktuelbakis.org/Politika/6603.html"&gt;Şunu &lt;/a&gt;da demiş.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı marksistler, komünistler Atatürkçüdür. Hayır nasyonal sosyalist İp çetesinden bahsetmiyorum. Türkiye Komünist Partisi'nden Kemal Okuyan &lt;a href="http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/mustafa-kemal-aniliyor-haberi-20287"&gt;şunları &lt;/a&gt;demiş:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;"Türkiye solu, ... , burjuva devriminin bugün için bile çok değerli olan kazanımlarını karşısına almaya çalışıyor. Biz bunu yapmayız." &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;"&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Mustafa Kemal’e sosyalizm elbisesi giydirmek isteyenlere ise elbette saygı duyarız&lt;/span&gt;."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadi bu da bir yere kadar normal diyelim.&lt;br /&gt;Peki anarko-kemalistlere ne demeli? Bana &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Atatürk doğanın bir mucizesidir&lt;/span&gt; fikrini verenler anarko-kemalistler oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.ruhtipasi.com/images/6ok.htm"&gt;Anarko-Kemalizm&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;devletçilik ilkesi ise tek başına ele alınmamalı. nasıl ki bir renk skalasını hızla çevirdiğimizde ortaya beyaz çıkıyorsa. altı oku birleştirmeye çalıştığımızda da ortaya kaos çıkar, anarşi çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;anarko-kemalizmin simgesi de diğer anarşist gruplar gibi çember içinde büyük a harfidir. ama buradaki a harfi anarşiyi değil atatürk'ü, çemberin üstündeki 16 yıldız ise tarihteki 16 büyük türk devletini sembolize eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt;Bu ülkeye anarşizm gelecekse onu da biz getiririz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;İlk bakışta mükemmel bir ironik yaklaşım gibi duruyor. Ama bunlar maalesef ciddi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her türlü görüşü, ideolojiyi, felsefeyi, dini kendine hayran bırakan bu Atatürkçülük, kesinlikle doğanın bir mucizesi olsa gerek...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-4646693908389223562?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/4646693908389223562/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=4646693908389223562' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/4646693908389223562'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/4646693908389223562'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2009/11/dogann-bir-mucizesi-ataturkc.html' title='Doğanın bir mucizesi: Atatürkçülük'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-6920527195299530130</id><published>2009-11-11T22:12:00.000+02:00</published><updated>2009-11-11T22:13:07.789+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='devlet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='demokrasi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kemalizm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='milliyetçilik'/><title type='text'>Diktatör Olma İsteği</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: right;"&gt;Bu ülkenin ekmeğini yiyip suyunu içiyorsanız kurallarına da uyacaksınız!&lt;br /&gt;Ya sev ya terk et!&lt;br /&gt;Devlete karşı gelmek çok günah.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bu ve benzeri sözler kendilerine bir omurilik yeteceği halde tesadüfen bir beyne sahip olan homo sapiens türünden yaratıkların ağzından çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu türün 2 alt türü var:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Saf kemalist, laikçi&lt;br /&gt;2- Türk islamcı, milliyetçi, bulanık kemalist, bulanık islamcı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devlet otoritesini kutsadıklarına göre, devlet bir şekilde o çok korkulan şeriat devletine dönüşse ve devletin başına da ben geçsem ve bunlara birazdan anlatacaklarımı yapsam, devletin ekmeğini yiyip suyunu içiyoruz karşı gelmeyelim mi diyeceklerdi acaba...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben diktatör olsam, 1. grup için şunları yapardım:.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sokakta türban takma zorunluluğu&lt;br /&gt;- Sabah namazına kalkma zorunluluğu&lt;br /&gt;- Alkollü içki yasağı&lt;br /&gt;- Oruç tutma zorunluluğu&lt;br /&gt;- ve hatta tuvalette islami kurallara göre sıçma zorunluluğu&lt;br /&gt;- Ülkemizin ve (islami) cumhuriyetimizin temeli olan 'şeriat'a muhalif işler yasak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zaman anlarlardı, belki,  türbanlı kızlara dayatılan eğitim yasağını savunmanın ne olduğunu... o zaman anlarlardı eşi türbanlı birinin de türbanlı olamayan kadar cumhurbaşkanı olabilme hakkını, o zaman anlarlardı ruhban okulunun açılmasının çok da kötü bir şey olmadığını ve hatta diyanet'in gerekliliğini sorgulayabilirlerdi belki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. grupla beraber şunları dayatırdım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Türkçe konuşmayacaksın, yazmayacaksın. Sadece arapça kullanacaksın! Bölücülük yapmayacaksın, adam olacaksın, yoksa seni adam etmesini bilirim ben.&lt;br /&gt;- Türküm demeyeceksin müslümanlık neyine yetmiyor.  Devlete karşı gelme çarpılırsın, fena çarparım!&lt;br /&gt;- Türkçe tv açmak yassaahh... Bu ülkede yaşıyorsan kurallarına uyacaksın, ille de türkçe tv izlemek istiyorsan Azerbaycan'a git lan! Tv kanalları arapça olacak!&lt;br /&gt;- İt bile ekmek yediği kaba pislemez. Ekmeğini yediğin çanağa pislemeyeceksin. Senin ekmeğini devlet veriyor ve devletin başı olarak ben veriyorum. İtaat edeceksin!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse daha fazlasını yazmaya gerek yok...  Otoritenin dayatmalarını, sırf devlet otoritesi dayatıyor diye haklı görmek için insanın kör olması gerekiyor, ya da beyni fena halde uyuşturulmuş olmalı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-6920527195299530130?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/6920527195299530130/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=6920527195299530130' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/6920527195299530130'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/6920527195299530130'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2009/11/diktator-olma-istegi.html' title='Diktatör Olma İsteği'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-3916168722155462646</id><published>2009-11-05T00:48:00.003+02:00</published><updated>2009-11-05T01:26:13.511+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='komünizm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyalizm'/><title type='text'>Sosyalizm Çeşitleri</title><content type='html'>Günümüzde olduğu gibi Komünist Manifesto'nun yazıldığı dönemde de çok çeşitli sosyalist akımlar vardı. &lt;a href="http://www.marxists.org/turkce/m-e/1848/manifest/kpm.htm"&gt;Komünist Manifesto&lt;/a&gt;'nun "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sosyalist ve Komünist Yazın&lt;/span&gt;" isimli 3. bölümünde bu akımlar başlıklarıyla şöyle sıralanmış:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1- Gerici Sosyalizm&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;a) Feodal Sosyalizm&lt;br /&gt;b) Küçük-Burjuva Sosyalizmi&lt;br /&gt;c) Alman Sosyalizmi ya da 'Gerçek' Sosyalizm&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2- Tutucu Sosyalizm ya da Burjuva Sosyalizmi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;3- Ütopik-Eleştirel Sosyalizm&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;Daha sonra yazılan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Komünizmin İlkeleri&lt;/span&gt; isimli yazıda ise komünizmden farklı olarak, sosyalizm çeşitleri şu şekilde ele alınmış:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;1- Gerici Sosyalistler&lt;br /&gt;2- Burjuva Sosyalistleri&lt;br /&gt;3- Demokratik Sosyalistler&lt;/blockquote&gt;Günümüzde de sosyalistleri 3 başlık altında inceleyebiliriz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1- Gerici Sosyalistler&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Marksizmin ilerici-gerici kavramları tarihsel ilerleyişe karşı alınan tavırla ilgilidir. Üretici güçlerin (üretim tekniklerinin, teknolojinin) gelişimini,  kapitalizm altında sermayenin &lt;span style="font-style: italic;"&gt;doğal ve zorunlu&lt;/span&gt; hareketini, yani sermayenin/kapitalizmin evrenselleşmesini bir tehdit olarak algılayıp bu ilerlemeye karşı olan gruplar gericidir. Örneğin Komünist Manifesto'da:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Burjuvazi, dünya pazarını sömürmek yoluyla tüm ülkelerin üretim ve tüketimini kozmopolitleştirdi. Gericilerin çok üzülecekleri biçimde ulusal zemini sanayinin ayağının altından çekiverdi.&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;deniliyor. Demek ki anti-emperyalist, sosyalist adındaki bir siyasal hareket, sanayiyi ulusal zemine oturtmak, bir ülkeyi dışa kapalı kılmak gibi amaçlar güdüyorsa, gerici bir hareket olmaya mahkumdur. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sosyalizm &lt;/span&gt;ve &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;anti-emperyalizm&lt;/span&gt; adına ulusal ve içine kapanmış bir ülke hayal eden, yerli sermayeyi es geçip yabancı sermayeye düşman olan, 'ülkesini savunma' adına (işçi sınıfının sosyal hakları için değil) özelleştirmelere karşı çıkan sosyalistler &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;gerici sosyalist&lt;/span&gt; kavramının Marx döneminde kalmadığını, karşılığının günümüzde de hala olduğunu gösteriyor. Bu gerici sosyalistlerin birinci düşmanı liberal veya &lt;span style="font-style: italic;"&gt;liboş &lt;/span&gt;adını verdikleri demokratlardır. Ulusalcılar, darbeciler, Bonapartist hükümetler, hatta faşistler &lt;span style="font-style: italic;"&gt;liboş&lt;/span&gt;lardan daha az tehlikeli olacak ki bu gerici sosyalistlerin en büyük düşmanı liberal demokratlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir dünya sistemi olan kapitalizmin doğasına aykırı olarak ulusal kapitalizmi (milli demokratik devrim ve benzeri yollarla) kurma amacı taşıyan, ancak işçi sınıfına dayanmayan, devletçi sosyalistler...  Evet bunlar büyük sermayeye düşmandır, yabancı sermayeye, ABD sermayesine düşmandır. Ama yine de gerici olmaktan kurtulamazlar. Çünkü kapitalizme düşmanlıkları, işçi sınıfının pozisyonunda değil, küçük-burjuvazinin pozisyonundadır. Komünist Manifesto, büyük kapitalistlerle farklı çıkarları olan küçük-burjuvazi hakkında şunları yazıyor:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Orta kesimler, küçük sanayici, küçük tüccar, zanaatçı, köylü, hepsi orta kesim olarak varlığını çöküşe karşı güvenceye almak için mücadele eder burjuvaziyle. Demek ki bunlar devrimci değil tutucudurlar. Dahası, gericidirler, tarihin çarkını geriye doğru döndürmeye uğraşıyorlar.&lt;/blockquote&gt;Küçük bir ayakkabı imalathanesi olan bir küçük-burjuva, büyük sermayenin, dükkanının hemen yanına kocaman bir fabrika kurmasına karşı siyaseten direnir. Yabancı sermayeye karşı çıkar, özelleştirmeye karşı çıkar, toprağın kapitaliste satılmasına &lt;span style="font-style: italic;"&gt;vatan satılıyor&lt;/span&gt; diye karşı çıkar... Ama gericidir. Çünkü kendisi 3 saatte 1 ayakkabı üretebilecekken, büyük fabrikada 1 işçi saatte 3 ayakkabı üretir. Toplumsal ilerleme, üretici güçlerin gelişmesi, kendi çıkarının aleyhinedir ve bunlara direnir.&lt;br /&gt;Ekonominin toplumla ve siyasetle olan ayrılmaz bağını ortaya koyan Marksizmi ispatlarcasına, küçük-burjuvazinin sosyo-ekonomik çıkarlarını dillendiren bu gerici sosyalistler siyasal alanda liberallerin bile çok gerisine, anti-demokrat hatta hatta darbeci saflara kadar sürüklenirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bkz: &lt;a href="http://proletarya.blogspot.com/2009/10/li.html"&gt;Liberalizm mi Ulusalcılık mı?&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2- Tutucu Sosyalistler&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Kapitalizm devrimci potansiyeli olan bir sınıf yaratmıştır: &lt;a href="http://proletarya.blogspot.com/2009/10/proletaryann-kapsam.html"&gt;Proletarya&lt;/a&gt;...&lt;br /&gt;Tutucu sosyalistler yani muhafazakar sosyalistler, işçi sınıfına bazı sosyo-ekonomik ve siyasal hakların verilmesini savunurlar. Bu yönüyle iyi bir şey yaparlar. Ancak kapitalizmin tamamen ortadan kaldırılıp sınıfsız bir toplum olan komünist toplumun kurulması gerektiği fikrine yanaşmaşmayarak kapitalizmi muhafaza etmiş olurlar. İşçi sınıfına bazı hak kırıntıları verilmesini sağlayarak kapitalizmin ömrünün uzamasını sağlarlar. Tutucu sosyalistler, ancak kapitalizmin geliştiği, sermayenin yeterince büyüdüğü ülkelerde var olabilirler. Çünkü kapitalizmin doğası gereği, sermayenin hızla büyümesi işçi sınıfı için en uygun durumdur. Ancak bu şekilde işçinin maddi konumu iyileşebilir. İşte tutucu sosyalistler bu koşulu değerlendirip işçi sınıfına daha iyi bir maddi konum sağlama amacıyla siyaset yaparlar. Marx, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ücretli Emek ve Sermaye&lt;/span&gt; isimli yazısında şöyle diyor:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;İşçinin, sermayenin hızla büyümesinde çıkarı vardır demek, işçi başkalarının zenginliğini ne kadar büyük bir hızla çoğaltırsa, kendi payına düşen kırıntılar o denli bol olacak, istihdam ve var edilebilecek işçilerin sayısı o denli çok olacak, sermayeye bağımlı köleler yığını o denli artırılabilecek demektir ancak.&lt;/blockquote&gt;Tutucu sosyalistler iyi bir şey yapmalarına karşın, yaptıkları şey kapitalizmin gelişmesi (sermayenin büyümesi) ile mümkün olabilen bir şeydir. İşçi daha iyi ücret alıyor olabilir ama kapitalizm altında kapitaliste (patrona) oranla her zaman&lt;span style="font-style: italic;"&gt; nisbî yoksul&lt;/span&gt; olarak kalmaya mahkumdur. Sermaye büyüdüğünde, daha az kişide toplanmaya başladığında atık sermeyesiz ve mülksüz olan işçilerin bir kapitalist olma umudu daha da azalır. Bu da proletaryanın sermayeye bağlı bir &lt;span style="font-style: italic;"&gt;köle &lt;/span&gt;olma durumunun güçlenmesi demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısaca tutucu sosyalistler, kapitalizmin oluşturduğu imkanlarla işçi sınıfının daha çok sosyal, ekonomik ve siyasal hak almasını savunurlar; ancak mevcut kapitalizmin sınırlarının dar ufkunu aşamazlar. Kapitalizmin ömrünün uzamasına hizmet etmiş olurlar. İşçi sınıfının kapitalistlere bağımlı olma durumuna hizmet ederler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa'nın &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sosyalist Enternasyonal &lt;/span&gt;ile örgütlenmiş sosyal demokrat partileri tutucu sosyalistlere en karakteristik örneklerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;3. İlerici Sosyalistler&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Henüz yeterince gelişememiş ülkelerde radikal demokrat istemlerle ve işçi sınıfının sosyo-ekonomik haklarını savunarak ortaya çıkan sosyalistlerdir. Bunlar komünist değildirler. Kendilerini Avrupa'nın sosyal demokrat partileri ile özdeş görebilirler. Ancak komünizmin maddi koşullarının ileri kapitalist ülkelerdeki kadar gelişmemiş olduğu göz önüne alınırsa, işçi sınıfını reformist de olsa bazı hakları için örgütlemek isteyen bu sosyalistler ilericidirler. En azından hiçbir sınıf bilincine sahip olmayan işçilere kendi sınıf çıkarlarını reformizm sınırlarını aşmadan da olsa anlatıyorlar.&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bu sosyalistlerin &lt;span style="font-style: italic;"&gt;yoksulluğu değil zenginliği paylaşalım&lt;/span&gt; sloganları tutarlıdır. Bu yüzden kapitalizmi geliştirecek liberal politikaları, sosyal politikalarla beraber savunabilirler.&lt;br /&gt;Fakat &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;kapitalizm geliştikçe bu tür sosyalistler sabit kaldıklarında geride kalmış olurlar, gericileşirler.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-3916168722155462646?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/3916168722155462646/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=3916168722155462646' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/3916168722155462646'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/3916168722155462646'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2009/11/sosyalizm-cesitleri.html' title='Sosyalizm Çeşitleri'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-8052066492236676717</id><published>2009-11-03T00:26:00.000+02:00</published><updated>2009-11-03T00:26:31.847+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='havadan sudan'/><title type='text'>Damarlarımızdaki Asil Kan</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ey Türk Gençliği!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;"Asil kan" nasıl bir şeydir biraz araştıralım. Bilindiği gibi A, B, 0 ve AB kan grupları var. Bir de Rh faktörü var ama onu karıştırmayalım, hesap kolay olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;0 grubundakiler her gruba kan verebilir ama kendi grubundan olmayanlardan kan alamaz. AB grubu ise her gruptan kan alır, ama kimseye vermez.&lt;br /&gt;Hangisi asil bir davranış? 0 grubununki diyorsanız yanılıyorsunuz. Çünkü asiller (soylular, aristokratlar) herkese vermezler, herkesten alırlar ama kimseye vermezler. Demek ki AB grubunun davranışı asil bir davranış, soylu, aristokrat davranışı... Herkesten kan alıyor ama kimseye vermiyor.&lt;br /&gt;Böylece asil kanın AB grubu olduğunu bilimsel olarak ispatlamış bulunuyorz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;__________________________________&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;Türkiye'de kan gruplarının oranı şöyleymiş:&lt;/blockquote&gt;          0 -   % 43&lt;br /&gt;          A-   % 34&lt;br /&gt;          B -  % 18&lt;br /&gt;          AB -% 6&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Orta Asya'da B kan grubunun yüksek olduğu biliniyor. Orta Asya Türklerinde, Moğollarda, Çinlilerde,Japonlarda B kan grubu diğer bölgelerdeki insanlara göre daha fazlaymış. (%25-30'dan fazla)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa'da Macarlarda, Finlerde, Türklerde, Yunanlılarda, Litvanyalılarda,  Estonyalılarda %15 ve daha fazla oranlarda B kan grubu var.&lt;br /&gt;Avrupa'nın genelinde B grubu düşük, A ve 0 grubu hemen hemen eşit oranlarda var.&lt;br /&gt;Amerika yerlilerinde neredeyse %100'e varan 0 kan grubu oranı gözüküyor.&lt;br /&gt;Hintlilerde de B grubu oranı biraz yüksek. (%25 civarı)  Geriye kalan oranı A ve 0 yaklaşık eşit olarak paylaşıyorlar.&lt;br /&gt;Afrikalılarda 0 grubu A grubundan birazcık yüksek oranda var.&lt;br /&gt;Aborjinlerde 0 grubu %60, A %40 civarında...&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-8052066492236676717?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/8052066492236676717/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=8052066492236676717' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/8052066492236676717'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/8052066492236676717'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2009/11/damarlarmzdaki-asil-kan.html' title='Damarlarımızdaki Asil Kan'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-3047392131417259469</id><published>2009-11-02T14:05:00.000+02:00</published><updated>2009-11-02T14:05:28.078+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sol'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='siyaset'/><title type='text'>Türkiye'de Siyasi Yelpaze</title><content type='html'>Türkiye'de siyasi yelpaze konusunda, hangi partinin, hangi siyasi görüşün sağda, hangisinin solda olduğu konusunda ciddi kafa karışıklığı var.&lt;br /&gt;Siyasi partileri sağa veya sola koyabilmek için önce sağ ve sol kavramının tarihsel kökenine bakalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fransız devrimi döneminde, Fransız meclisinde eski düzeni savunanlar, aristokrasinin siyasal ayrıcalıklarını savunanlar Başkan'ın sağ tarafında, yeni düzeni, burjuvaziyi, demokrasiyi yani siyasal eşitliği savunanlar Başkan'ın sol tarafında oturmuşlar. Siyasal olarak sağ kavramı eski düzeni savunan, muhafazakar anlamında, sol kavramı ise yeni düzeni, reformları ve devrimleri savunan anlamında kullanılmaya başlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burjuvazi tek egemen sınıf olduğunda, artık düzen burjuvazinin düzeni olduğunda, onu savunanlar sağda kaldı. Burjuvaziye karşı işçi sınıfının çıkarlarını savunanlar solcu oldular. Liberal demokratlar yalnızca siyasal eşitliği savunmalarına karşın, işçi hareketine dayanan sosyal demokratlar siyasal eşitlikle birlikte toplumsal eşitliği de savunuyorlardı. Marx ve Engels'e göre teorik olarak hatalı olan 'sosyal demokrasi' kavramı yine de işçi sınıfının devrimci hareketi tarafından bir dönem kullanılmıştı. Lenin'in partisinin ismi de&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi&lt;/span&gt;'ydi. 1. Dünya Savaşı'nda Avrupa'nın sosyal demokrat partileri yurtsever olunca, yani savaşta kendi devletlerini, kendi burjuvazilerini destekleyerek işçi sınıfına ihanet edince, devrim fikrinden uzaklaşıp reformlarla yetinmeye başlayınca, Bolşevikler Marksistlerin eski isimleri olan komünist ismine geri döndüler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekrar sağ ve sol kavramlarına dönersek, en genel anlamıyla sol, mevcut durumun değişmesinden yana, sağ ise mevcut durumun korunumundan yanadır. İkinci özellikleri ise insanlığın genel gelişimini ve çıkarlarını sol savunur. Yani özgürlük, barış, demokrasi, laiklik, cinsel ayrımcılığın kaldırılması, ulusaların ve halkların kardeşliği, çevrenin korunumu gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de sağ ve sol kavramlarının yerli yerine oturtulabilmesi için, Türkiye'deki mevcut düzenin ne olduğu tespit edilmeli.&lt;br /&gt;Mevcut düzen, kısaca sivil ve askeri bürokrasinin batıdaki gibi, normal kapitalizmdeki gibi burjuvazinin memuru olmadığı, bürokrasinin kendini devletin sahibi zannettiği ve öyle davrandığı anormal, kısıtlı bir parlamenter demokratik kapitalist düzen. Kapitalist düzen, yani üretim araçlarının toplumun küçük bir azınlığının özel mülkünün olduğu, toplumun bir kısmının kâr ile geçindiği; geri kalan çoğunluğunun ise yalnızca emeğini patrona satarak geçimini sağladığı, emekçi sınıfının yalnızca kendisi için değil patronunu da zengin etmek için çalıştığı bir kapitalist düzen...&lt;br /&gt;Türkiye'de siyasal tartışmalarda işçi sınıfı pek yok. Bunun yerine, eski egemenliğini devam ettirmek isteyen bürokrasiye dayanan ulusalcı burjuvazi ile, yenileşme isteyen, dünyaya entegre olmak isteyen liberal burjuvazi arasındaki savaş, günün siyasi savaşı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu savaşın en belirgin ve popüler iki cephesi var. Neredeyse sadece bu iki sorun eksenindeki meseleler konuşuluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Laiklik&lt;br /&gt;2. Kürt sorunu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyasi partileri bu iki sorundaki tavırlarına göre 2 boyutlu bir düzlemde belirli koordinatlara yerleştirebiliriz. Herhangi bir partinin bu iki konudaki belirli sorunlara karşı tutumları onun genel görüşlerini büyük ölçüde yansıtır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Laiklik sorununda solcu tutum: (tersi sağcı tutum oluyor)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Diyanetin kaldırılması, din işlerini finanse etme işinin devlet yerine dini gruplara bırakılması&lt;br /&gt;2. Din eğitiminin devlet yerine dini gruplara bırakılması, zorunlu din dersinin kaldırılması&lt;br /&gt;3. Kamusal veya kamusal olmayan alanda vatandaşların kılık kıyafetlerinin serbest olması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürt sorununda solcu tutum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Kürt halkının kültürel haklarının kabülü, kürtçe TV, kürtçe dergi, kürtçe kitap serbestliği&lt;br /&gt;2. Kürtçe eğitimin, (sadece kürtçe eğitiminin değil) olabilirliğinin savunulması&lt;br /&gt;3. Pkk'nın kürt sorunundan kaynaklandığının farkında olmak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi siyasi partileri bu iki eksende sıralayalım. Bunu yaparken solcu tutum için her iki eksende de (-), sağcı tutum için (+) değer verildi.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_H0zhzNzCFmQ/Su7JuU1WiqI/AAAAAAAAAAk/Q5if_aC37D8/s1600-h/siyasiyelpaze.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 281px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_H0zhzNzCFmQ/Su7JuU1WiqI/AAAAAAAAAAk/Q5if_aC37D8/s320/siyasiyelpaze.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5399474800967453346" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Bu düzlemde, y=x doğrultusunda çizilmiş bir doğruya olan dik uzaklıkları,siyasi partilerin sağ-sol eksinindeki konumunu verir. Buna göre siyasi partilerin soldan sağa sıralanışı şu şekilde olur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EMEP.DTP.......ÖDP....AKP...DP...TKP...SP...CHP.MHP&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-3047392131417259469?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/3047392131417259469/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=3047392131417259469' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/3047392131417259469'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/3047392131417259469'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2009/11/turkiyede-siyasi-yelpaze.html' title='Türkiye&apos;de Siyasi Yelpaze'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_H0zhzNzCFmQ/Su7JuU1WiqI/AAAAAAAAAAk/Q5if_aC37D8/s72-c/siyasiyelpaze.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-412195024324873504</id><published>2009-10-29T04:52:00.000+02:00</published><updated>2009-10-29T04:53:01.406+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aşk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='felsefe'/><title type='text'>Aşk Nedir?</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Aşk, bir ruhun iki bedende aynı anda bulunması, iki ruhun bir bedene sığmasıdır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Aşk, Eros'un attığı okun bir kalbi delip diğerine saplanmasıdır.&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;Aşk, iki ruhun aynı frekansta titreşmesi, ruhların aheng içinde dans etmesidir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;Tüm bu sözler felsefeyi &lt;span style="font-style: italic;"&gt;süslü söz söyleme sanat&lt;/span&gt;ı olarak görenler için gayet makul sözler. Ancak bana göre felsefe kendinden menkul, süslü, bilimi içermeyen sözler yığını olamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce kullanacağım kavramları hangi maksatla kullandığımı açıklamalıyım. Aşk arapça bir sözcüktür ve &lt;span style="font-style: italic;"&gt;aşırı sevgi&lt;/span&gt; anlamına gelir. Âşık ve ma'şûk (âşık olunan) sözcükleri bu kelimeden türemiştir. Arapça'da sevgi için kullanılan bir başka sözcük daha var: muhabbet. Bu kelimeyle aynı kökten olan habib, sevgili anlamına gelir. Türkçe'de sevgi sözcüğü her türlü sevgiyi ifade etmek için kullanılır. Annenin çoğununu sevmesi, kişinin arkadaşını sevmesi gibi... Ancak aşk sözcüğü çoğu zaman özel bir sevgi türünü, karşı cinse olan sevgi türünü ifade etmek için kullanılır. Bu yüzden bir erkeğin başka bir erkeğe &lt;span style="font-style: italic;"&gt;seni seviyorum&lt;/span&gt; demesi pek sorun teşkil etmez ancak &lt;span style="font-style: italic;"&gt;sana âşığım&lt;/span&gt; derse çok fena yanlış anlaşılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demek ki burada bahsedilen aşk, karşı cinse duyulan özel bir sevgidir. Aşk için karşı cins, ya da en genel anlamıyla bir cinsellik olması gerekir. Bu da cinsellik gibi&lt;span style="font-style: italic;"&gt; basit ve sıradan kimyasal/biyolojik bir içgüdü&lt;/span&gt; ve o &lt;span style="font-style: italic;"&gt;yüceler yücesi aşk&lt;/span&gt; duygusu arasındaki kopmaz bağı basitçe gözler önüne serer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Aşkın bireysel ve toplumsal oluşum mekanizması basitçe şöyledir:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Her canlı türü kendi neslini devam ettirmek zorundadır. Doğal seçilim açısından bakarsak, kendi neslini devam ettiremeyen canlılar yok olacak, varlığını devam ettiren canlı türleri ise yalnızca üreyebilen canlılar olacaktır. Akıllı tasarım açısından bakarsak: Canlıların nesillerini devam ettirmeleri için "Tasarımcı", canlılara üreme/cinsellik içgüdüsünü vermelidir.&lt;br /&gt;Nereden bakarsak bakalım şu kesin: Gelişmiş canlılarda üreme mekanizması olarak cinsel içgüdü olmazsa olmazdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. İnsan da, bir canlı türü olarak üreme ihtiyacı nedeniyle cinsellik içgüdüsüne sahiptir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Toplum insanın cinsellik içgüdüsünü kısmen veya tamamen sınırlar. Cinselliği bir tabu, yasak haline getirir. Bunun bir çok sebebi var. Bir sebebi belki de insanın 'mülkiyet'i ve bununla beraber 'miras'ı keşfetmesi. Cinselliğin doğal sonucu, yeni bir insan, dolayısıyla yeni bir varistir. Çocuğun kimin çocuğu olduğu bilinmeli. Bu da cinselliğin sınırlanmasını gerektiriyor. Bundan başka bir çok sebep olabilir, ancak şurası kesin ki cinsellik sınırlanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Cinselliğe içgüdüsel olarak ihtiyaç duyan bir insan ve cinselliği sınırlandıran bir toplum... Bu çelişkiden doğan şey, cinselliği meşru olarak yaşayabileceği kişiyi kutsamak oluyor. O'na özel bir isim veriyor: Mâ'şuk... Yaptığı seçimi yüceltiyor, kutsuyor: Aşk...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan, evrimsel süreçte &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;aşk&lt;/span&gt;ı muhtemelen böyle icat etti. Bundan sonra aşk, nesiller boyunca, onu yaratan ilk sebepler gölgede kalarak, ayrı bir içgüdü olarak, bağımsız, kendi başına bir duygu olarak devam etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşk, tümüyle kimyasal bir olaydır. Önce östrojen ve testesteron gibi cinsellik hormonları gereklidir. Cinsel duygular yoksa aşk da asla olmaz. Ya da kişi cinsel kimliğine göre kendine maşuk seçer. Heteroseksüel bir erkeğin başka bir erkeğe aşık olması gibi bir durum sözkonusu değildir. Aseksüel kişiler için aşk sadece boş bir sözden ibarettir.&lt;br /&gt;Ardından &lt;span class="content"&gt;feniletilamin gibi aşkta etken olan bir kaç kimyasal madde salgılanması... Bu kimyasallar sayesinde, insan kendini bağlanmış hissediyor, ve aşık olduğu kişiden başka bir şey düşünmüyor. Feniletilamin, ilginçtir şizofrenlerde de fazlaca salgılanıyor. Aşık olan kişilerde serotonin salgısı ise azalıyor, tıpkı obsesif-kompulsif kişilik bozukluğuna (kısaca anlamsız takıntılara) &lt;/span&gt;&lt;span class="content"&gt;sahip kişilerde olduğu gibi....&lt;/span&gt;&lt;span class="content"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Aşk kutsal değildir.&lt;/span&gt; "İnsanlar kime aşık olur" sorusunun cevabı bunu kanıtlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. İnsanların büyük çoğunluğu ne kadar inkar edilirse edilsin güzel/yakışıklı bulduğu kişiye aşık olur. Fikirsel uyuşma ikinci plandadır. Zaten insanların büyük çoğunluğu fikirsel düzlemde birbirlerinin kopyasıdırlar. Bunun aşkın oluşum mekanizmasına işdüşümü, aşkın cinsellikle olan kopmaz ilişkisidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. İnsanların küçük bir kısmı, fikirleri ve hayata bakışları ortak olan, ama fiziksel olarak da çok kötü bulmadıkları kişiye aşık olurlar. Bunun aşkın oluşum mekanizmasına izdüşümü, aşkın toplumsal boyutudur. Yani insan birlikte olduğu kişiyi topluma deklare etmeli... Beraber yaşayacağı kişi ile fikirsel uyumu elbette olmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şişman, sivilceli ve çok çirkin vs. vs. bir kıza aşık olunabilme ihtimali ne kadar büyükse aşk o kadar kutsal bir duygudur.&lt;br /&gt;Tipsiz, çirkin, kısa boylu, çekingen vs. vs. bir erkeğe aşık olunabilme ihtimali ile aşkın yüceliği eşdeğerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi güzellik/yakışıklılık tamamen görecelidir gibi absürd bir argüman öne sürülebilir. Belli bir göreceliği muhakkak vardır ama güzelliğin 'mutlak'lığı da tartışılamaz. Sorun rassal bir modelleme ile çözülebilir. Yani şöyle: Bir kişi vardır O'nu insanların %90'ı güzel bulur, bir kişi de vardır insanların sadece %30'u güzel bulur. Bu oranları belirleyen, göreceli olmayan, yani mutlak güzelliktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://josephineyeo.files.wordpress.com/2008/09/chemistry-of-love.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 450px; height: 570px;" src="http://josephineyeo.files.wordpress.com/2008/09/chemistry-of-love.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="content"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-412195024324873504?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/412195024324873504/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=412195024324873504' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/412195024324873504'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/412195024324873504'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2009/10/ask-nedir.html' title='Aşk Nedir?'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-3957062397398822076</id><published>2009-10-26T02:35:00.000+02:00</published><updated>2009-10-26T02:35:54.806+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='felsefe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bilim'/><title type='text'>Zaman Nedir?</title><content type='html'>Zaman nedir sorusuna verilen cevap genellikle &lt;span style="font-style: italic;"&gt;zaman iki hareket arasında geçen süredir&lt;/span&gt; oluyor. Peki süre nedir? Süre de zamandır. Demek ki zaman zamandır demekten daha fazlası söylenmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Zaman algılarımıza bağlıdır, insanın hissettiği bir şeydir &lt;/span&gt;denir. İnsanın algılamadığı hiçbir şey zamana tabi değil mi? Mesela içinde hiçbir bilinçli varlık yaşamayan bir gezegende zaman yok mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman olmasaydı ne olurdu? Bir dakika öncesi, geçen sene, m.ö. 2000 yılı, yarın, 3 sene sonra gibi kavramlar olmazdı. Buradan çok açık bir biçimde anlaşılıyor ki zaman olmasaydı her şey aynı kalırdı, yani hiçbir şey değişmeden, sabit kalırdı. Demek ki &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;zaman, maddenin değişiminin ifadesi&lt;/span&gt;... Herşey hareket halinde ve değişiyor. Bu duruma zaman kavramı tekabül ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Rölativite Teorisi ve Zaman&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Newton, zaman, uzay, hareket ve maddeyi birbirlerinden tamamen ayrı ve bağımsız şeyler olarak tasavvur ediyordu. Madde olmasa dahi, zaman kendi başına, kendi çizgisi üzerinde akıp gidecekti diye düşünüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat Einstein'ın özel görelilik teorisi; zamanın, hareket ve kütleyle olan bağını ortaya koydu. Bir cismin hızı arttıkça (ışık hızına yaklaştıkça), kütlesi de artar ve zamanı genişler. Bu yüzden ışık hızı en yüksek hızdır, çünkü artan hızla beraber kütle de artar ve limit durumunda (ışık hızında) kütle sonsuz olur. Bu yüzden ışık hızı aşılamaz denir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Işık hızına yakın bir hızda seyahat eden bir astronot hayal edelim. Seyahatini tamamlayıp dünyaya döndüğünde herşeyin ve herkesin kendisinden daha fazla yaşlandığını görecektir. Kendisinin bu kadar fazla zaman geçirmediğini düşünecektir. Çünkü hızı ışık hızına yaklaştığı için 'zaman'ı genişlemiş, yani kalp atışları, nöronların hareketi, düşünme hızı, alıgısı ve yaşlanması yavaşlamıştır. O, gerçekten de daha az zaman geçirdiğini düşünür. Ama bizim O'nu izleme şansımız olsaydı bir filmi yavaşlatılmış olarak izliyor gibi olacaktık. Ama kendisi için herşey normaldir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Zamanda Yolculuk&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zamanda yolculuk çok fantastik ve heyecan verici bir konu ama maalesef mümkün değil. Çünkü zaman, maddenin değişiminin ifadesidir ve maddenin değişmeden önceki her ânı kayıt altına alınmış ve bizim onu ziyaret etmemiz için bekleniyor değil. 10 sene önceki beni asla ziyaret edemem. 'Ben'im 10 sene önceki halimi oluşturan atomlar ve moleküllerin bazıları doğaya karıştı, bazıları da hala benim vücudumda. Eğer geçmişe gideceksem geçmişteki 'ben'deki bir molekül ile şimdiki 'ben'deki bir molekül yani aynı tek molekül aynı zamanda iki tane olacak demektir. Gerçi zamanda yolculuk safsatasına inananlar için bu örnek asla yeterli kanıt oluşturmaz.&lt;br /&gt;Zamanda yolculuk mümkün olsaydı gelecekten günümüze birileri gelirdi deyip konuyu kapatalım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-3957062397398822076?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/3957062397398822076/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=3957062397398822076' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/3957062397398822076'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/3957062397398822076'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2009/10/zaman-nedir.html' title='Zaman Nedir?'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-369160998572161869</id><published>2009-10-25T14:08:00.001+02:00</published><updated>2009-10-25T14:10:41.294+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='troçkizm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='stalinizm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tek ülkede sosyalizm'/><title type='text'>Tek Ülkede Sosyalizm - 3 / SSCB'nin karakteri</title><content type='html'>&lt;a href="http://proletarya.blogspot.com/2009/10/tek-ulkede-sosyalizm.html"&gt;Tek Ülkede Sosyalizm - 1&lt;/a&gt; (proletarya diktatörlüğü, sosyalizm, komünizm kavramları)&lt;br /&gt;&lt;a href="http://proletarya.blogspot.com/2009/10/tek-ulkede-sosyalizm-2.html"&gt;Tek Ülkede Sosyalizm - 2&lt;/a&gt; (kapitalizmin evrenselliği, komünizmin evrensel olmasının zorunluluğu)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Komünist toplumsal devrimin nesnel koşullarını ilk iki yazıda dile getirmiştim. Kapitalizmin gelişmesi ile birlikte üretici güçlerdeki büyüme ve işçi sınıfının nitelik ve nicelik olarak güçlü olması en önemli koşullar. Sovyet devriminden önce Rusya'da bu koşullar Avrupa'dakinden daha geri düzeydeydi. Bunun farkında olan Rusya'daki komünistler (bolşevikler) Rusya'da tek başına patlak verecek bir devrimin zorluğunu dile getirmişlerdi. Bu yüzden Avrupa'daki özellikle Almanya'daki devrime büyük umut bağlamışlardı. Hatta Lenin, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Rus devriminin, Alman devrimine feda edilebileceğini&lt;/span&gt; de söylemiştir. Lenin şunları yazıyor:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;“Tarih şimdi bizi olağanüstü zor bir duruma soktu ... Meselelere dünya tarihi ölçeği uygulanırsa, devrimimizin yalnız kalması halinde, diğer ülkelerde devrimci hareketin olmaması halinde, &lt;strong style="font-weight: normal;"&gt;&lt;em&gt;umutsuz      bir dava olacağına en ufak bir kuşku duyulamaz elbette&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;.&lt;/span&gt; Bolşevik Parti olarak biz tek başımıza bu işe giriştiysek, bunu devrimin tüm ülkelerde olgunlaşmakta olduğuna, katlanacağımız bütün zorluklara rağmen, payımıza düşecek bütün yenilgilere rağmen uluslararası sosyalist devrimin sonunda –hemen başlangıçta değil– patlak vereceğine inançla yaptık ... Tüm bu zorluklardan bizi kurtaracak olan –bunu bir kez daha yineliyorum– Avrupa devrimidir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Alman devriminin talihsizliği, gelişmesinin böyle hızlı olmaması. Peki bu durumda kim kime güvenecek: biz onlara mı, onlar bize mi? Siz, onların size güvenmesini diliyorsunuz, fakat tarih size bir ders verdi. Bu bir derstir, çünkü &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Alman devrimi olmadan bizim mahvolacağımız mutlak bir gerçektir.&lt;/span&gt;"&lt;/blockquote&gt;Fakat Avrupa devrimi olmaksızın Rusya'da işçi sınıfı ile köylü sınıfının kurduğu ittifak devrimi gerçekleştirdi ve işçi devleti kuruldu. Lenin işçi devletindeki (proletarya diktatörlüğündeki) denetim ve yönetim işleri için şunları söylüyor:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;1) Her işe seçimle gelme, ama her an görevden geri alınabilme&lt;br /&gt;2) İşçinin aldığından yüksek olmayan bir ücret&lt;br /&gt;3) &lt;i&gt;Herkesin&lt;/i&gt; denetim ve gözetim işlerini yapabilmesi, yani &lt;i&gt;herkesin&lt;/i&gt; bir zaman için "bürokrat" durumuna gelmesi ve bu yüzden &lt;i&gt;kimsenin&lt;/i&gt; "bürokrat" olamaması için gerekli önlemlerin hemen alınması. (Devlet ve Devrim'den)&lt;/blockquote&gt;Proletarya demokrasisinde, halk için (halka rağmen) görev yapan memurlara/bürokratlara yer yoktur. Bunu anlayamayan Alman sosyalisti Kautsky hakkında şunu söylüyor:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Kautsky, —(&lt;i&gt;halk için olmayan&lt;/i&gt;) demokrasiyi (&lt;i&gt;halka karşı&lt;/i&gt; &lt;i&gt;olan&lt;/i&gt;) bürokrasiye bağlayan— burjuva parlamentarizmi ile, bürokrasiyi kökünden kazıyacak önlemleri hemen alacak, ve, bu önlemleri sonuna dek, bürokratizmin tamamen yıkılmasına ve halk için bir demokrasinin tamamen kurulmasına dek uygulayacak olan proleter demokratizm arasındaki ayrımı hiç mi hiç anlamaştır. (Devlet ve Devrim'den)&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;Burjuva demokrasisi, son tahlilde yalnızca burjuvazi için bir demokrasidir, temsilidir. 4-5 senede bir yapılan seçimlerde burjuvazi ile organik ve ideolojik bağı bulunan herhangi bir burjuva partisi iktidara gelir. Bundan sonra halkın çoğunluğunu oluşturan işçi sınıfının, yönetimde hiçbir müdahlesi kalmaz. Ama proletarya demokrasisinde, halk her zaman yönetimin içinde olmalıdır. Hayır yönetimde olmalıdır sözü eksik, yönetim tamamen halka ait olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devrimden sonra Rusya'da büyük ölçüde işçi demokrasisi işler hale gelmesine rağmen, iç savaştan sonra giderek bürokrasi güçlenmeye ve demokrasi aşınmaya başlamıştı. Lenin bunun hakkında şöyle diyor:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;"Devrim eski bürokratları kovmuştu çünkü sovyetleri yaratmak zorundaydı ... Eski bürokratları kovduk, fakat geri geldiler. Bunlar kendilerine komünist diyorlar. Yakalarında kırmızı kurdelalar taşıyorlar ve sıcak köşelere yerleşiyorlar. Ne yapabiliriz? Bu pisliğe karşı tekrar tekrar mücadele etmeliyiz, şayet bu pislik geri gelirse onu tekrar tekrar temizlemeliyiz." (Lenin Seçme Eserler, 29. bölüm)&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;Maalesef bu pislik temizlenemedi ve daha da büyüdü. Lenin döneminde de işçi devleti bürokratik yozlaşmaya uğramıştı. Lenin &lt;span style="font-style: italic;"&gt;devletimiz bürokratik yozlaşmaya uğramış bir işçi devletidir &lt;/span&gt;demişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki sonra ne oldu SSCB'de? Bunun hakkında 2 temel görüş var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1. Stalinist görüş&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stalinistler sosyalizm ile proletarya diktatörlüğünü aynı şey olarak görürler. Sosyalizmi tek ülkede olabilecek, sınıflı, devletli bir toplum biçimi olarak tanımlarlar. SSCB'yi köylü ve işçi sınıfından oluşan sosyalist bir devlet olarak tanımlarlar. Proletarya diktatörlüğü olarak örgütlenmiş sosyalist devlet... Üretim araçları devletindir, küçük mülk sahibi sınıfların varlığına izin verilir, ancak büyük burjuvaziye yer yoktur. Stalinistler bir ölçüde bürokratik yozlaşmanın varlığını kabul ederler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2. Troçkist Görüş&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Troçkist gruplarda, SSCB'nin karakteri hakkında 3 farklı görüş vardır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Yozlaşmış işçi devleti: Devrimden sonra kurulan işçi devleti bürokratik yozlaşmaya uğramıştır. İşçi demokrasisi kalmamıştır. Ancak bürokrasi bir sosyo-ekonomik sınıf olarak görülemez. Bürokrasi kapitalizmde olduğu gibi egemen sınıfın hizmetkarıdır. Fakat yozlaşmaya uğramış SSCB'de bürokrasi, işçi sınıfının hizmetkarı olması gerekirken onun efendisine dönüşmüştür. Troçki'nin görüşü de budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Devlet kapitalizmi: SSCB'de kapitalizm restore edilmiştir. Özel mülkiyet yerine devlet mülkiyeti vardır ama bu da kapitalist bir mülkiyet biçimidir. Kapitalist sınıf ise özel mülk yerine devlet mülkiyetinin yönetimine sahip olan bürokrasidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Bürokratik diktatörlük: SSCB'de burjuvazi ortadan kaldırılmış, kapitalizm yıkılmıştır. Devlet kapitalizmi tanımı, özel mülkiyetin esas olduğu, özel mülkiyetin yetişemediği yerlerde devlet mülkiyetinin yardıma koştuğu bir sistem için geçerlidir. SSCB'de ise tamamen devlet mülkiyeti esastı. Bu yüzden devlet kapitalizmi uygun bir tanım değildir. Bürokratik yozlaşmış işçi devleti tanımı ise bürokrasinin bir sınıf olamayacağından haraket eder. Halbuki Marx, Avrupa'da özel mülkiyet temelli feodalizme karşı, Asya'da bürokratik despotik devletlerin varlığının temelinin devlet mülkiyeti olduğunu söylemiştir. Tarım toplumunda Avrupa'daki feodalizme karşılık Asya'da despotik imparatorlukların karşılık gelmesi gibi, Sanayi toplumlarında da SSCB ve benzeri "reel sosyalist" ülkelerde devlet mülkiyetine dayanan, bürokratik despotik devletler var olmuştur. Devlet mülkiyeti var olmasına karşın, siyasal egemenlik ve ekonomik karar yetkisi "Komünist Parti" ile örgütlenen bürokratik sınıfa aittir. Yani çok basitçe ifade etmek gerekirse, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;mülkiyet devletindir, devlet ise tüm halkın değil bürokratik sınıfındır&lt;/span&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SSCB ne kapitalist ne de sosyalist ne de ikisi arasında bir sosyo-ekonomik formasyona sahip değildi. Tarihsel olarak geçici, devlet mülkiyetine dayalı, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;bürokratik despotik diktatörlük&lt;/span&gt;tü. Tarihsel olarak geçiciydi çünkü kendi gelişim döngüsünü tamamladığında kapitalizme evrilmek zorundaydı ve nitekim SSCB kapitalizme evrildi, Çin de hızla kapitalistleşiyor.&lt;br /&gt;Bürokratik diktatörlüklerin tarihsel olarak anlamı, geri kalmış kapitalist ülkelerin, üretici güçlerinin, özel mülkiyet ve kapitalist yolla geliştirilmesi yerine planlı bir devletçi ekonomi ile geliştirilmesidir. Üretici güçlerini yeterli ölçüde geliştirdikten sonra, "kalkınmacı, ulusalcı, sanayileşmeci ve devletçi sosyalizm" anlayışının terk edilip dünya emperyalist sistemine bağlanmaları kaçınılmazdır. Çin'de olan şey tam olarak budur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-369160998572161869?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/369160998572161869/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=369160998572161869' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/369160998572161869'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/369160998572161869'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2009/10/tek-ulkede-sosyalizm-3-sscbnin.html' title='Tek Ülkede Sosyalizm - 3 / SSCB&apos;nin karakteri'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-807723806418545731</id><published>2009-10-24T17:49:00.003+03:00</published><updated>2009-10-24T17:59:56.617+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kemalizm'/><title type='text'>Atatürk'e Hakikaten Şirk Koşulamazmış...</title><content type='html'>Pollemik.com isimli anket sitesine, Osman Pamukoğlu'nun &lt;a href="http://proletarya.blogspot.com/2009/10/ataturke-sirk-kosulamaz.html"&gt;Atatürk'e şirk koşulamaz&lt;/a&gt; sözüne binaen bir anket göndermiştim. Anket hemen hemen şöyleydi:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Askerlikten emekli olduktan sonra siyasete atılan Osman Pamukoğlu "Atatürk eleştirilemez mi?" sözüne cevaben "Atatürk'e şirk koşulamaz, senin de dilini yakar" dedi. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;- İçerik olarak doğru da olsa maksadını aşan bir söz&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;- Söylenmesi gerekeni söylemiş&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;- Atarük'ün tabulaştırıldığını ve Atatürkçülüğün dinleştirildiğinin bir örneği&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;- İlgilenmiyorum / Fikrim yok&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;Anket onaylanmadı ve site yönetiminden şu cevap geldi:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"Ülkemizin kurucusu Atatürk`ü tartışmaya açmıyoruz.İyi eğlenceler."&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;Yuh artık... İnsana söylecek söz bırakmıyorlar. Burada Atatürk'ün değil, birinin söylediği sözün, birinin anladığı Atatürkçülüğün tartışmaya açıldığını IQ seviyesi 85'ün üstünde olan her homo sapiens anlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-807723806418545731?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/807723806418545731/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=807723806418545731' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/807723806418545731'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/807723806418545731'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2009/10/ataturke-hakikaten-sirk-kosulamazms.html' title='Atatürk&apos;e Hakikaten Şirk Koşulamazmış...'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-3294409951842134493</id><published>2009-10-23T16:23:00.006+03:00</published><updated>2009-12-17T16:07:46.273+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='stalinizm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='komünizm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tek ülkede sosyalizm'/><title type='text'>Tek Ülkede Sosyalizm - 2</title><content type='html'>Önce temel kavramların açıklandığı &lt;a href="http://proletarya.blogspot.com/2009/10/tek-ulkede-sosyalizm.html"&gt;1. yazının&lt;/a&gt; kısa bir özetini yapayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Proletarya diktatörlüğü, kapitalizm ile komünizm arasındaki devrimci dönüşümler dönemidir. Proletarya, siyasal iktidarı burjuvaziden alır, eski kapitalist devleti parçalar ve yerine işçi demokrasisinin egemen olduğu proletarya diktatörlüğünü kurar. Marksizme göre her devlet, dolayısıyla her demokrasi aynı zamanda bir diktatörlüktür. Kapitalizm altındaki demokrasi işçi sınıfı için diktatörlük anlamına gelir. Çünkü kapitalist demokrasi, kapitalizmin temeli olan üretim araçlarındaki özel mülkiyeti korumak için bir aygıttır. Proletarya demokrasisi ise kapitalistlerin mülksüzleştirilmesi için çeşitli yollara başvuran bir diktatörlüktür. Yani işçi sınıfı için demokrasi, burjuvazi için ise diktatörlük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Proletarya diktatörlüğü, baskı uygulanacak bir sınıf kalmayıncaya kadar, yani sınıfların ortadan kaldırılmasına kadar proletaryanın kullanacağı bir araçtır. Sınıflar tamamen ortadan kalkınca kapitalizm yerini komünizme bırakır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Komünizmde, kapitalizmin bağrından çıktığı şekliyle ele alındığındığında, paylaşım eski hukuka göre, yani eşdeğerlerin değişimi metoduyla işler. Kapitalizmden farkı emek-gücünün artık satın alınabilen bir meta olmamasıdır. Bu yüzden emek sömürüsü son bulmuştur. Komünizmin bu ilk evresine sosyalizm adı verilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Komünizm, kendi temelleri üzerinden gelişmeye devam eder. Artık giderek daha fazla hizmet ve mal, herkese ihtiyacına göre dağıtılmaya başlar. Bunun emareleri kapitalizm içinde bile görünüyor. Sağlık ve eğitim gibi hizmetler bir çok kapitalist ülkede meta görünümüne girmeden, herkesten alınan ortak vergilerle finanse edilip herkesin ihtiyacına göre dağıtılıyor. Ve bu durum kanıksanmış durumda. Buna halktan çok büyük bir tepki gelmiyor. Elbette kapitalizm altında kazanan yine kapitalist sınıf oluyor. Kapitalistlerin, sömürücü sınıfların olmadığı bir sosyalizmde ise herkesten emeğine göre, herkese ihtiyacına göre ilkesi gerçek anlamıyla uygulanabilecektir.&lt;br /&gt;Komünizmin üst evresindeki bir diğer durum da kafa emeğinin ve kol emeğinin eşitlenmesidir. Artık herkes yeterli eğitimi alabilecek durumda olduğundan herkes aynı zamanda bir kafa işçisi aynı zamanda bir kol işçisi durumuna gelecektir.&lt;br /&gt;Komünizmde üretici güçlerin gelişmesiyle birlikte çalışmak bir yük olmaktan çıkar. Bunun emarelerini de kapitalizm altında inceden görüyoruz. Eskiden 1 ayakkabı üretimi 5 saatte tamamlanıyorsa şimdi gelişen üretici güçler ile bu 1 saate inmiş durumda. Üretim çok kolaylaştığı ve insan emeğinin çok daha az gerektiği bir toplumda, çoğu şeyin makinelerce yapıldığı bir çağda elbette çalışmak bir zorunluluk olmaktan çıkar. Toplumda bolluk oluştuğunda herkes topluma emeği kadar katkıda bulunur ve ihtiyacı kadar toplumdan alır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek ülkede sosyalizm sorunu, tek ülkede politik devrim sorunu değildir. Tek ülkede sınıfların ortadan kaldırılması sorunudur. Sınıflar ortadan kalktığına göre bir sınıfın diğeri üzerindeki baskı aracı olan devlet de ortadan kalkacaktır. Devletin siyasal niteliği son bulur. İşlerin düzenlenmesi için kurulan kurumlar, insanlar arasındaki ilişkilerin düzenlenme mekanizması artık devlet olarak nitelendirilemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek ülkede sosyalizm sorunsalı için önce kapitalizmin ne olduğunu anlamak gerekir.&lt;br /&gt;Komünist Manifesto'dan okuyalım:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Burjuvazi, dünya pazarını sömürmek yoluyla tüm ülkelerin üretim ve tüketimini kozmopolitleştirdi. Gericilerin çok üzülecekleri biçimde ulusal zemini sanayinin ayağının altından çekiverdi. En eski ulusal sanayiler yok edildi ve hâlâ her gün yok ediliyor. Her uygar ulusun bir yaşamsal sorun olarak ithal etmesi gereken ve artık yerli hammaddeyi değil en uzak bölgelerin hammaddelerini işleyip, mamulünün de yalnız kendi ülkesinde değil dünyanın her yerinde birden tüketildiği yeni sanayiler, o eski ulusal sanayileri bir kenara itiyor. Yerli imalatla karşılanan eski ihtiyaçların yerini de, en uzak ülke ve iklimlerin ürünleriyle ancak giderilebilecek ihtiyaçlar alıyor. Eski yerel ve ulusal kapalılık ve kendine yeterlik yerine de, ulusların her yönde hareketliliği ve her yönde birbirine bağımlılığı geçmekte. Üstelik yalnız maddi üretimde değil manevi üretimde de bu böyle. Ayrı ayrı ulusların manevi ürünleri ortak mülk oluyor. Ulusal tek yanlılık ve sınırlılık artık mümkün değil, pek çok ulusal ve yerel edebiyattan bir dünya edebiyatı oluşmakta.&lt;/blockquote&gt;Anlaşılacağı üzere kapitalizm bir dünya düzenidir. Tek tek ülkelerdeki kapitalizm aritmetik toplamı bize kapitalizmi vermez. Kapitalizm tüm ülkeleri birbirine bağlamıştır.&lt;br /&gt;Emperyalizm çağı ile yani sermaye ihracı ile bu bağ çok daha fazla kuvvetlenmiştir. Evrensel olan yerini evrensel olana bırakır.&lt;br /&gt;Kapitalizmin evrenselliği ve tüm ülkeleri birbirine bağlaması 3 sonuç doğurur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Bir ülkenin başına gelenler az veya çok tüm dünyayı ilgilendirir. Sosyalist devrim gibi tarihsel önemi büyük bir olay asla tek bir ülkeyi ilgilendiremez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Evrensel kapitalizmin bir ürünü olan işçi sınıfı evrensel bir sınıftır. Bu yüzden mücadelesi de evrenseldir. Komünist manifesto'nun son sözü bu yüzden &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Tüm ülkelerin işçileri birleşiniz! &lt;/span&gt;diye biter.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Kapitalizm ancak evrensel olarak ortadan kaldırılabilir. Bu da sosyalizmin ancak evrensel bir toplumsal düzen olması demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alman ideolojisinde, komünizmin ancak evrensel bir toplumsal düzen olabileceği vurgulanmıştır. Bu vurgu, yalnızca öyle olursa daha iyi olur cinsten bir vurgu değil, tarihsel materyalizmin özünü içeren bir vurgudur. Bu yüzden &lt;span style="font-style: italic;"&gt;ama dünya değişti, artık tek ülkede sosyalizmi yaratmaya çalışmalıyız&lt;/span&gt; türünden itirazlar idealist felsefenin itirazlarıdır. Çünkü komünizm yaratılması gereken bir ülkü değil, bir ütopya değil, toplumsal gelişimin mümkün kılacağı ve hatta kendini dayatacağı bir toplum biçimidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alman İdeolojisinden bu gerçeği ifade eden cümleler:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;br /&gt;"Bize göre komünizm, ne yaratılması gereken bir &lt;i&gt;durum&lt;/i&gt;, ne de gerçeğin ona uydurulmak zorunda olacağı bir &lt;i&gt;ülküdür.&lt;/i&gt; Biz, bugünkü duruma son verecek &lt;i&gt;gerçek&lt;/i&gt; harekete komünizm diyoruz. Bu hareketin koşulları, şu anda varolan öncüllerden doğarlar"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;"Tümüyle mülkiyetsiz&lt;/i&gt;  işçiler yığını —sermayeden ya da sınırlı bile olsa her çeşit tatmin olma durumundan uzak muazzam işgücü— &lt;i&gt;dünya&lt;/i&gt; &lt;i&gt;pazarını&lt;/i&gt; varsayar; nasıl ki, bu işin geçici nitelikte olmayan kaybı, güvenli geçim kaynağı olarak kaybı, rekabetten doğan iş kaybı da dünya pazarını varsayarsa. Demek ki proletarya ancak &lt;i&gt;dünya&lt;/i&gt; &lt;i&gt;çapında&lt;/i&gt; &lt;i&gt;tarihsel&lt;/i&gt; olarak mevcut olabilir, nasıl ki proletaryanın işi olan komünizm de, ancak, &lt;i&gt;dünya&lt;/i&gt; &lt;i&gt;çapında&lt;/i&gt; &lt;i&gt;tarih&lt;/i&gt;sel olarak varolabilirse. Bireylerin dünya çapında tarihsel varlığı, başka deyişle, bireylerin doğrudan dünya tarihine bağlı varlıkları..."&lt;/blockquote&gt;Görüldüğü gibi komünizmin evrenselliği tarihsel materyalizm anlayışının özünden gelen bir zorunluluktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Komünist Toplumsal Devrim Evrenseldir&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyasal devrim, yani iktiradın burjuvaziden proletaryaya geçişi yerel, ulusal olabilir. Buna tarih şahit. Ancak kapitalizmi tasfiye edip komünist toplumu te'sis etmek demek olan komünist toplumsal devrim de enternasyonal bir devrimdir. Yukarıdaki paragraflarda Alman İdeolojisi'nden alınan sözler bunu tarihsel materyalizmin bir sonucu olarak ortaya koyuyor.&lt;br /&gt;Marx ve Engels'in yazdığı Komünizmin İlkeleri adlı yazıda da bu konuya şöyle değinilmiş:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;i&gt;Soru&lt;/i&gt; &lt;i&gt;19&lt;/i&gt;: Bu devrimin yalnızca tek ülkede yer alması olanaklı olacak mıdır? &lt;span class="sayfa"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Yanıt&lt;/i&gt;: Hayır. Dünya pazarını yaratmış olan büyük sanayi, yeryüzündeki bütün halkları, ve özellikle de uygar halkları öylesine birbirlerine bağlamıştır ki, her halkın başına gelecekler, bir ötekine bağlıdır. Ayrıca, büyük sanayi bütün uygar ülkelerde toplumsal gelişmeyi öylesine eşitlemiştir ki, bütün bu ülkelerde burjuvazi ve proletarya, toplumun iki belirleyici sınıfı, ve bunlar arasındaki savaşım da, günün temel savaşımı olmuştur. Komünist devrim, bu yüzden, hiç de salt ulusal bir devrim olmayacaktır; bu, bütün uygar ülkelerde, yani en azından İngiltere, Amerika, Fransa ve Almanya'da, aynı zamanda yer alan bir devrim olacaktir. Bu ülkelerin herbirinde devrim, o ülkenin daha gelişkin bir sanayie, daha çok zenginliğe, ve daha hatırı sayılır bir üretici güçler kitlesine sahip olup olmayışına bağlı olarak, daha çabuk ya da daha yavaş gelişecektir. Dolayısıyla, bunu gerçekleştirmek, en yavaş ve en güç Almanya'da, en çabuk ve en kolay da İngiltere'de olacaktır. Bunun dünyanın öteki ülkeleri üzerinde de önemli etkileri olacak ve bunların daha önceki gelişme biçimlerini tamamıyla değiştirecek ve büyük çapta hızlandıracaktır. Bu, dünya çapında bir devrimdir, ve dolayısıyla kapsamı da dünya çapında olacaktır. &lt;/blockquote&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Stalinizmin Çarpıtmaları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stalinizm, 1. yazıda da değindiğim gibi kapitalizmden komünizme geçiş dönemi olan proletarya diktatörlüğü ile komünizmin ilk evresi olan sosyalizmi birbirine eşitler. Yani proletarya diktatörlüğü hem komünizme geçiş dönemi hem de komünizmin 1. evresidir. Dilbilimsel olarak bile yanlış olan bu önerme üzerine komünizmin 1. aşamasını yani sosyalizmi devletli, sınıflı ve tek ülkede mümkün olan bir toplum biçimi olarak tanımlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stalinizmin başka bir büyük çarpıtması ise sosyalizm için üretici güçlerin yeterince gelişmiş olmasına gerek olmadığının söylenmesidir. Hatta bir çok Stalinist akım gelişmiş kapitalist ülkelerin (Avrupa, Amerika, Japonya vb.) işçi sınıfından tamamen umutlarını kesmiş ve gözlerini henüz gelişmekte olan kapitalist ülkelere dikmişlerdir. Böyle olunca sosyalizmi, ulusal kalkınmacı bir devlet modeli olarak sunarlar. Bu anlayışa göre sosyalist devrim, tek bir ülkede burjuvaziyi tasfiye eder, ülkeyi emperyalist zincirden koparır, güçlü ve bürokratik bir devlet mekanizması kurar... Al sana sosyalizm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stalinist sosyalizmde burjuvazi yoktur, üretim araçları devletleştirilmiştir. Ama köylü sınıfı vardır. Stalinizm, sosyalizmi köy ile kent arasındaki çelişkinin var olduğu bir toplumsal düzen olarak tanımlar. Halbuki köylü sınıfı  kapitalizmde bile giderek yok olmaktadır. Köylü sınıfının idealize edilmiş bir kapitalizmde bile yeri yoktur, köylülük pre-kapitalist ve feodal bir unsurdur. Böyle bir unsuru kapitalizmden daha ileri bir toplum olan sosyalist toplumun içine yerleştirmek tarihin diyalektiğine aykırıdır.&lt;br /&gt;Komünist manifesto, küçük burjuva ve küçük köylü mülkiyetinin kapitalizm tarafından ortadan kaldırıldığını söyler:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Kişisel çalışmayla elde edilmiş, hakkıyla kazanılmış, kişisel kazançla edinilmiş mülkiyet! Burjuva mülkiyetinden önce var olan, küçük burjuva, küçük köylü mülkiyetinden mi söz ediyorsunuz? Onu bizim kaldırmamıza gerek yok ki, sanayinin gelişmesi ortadan kaldırdı onu, gün geçtikçe daha da kaldırmakta.&lt;/blockquote&gt;&lt;a href="http://proletarya.blogspot.com/2009/10/tek-ulkede-sosyalizm-3-sscbnin.html"&gt;Tek Ülkede Sosyalizm -3 / SSCB'nin Karakteri&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-3294409951842134493?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/3294409951842134493/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=3294409951842134493' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/3294409951842134493'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/3294409951842134493'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2009/10/tek-ulkede-sosyalizm-2.html' title='Tek Ülkede Sosyalizm - 2'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-968922406235231651</id><published>2009-10-23T01:48:00.005+03:00</published><updated>2009-10-23T02:55:47.946+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kamusal alan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kürt sorunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='türban'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kemalizm'/><title type='text'>Kamusal Alan ve Kürtçe</title><content type='html'>Bu konuda bizim İslamcılarda Stockholm sendromu türünden bir etkileşim olduğu kesin. Kürtçenin devlet işlerinde kullanılması hakkındaki söyledikleri laikçilerin kamusal alan hassasiyetleri ile birebir örtüşüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Laikçi: &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Kamusal alan herkese ait olan alandır ve türban girmemelidir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Türk-İslamcı: &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Kamusal alan herkese ait olandır ve kürtçe girmemelidir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Laikçi: &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Kamusal alana türbanlılar girerse ayrımcılık baş gösterir. Bu yüzden kamusal alanda yalnızca modern kıyafetler olmalı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İslamcı: &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Kamusal alana kürtçe girerse ayrımcılık baş gösterir. Bu yüzden kamusal alanda yalnızca resmi dil olmalı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Laikçi: &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Niye illa tutturuyorlar kamusal alana gireceğiz diye. Evlerinde taksınlar türbanı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İslamcı:&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt; Niye illa tutturuyorlar kamusal alanda kürtçe olacak diye. Evlerinde konuşuyorlar ya kürtçe.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Laikçi: &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Sokakta kimsenin türbanlı dolaşmasına karışıyor mu?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İslamcı: &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Sokakta kürtçe konuşmalarına karışılıyor mu?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Laikçi: &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Namazlarını kılsınlar, oruçlarını tutsunlar, sokakta evde türban taksınlar, bunlara karışan yok. Ama türban asla kamusa alana giremez.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İslamcı: &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Kürtçe müziklerini dinlesinler, kürtçe kitap yazsınlar, kürtçe tv izlesinler. Ama kürtçe asla kamusal alana giremez, kürtçe eğitim asla olamaz, devlet dairelerinde, devlet okullarında kürtçe asla kullanılamaz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ilımlı laikçi: &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Kamusal alanda, hizmet alanlar türban taksın ama hizmet verenler takmasın.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Ilımlı türk-islamcı: &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Devlet dairelerinde bir tercüman bulunsun, isteyen vatandaş hizmetini kürtçe alabilsin, kürtçe seçmeli ders olsun. Ama kürtçe eğitim olmasın, devlet kürtçe hizmet vermesin.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-968922406235231651?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/968922406235231651/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=968922406235231651' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/968922406235231651'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/968922406235231651'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2009/10/kamusal-alan-ve-kurtce.html' title='Kamusal Alan ve Kürtçe'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-5116821066946521465</id><published>2009-10-23T01:45:00.001+03:00</published><updated>2009-10-23T01:46:58.246+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kürt sorunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dtp'/><title type='text'>DTP M(C)HP'nin simetriği mi?</title><content type='html'>Her türlü milliyetçiliğe karşı olduklarını söyleyen bazı sosyal demokrat, liberal ve islamcılar DTP'yi MHP-CHP ile simetrik gördüklerini söylüyorlar. Peki gerçekten öyle mi? Bakalım M(C)HP'ye simetrik bir DTP ne söylerdi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Türkiye'nin ismi Kürdistan olacak, Kürdistan kürtlerindir, beğenmeyen Orta Asya'ya gitsin&lt;br /&gt;- Eğitim dili ve resmi dil kürtçe olacak&lt;br /&gt;- Türkçe diye bir dil yoktur, yasaklanacak&lt;br /&gt;- Türkçe özel tv olamaz!&lt;br /&gt;- Ne mutlu kürdüm diyene!&lt;br /&gt;- Bu ülkedeki herkes kürttür, türkler ova kürdüdür. Türk diye bir şey yoktur.&lt;br /&gt;- Gerillamıza kurşun sıkanlara gül uzatmayız!&lt;br /&gt;- Şehit olan 20 bin gerillamızın kanı yerde mi kalacak. Barış falan yok!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DTP bunları söylemediğine göre onu C(M)HP'nin simetriği olarak görme eğilimi neden? DTP'yi açılımın önünde C(M)HP kadar engel olarak görme eğilimi neden?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lenin ezen ulus ile ezilen ulus milliyetçiliğinin birbirinden ayırt edilmesini ve ikisine farklı yaklaşılmasını söylerken çok haklıydı. DTP kürt milliyetçisidir, bu doğru. Ama bu yüzden DTP M(C)HP'nin simetriği olamaz. Çünkü C(M)HP hak vermeme milliyetçisidir. DTP öyle değil. Yüzeyse olarak bakarsak DTP hak alma milliyetçisidir. Hataları, yanlışları, eksikleri kendi bağlamında değerlendirilir ve eleştirilir. Ama C(M)HP'nin simetriği olma iddiası gibi toptancı bir yaklaşım gerçekçi değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatta bu bağlamda baktığımızda görürüz ki AKP de DTP'den daha milliyetçidir. Çünkü başta ana dilde eğitim olmak üzere DTP'nin savunduğu bir çok şeyi savunmuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bkz: &lt;a href="http://proletarya.blogspot.com/2007/11/dtp-krtleri-temsil-ediyor-mu.html"&gt;DTP kürtleri temsil ediyor mu?&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-5116821066946521465?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/5116821066946521465/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=5116821066946521465' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/5116821066946521465'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/5116821066946521465'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2009/10/dtp-mchpnin-simetrigi-mi.html' title='DTP M(C)HP&apos;nin simetriği mi?'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-3810537518150945729</id><published>2009-10-22T11:54:00.002+03:00</published><updated>2009-10-22T12:06:13.628+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kürt sorunu'/><title type='text'>Kürt sorununa yalın bir bakış</title><content type='html'>Bir zamanlar Osman diye bir adam varmış. Bu adamın 3 odalı bir evi varmış. Bu adamın iki de oğlu varmış. Osman ölünce evi oğullarına kalmış. Ama büyük oğlan kardeşini kandırarak babasından kalan evin tapusunu sadece kendi üzerine almış. Kardeşine hiçbir şey vermemiş.&lt;br /&gt;Kardeşi bu duruma çok kızmış ve üzülmüş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya 3 odadan benim hakkım olan 1 odalık bölümünü bana ver, ayrı yaşayalım ya da tapuya benim de adımı yaz demiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abisi "bu ev benimdir" demiş. İlle de burada yaşamak istiyorsan benim her dediğime uymak zorundasın ve benim kurallarıma tabisin, "ya sev ya terket" demiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kardeşi çok öfkelenmiş ve dayanamayarak abisine bir tokat atmış. Abisi kardeşinden daha güçlü olduğu için onun bir tokatına karşılık çok daha büyük bir şiddet uygulamış. Abisi komşularına "bu haindir bana tokat attı" deyip duruyor bir taraftan da sopayla vuruyormuş...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük kardeş, "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;kardeşine niye mirastan hiç pay vermedin ya da tapuya neden sadece kendi ismini yazdın&lt;/span&gt;" diyenlere benim kardeşim yok ki, bababım 1 oğlu vardı miras sadece benim hakkım dermiş.&lt;br /&gt;Abisi, kardeşinin, babalarını sevmeyen komşularca kendisine karşı kışkırtıldığını iddia ediyormuş. Ama evi yalnızca kendine ait olarak gören kendisi...&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Hak istemek için bana tokat attı, insan hakkını tokat atarak mı ister&lt;/span&gt; diye yaygara kopartmasına rağmen kardeşine hak vermemek için sopayla vurmaya da devam ediyormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte durum bundan ibaret...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-3810537518150945729?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/3810537518150945729/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=3810537518150945729' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/3810537518150945729'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/3810537518150945729'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2009/10/kurt-sorununa-yaln-bir-baks.html' title='Kürt sorununa yalın bir bakış'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-8673456343203699666</id><published>2009-10-21T22:50:00.011+03:00</published><updated>2009-11-14T00:32:41.902+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='troçkizm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='stalinizm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='komünizm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tek ülkede sosyalizm'/><title type='text'>Tek Ülkede Sosyalizm</title><content type='html'>&lt;span style=";font-family:verdana;font-size:100%;"  &gt;Marksizm içi tartışmada&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt; tek ülkede sosyalizm&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt; sorunu büyük bir yer tutar.&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;Bu konu hakkında bir şeyler söyleyebilmek için kullanılan kavramların neyi kastederek kullanıldığının açıklanması gerekir. Tartışan taraflar arasındaki en büyük sorun aynı terminolojiyi kullanmamaktır. Bir tarafın sosyalizmden kastettiği şey ile diğer tarafın sosyalizmden kastettiği şey farkı. Bu yüzden tartışma özünde bir kavram tartışmasıdır.&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;Komünist toplum ve proletarya diktatörlüğü kavramı&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;Komünizm, kapitalizmin işçi devrimiyle yıkılmasından ve tasfiye edilmesinden sonra ortaya çıkacak olan sınıfsız, sınırsız ve devletsiz bir sosyo-ekonomik düzenin adıdır. Marx ve Engels komünist toplum kavramını bu anlamda kullanılır.&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;Troçkistler ve Stalinistler için bu kavramda bir sorun yok.&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;Proletarya diktatörlüğü ise kapitalizmden komünizme geçiş sürecinin, burjuvazinin ortadan kaldırılması için, yeni toplumun kurulması için gereken devrimci dönüşümler sürecinin adıdır.&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;Bu konuda da Troçkist ve Stalinist gruplarda bir mutabakat söz konusu. Marx'ın &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;Gotha Programının Eleştirisi&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;'nde yazdıkları bunu söylüyor:&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;blockquote  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Kapitalist toplum ile komünist toplum arasında, birinden ötekine devrimci dönüşüm dönemi yer alır. Buna da bir siyasal geçiş dönemi tekabül eder ki, burada devlet proletaryanın devrimci diktatörlüğünden başka bir şey olamaz.&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;Komünist toplumun alt ve üst evreleri&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;Şimdi gelelim asıl tartışmanın çıktığı yere. Komünizmin üst evresi,  komünizmin alt evresi.&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;Komünizmin birinci evresi, yani kapitalist toplumdan henüz çıkmış şekliyle komünist toplum hakkında Marx aynı yazıda şunları söylüyor:&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;blockquote  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Burada ele almamız gereken, kendi temelleri üzerinde &lt;i&gt;gelişmiş&lt;/i&gt; olan değil, tersine, kapitalist toplumdan &lt;i&gt;doğduğu&lt;/i&gt; şekliyle bir komünist toplumdur; dolayısıyla, iktisadi, manevi, entelektüel, bütün bakımlardan, bağrından çıktığı eski toplumun damgasını hâlâ taşıyan bir toplumdur. Bu bakımdan birey olarak üretici (gerekli indirimler yapıldıktan sonra), topluma vermiş olduğunun tam karşılığını alır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ama bir insan, bedensel ya da zihinsel olarak bir başkasından üstün olabilir, böylece aynı süre içersinde daha fazla emek sağlayabilir ya da daha uzun süre çalışabilir; ve emeğin bir ölçü görevi yerine getirebilmesi için, süresi ve yoğunluğu saptanılmalıdır, yoksa bir ölçü birimi olmaktan çıkar. Bu eşit hak, eşit olmayan bir emek için eşit olmayan bir haktır. &lt;/span&gt;&lt;span mce_="" style="font-weight: bold;font-size:100%;" &gt;Hiçbir sınıf farkı tanımaz, çünkü herkes bir diğeri gibi yalnızca bir işçidir&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;; ama eşit olmayan bireysel yetenekleri ve böylece de üretken kapasiteyi doğal bir ayrıcalık olarak zımnen kabul eder.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;Stalinistler, komünist toplumun birinci evresini, sözcüğün tam anlamıyla komünist toplumun birinci evresi olarak değil, yani komünizm olarak değil, komünizme geçiş süreci olarak algılıyorlar. Bu yüzden komünizmin birinci evresini proletarya diktatörlüğü ile eş tutuyorlar.&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;Halbuki Marx'ın yazdıklarını dikkatle okursak, komünizmin birinci evresini proletarya diktatörlüğünden sonra, komünist toplumun içinde bir dönem olarak tanımladığını görürüz. Ve bu evrede de hiçbir sınıf farkının olmayacağı, herkesin bir diğeri gibi yalnızca işçi olacağı söylenmiştir. Halbuki proletarya diktatörlüğü, adından da anlaşılacağı üzere sınıflı bir kesittir. Kapitalizm ile komünizmin savaşının yürüdüğü yani işçi ile burjuvazinin savaşının devam ettiği bir kesit.. Proletarya diktatörlüğünda farklı sınıflar vardır. Halbuki Marx, komünist toplumun 1. evresinde hiçbir sınıf farkının olmayacağını söylüyor.&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;Komünist toplumun üst evresinde ise şunları söylüyor:&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;blockquote  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Komünist toplumun daha yüksek bir evresinde, bireylerin işbölümüne kölece boyun eğmesinin ve onunla birlikte de kafa emeği ile kol emeği arasındaki çelişkinin ortadan kalkmasından sonra; emek, yalnızca yaşam aracı değil, yaşamın birincil gereksinmesi haline gelmesinden sonra; bireylerin her yönüyle gelişmesiyle birlikte, üretici güçlerin de artması ve bütün kolektif zenginlik kaynaklarının gürül gürül fışkırmasından sonra - ancak o zaman, burjuva hukukunun dar ufukları tümüyle aşılmış olacak ve toplum, bayraklarının üzerine şunu yazabilecektir: "Herkesten yeteneğine göre, herkese gereksinmesine göre!&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;Burada kafa karıştıracak tek şey komünist toplumun birinci evresinde hala burjuva hukukunun işlemesidir. Burjuvazi yoksa burjuva hukuku nasıl işler?&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;Burjuva hukukundan kastın &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;eşdeğerlerin değişimi ilkesi&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt; olduğu açık. Kapitalizmde de bu ilke geçerli. Yalnız komünizmde emek-gücü bir meta olmayacağı için sömürü son bulmuş olacak.&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;Sosyalist toplum kavramı&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;Marx hiçbir zaman sosyalist toplum kavramını kullanmamıştır. Sosyalist toplumsal düzen kavramını kullanan Engels'tir ve Lenin'in dediğine göre sosyalizm genellikle komünist toplumun ilk evresi için kullanılan bir kavramdır. Demek ki sorun sosyalizmin yani komünist toplumun ilk evresinin niteliği hakkındadır. Engels, A. Babel'e mektubunda şunu yazıyor:&lt;/span&gt;&lt;blockquote  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;Devlet üzerine bu gibi gevezeliklere son vermek gerek, özellikle sözcüğün tam anlamıyla bir devlet olmamış olan Paris Komünü deneyiminden sonra... Daha Marx’ın Proudhon’a karşı kitabından beri ve daha sonra da &lt;i&gt;Komünist      Parti Manifestosu&lt;/i&gt;’nda&lt;b&gt; sosyalist toplumsal düzenin kurulmasıyla devletin kendiliğinden dağıldığı ve yok olduğu açıkça söylenmiş olmasına karşın&lt;/b&gt;, anarşistler yeteri kadar &lt;i&gt;halkçı devleti&lt;/i&gt; kafamıza çalmış durumdalar.&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;Sosyalist toplumsal düzen, yani komünist toplumsal düzenini ilk evresi Engels'in yazdığına göre proletarya diktatörlüğüne eşdeğer değil, devletin dağıldığı ve yok olduğu bir dönemdir.&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;Lenin "&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;Proletarya Diktatörlüğünde Ekonomi Politika&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;" isimli yazısında sosyalizm için şunları söylüyor:&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;blockquote  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Sosyalizm, sınıfların ortadan kaldırılması demektir.  &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Sınıfların ortadan kaldırılması için, önce, toprak sahiplerinin ve kapitalistlerin ortadan kaldırılması gerekir. Görevimizin bu kısmı başarılmıştır, ama bu, ancak bir kısmıdır, üstelik de en zor kısmı değildir Sınıfları ortadan kaldırmak için, ikincisi, fabrika işçisi ile köylü arasındaki farklılığı ortadan kaldırmak, &lt;i&gt;bunların hepsini işçi &lt;/i&gt;yapmak gerekir.&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;Lenin yine aynı yazıda:&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;blockquote  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Sosyalizm, sınıfların ortadan kaldırılması demektir. &lt;/b&gt;Proletarya diktatörlüğü, sınıfları ortadan kaldırmak için elinden geleni yapmıştır. Ama sınıflar bir darbede ortadan kaldırılamaz.&lt;br /&gt;Ve proletarya diktatörlüğü döneminde sınıflar hâlâ &lt;i&gt;durmaktadır&lt;/i&gt;, ve &lt;i&gt;duracaktır&lt;/i&gt;. Sınıflar yok olunca diktatörlük gereksiz hale gelecektir. Proletarya diktatörlüğü olmaksızın sınıflar yok olmayacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;Buradan anlaşılıyor ki proletarya diktatörlüğü kapitalizm ile sosyalizm arasındaki bir geçiş dönemidir ve proletarya diktatörlüğü sınıfları kaldırmak için kullanılır. Sınıflar ortadan kalktığında sosyalist toplum kurulmuş olur.&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;Hatta Stalin &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;Leninizm'in Sorunları&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;'nda şunu söylüyor:&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;blockquote  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Proletarya iktidarı, sosyalizmi örgütlendirmek için, &lt;b&gt;s&lt;i&gt;ınıfları ortadan kaldırmak için&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;, &lt;b&gt;&lt;i&gt;sınıfsız      bir topluma, sosyalist topluma&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; geçmek için kullanılır.&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;Proletarya diktatörlüğünü sosyalizm ile aş anlamlı değil, sosyalizme geçmek için kullanılan bir aygıt olarak tanımlıyor.&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;Lenin "Macar İşçilerine Selam" isimli yazısında şunu söylüyor:&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;blockquote  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Kapitalizmden sosyalizme geçiş oldukça uzun bir dönem ister, çünkü üretimin yeniden örgütlenmesi zor bir iştir, çünkü yaşamın bu alanında köklü değişmeler zaman ister ... Marx’ın, kapitalizmden sosyalizme geçiş dönemi olarak proletaryanın tüm bir proletarya diktatörlüğü döneminden söz etmesinin nedeni de budur.&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;Proletarya diktatörlüğü sosyalizmin kendisi olarak değil, sosyalizme geçiş dönemi olarak tanımlanmış. Yani komünizm ile sosyalizm eş anlamlı olarak kullanılmış. Çünkü kendi başına bir sosyalist toplum düzeni yoktur. Sosyalizm, komünizmin ilk evresidir.&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;Lenin bir kongrede gördüğü "&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;işçilerin ve köylülerin devleti asla sona ermeyecektir&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;" pankartı üzerine şunlar&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;ı söylemiştir:&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;blockquote  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;... bu garip pankartı okuduğumda, kafamdan şunlar geçti: demek ki bizde bu tür en basit ve temel konularda yanlış anlamalar ve yanlış anlayışlar var. Gerçekten eğer işçilerin ve köylülerin devleti asla sona ermeyecekse, o zaman bu, hiçbir zaman bir sosyalizm olmayacağı anlamına gelir, &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;i style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;çünkü sosyalizm sınıfların ortadan kalkması demektir;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;fakat işçiler ve köylüler var olduğu sürece, çeşitli sınıflar da var olur ve dolayısıyla tam sosyalizm olamaz&lt;/span&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;Çok açıkça görülüyor ki, Lenin, sosyalizm kavramını proletarya diktatörlüğü ile eş anlamda kullanmak bir yana, proletarya diktatörlüğü varsa sosyalizm yoktur diyor.&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;Stalinistlerin iddialarına dayanak gösterdikleri tek Lenin makalesi &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;Avrupa Birleşik Devletleri Sloganı&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt; üzerine yazılmış makaledir. Lenin şöyle der:&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;blockquote  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);font-size:100%;" &gt;Ne var ki, ayrı bir slogan olarak bir Dünya Birleşik Devletleri sloganı pek doğru sayılmaz, birincisi, sosyalizm tekabül eder; ikincisi de, tek bir ülkede sosyalizmin zaferinin olanaksız olduğu anlamında yanlış yorumlara yolaçabileceği ve aynı zamanda da, böyle bir ülkenin öteki ülkelerle ilişkileri açısından da yanlış anlamalara neden olabileceğinden ötürü doğru sayılamaz&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;Tek bir ülkede sosyalizmin zaferi... Evet burada anlatılmak istenen sınıfsız, sömürüsüz bir toplumsal düzenin kurulması mı yoksa tek bir ülkede komünist devrimin gerçekleştirilebileceği mi? Elbette devrimin gerçekleştirilebileceği anlatılıyor. Çünkü aynı paragrafta sosyalizme tekabül eden şeyin &lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;dünya birleşik devletleri&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt; olduğu söyleniyor, tek bir ülke sosyalizme tekabül etmez. Dünya birleşik devletleri sosyalizme tekabül eden bir slogandır. Dünya birleşik devletleri sloganının öne çıkarılması, sanki önce kapitalizm altında tüm ülkelerin birleşmesinin sağlanarak, ancak o şekilde bir devrim yapılabileceği gibi bir yanlış anlama içerir. Lenin'in söylediği budur.&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;Özetlersek, tek ülkede sosyalizm sorunu, genellike sosyalizm kavramının ne için kullanıldığı ile ilgili kavramsal bir sorundur. Engels, Lenin ve hatta Stalin'den yapılan bunca alıntı gösteriyor ki sosyalizm, sınıfsız ve devletsiz bir toplum olan komünist toplumun ilk evresidir. Proletarya diktatörlüğü ise kapitalizm ile sosyalizm arasındaki geçiş dönemidir.&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;&lt;a href="http://proletarya.blogspot.com/2009/10/tek-ulkede-sosyalizm-2.html"&gt;Tek Ülkede Sosyalizm - 2&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://proletarya.blogspot.com/2009/10/tek-ulkede-sosyalizm-3-sscbnin.html"&gt;Tek Ülkede Sosyalizm - 3&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-8673456343203699666?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/8673456343203699666/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=8673456343203699666' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/8673456343203699666'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/8673456343203699666'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2009/10/tek-ulkede-sosyalizm.html' title='Tek Ülkede Sosyalizm'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-1713163910454724130</id><published>2009-10-20T22:55:00.005+03:00</published><updated>2009-10-20T23:54:42.767+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='din'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bilim'/><title type='text'>Kur'an'ın yorumlanması üzerine küçük bir not</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Güneşin battığı yere vardığında, onu, balçıklı bir kaynakta batıyor buldu.&lt;/span&gt; (Kehf 86)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdiki astronomi ve coğrafi bilgilerimiz olmasaydı bu ayet nasıl yorumlanırdı?&lt;br /&gt;Batıya doğru ilerleyerek en sonunda güneşin battığı yere gelinebilir ve güneş batarken gözlemlenilebilir. Dolayısıyla dünya değil güneş dönüyor ve dünyanın içindeki bir su kaynağına batıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bilimsel bilgiler bu ayetin bu şekilde yorumlanmasını engelliyor. Bu yüzden 2. yorum şekli yani sembolik yorumlama devreye giriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama ilk insanın bireysel hikayeleri sembolik, yani insanlığa ait olarak yorumlanmaz. Gerçekten de ismi Adem olan bir kişinin var olduğuna kesin hüküm verilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bir ayet daha:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İnsanın üzerinden, henüz kendisinin anılan bir şey olmadığı uzun bir süre geçmedi mi? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;(İnsan-1)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki bu ayeti birisi şöyle yorumlasa ne olur?&lt;br /&gt;İnsan henüz insan olarak anılmazken yani henüz insana ait olan kimi özellikleri bulundurmayan bir hayvanken üzerinden uzun bir süre geçti ve sonunda insana evrimleşti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hangi ayetin sembolik hangisinin hakiki olduğu gelişen bilimsel bilgilere bağlıdır. Bilimsel bilgiler ayetlerin hakiki anlamları ile çelişiyorsa ayetlerin sembolik olduğu hükmü verilir. Eğer bilimsel bilgiler henüz tatmin edici bir sonuca ulaşamamışsa (evrim örneğinde görüldüğü gibi) ayetlerin hakiki-maddesel anlamları kabul görür.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-1713163910454724130?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/1713163910454724130/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=1713163910454724130' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/1713163910454724130'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/1713163910454724130'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2009/10/kurann-yorumlanmas-uzerine-kucuk-bir.html' title='Kur&apos;an&apos;ın yorumlanması üzerine küçük bir not'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-2293151692870486192</id><published>2009-10-17T12:24:00.005+03:00</published><updated>2009-11-10T01:09:14.030+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tkp'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kemalizm'/><title type='text'>Kemalizmin Derdi TKP'yi Gerdi</title><content type='html'>Bir adam varmış ismi Mülayim'miş ama kendisi çok sinirli bir adammış. Başka bir adam varmış ismi Arslan'mış ama kendisi bir tavşan kadar korkakmış...&lt;br /&gt;Türkiye'de de bir Tkp var, ismi komünist ama kendisi kemalist ve milliyetçi. Gerçi kendilerinin milliyetçi olduğu gerçeğini yurtsever ismini kullanarak ortaya koyuyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürt açılımı vesilesiyle hazırladıkları &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Barış, Kardeşlik ve Birlik Bildirgesi&lt;/span&gt;nde aynen şunu demiş Kemal Okuyan:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;“&lt;em&gt;Bağımsızlık, laiklik, cumhuriyet gibi tarihsel ilerleme öğeleri artık birer yük sayılmaktadır&lt;/em&gt;”&lt;/blockquote&gt;TKP'nin&lt;span style="font-style: italic;"&gt; &lt;a href="http://www.tkp.org.tr/partiden/felaketin-esiginde"&gt;Felaketin Eşiğinde&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.tkp.org.tr/partiden/felaketin-esiginde"&gt; &lt;/a&gt;adlı bildirgesi ise daha bi garip.&lt;br /&gt;&lt;p style="font-style: italic;"&gt;&lt;/p&gt;&lt;blockquote&gt;"Bu bir geriye dönüştür, bu bir karşı-devrimdir, bu karanlığa teslim oluştur."&lt;/blockquote&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Cumhuriyetin kazanımlarını savunmak ise, bugün, sosyalizmin gündemindedir. Tasfiye edilmekte olan 1923, ancak sosyalist devrimci bir silkiniş ile yeniden tarihsel değer kazanabilir.&lt;/span&gt;"&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Kemalizm çözülüyor. Çünkü toplumsal gelişmenin kanunu bu. Kemalizm belli bir tarihsel döneme denk gelen bir ideoloji. Bunu anlayabilmek için Osmanlı'daki üretim ilişkilerine kabaca göz atalım.&lt;br /&gt;Osmanlı'da Avrupa'daki gibi bir feodalizm yoktu. Doğal olarak feodalizme karşı devrimci bir burjuva sınıf da yoktu. Osmanlı'da özel mülikyet de yoktu. Marx'ın tanımı ile bu tam olarak '&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Asyatik Despotik Devlet&lt;/span&gt;'e karşılık düşüyor. Ve Marx'ın dediği gibi doğunun anahtarı özel mülkiyetin olmaması. Yönetici sınıf özel mülke sahip olan sınıf değil, doğrudan devlete sahip olan sınıftır. Osmanlı'daki ismi ile devletlû sınıf. Batıdaki ismine bürokrasi denilebilir. Bürokratik sınıf devlete sahiptir, devlet toprağın mülküne sahiptir. Doğal olarak artı-ürün sömürüsünü devletlû sınıf yapar.&lt;br /&gt;Bürokrasi Avrupa'da özel mülke sahip olan sınıfa bağımlıdır, onun memurudur. Asyatik devletlerde ise kendi başına hareket eden bağımsız bir güçtür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı, kapitalizm ile karşılaşınca çözülmek zorunda kalmıştır. Fakat bürokratik sınıf buna büyük bir direnç göstermiştir. Kemalizm bir halk hareketine dayanmayan, tepeden inme dayatmalarla Osmanlı'yı kapitalizme adapte etmenin adıdır. Kemalizm yeni bir burjuva sınıf yaratmalıydı. Ama bu burjuva sınıf Avrupa'daki gibi özgür ve egemen değil, kemalist asker-sivil bürokrasiye göbekten bağlı bir burjuvazi oldu. Bürokrasi hiçbir zaman kendini burjuvazinin memuru olarak görmedi. Kendini devletin asıl sahibi sanmaya devam etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi Türkiye'de olan şey, burjuvazinin, kendini devletin sahibi sanan bürokrasiye (yargı-ordu vs.) devletin asıl sahibinin kendisi olduğunu hatırlatması, bürokrasiyi &lt;span style="font-style: italic;"&gt;normal kapitalizm&lt;/span&gt;e uygun olarak yalnızca kendine bağlı memur kılma çabasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bürokrasi demokrat değildir, sivil değildir, miltarist ve şovendir. Ulusal kapitalizm hayali kurar. Fakat Türkiye burjuvazisi yeterince gelişti ve dışa açılma ihtiyacı hissediyor. Dünya emperyalist sistemine tam olarak bağlanmak, emperyalist piramidin orta kısmında yer edinmek istiyor. Kemalizm yani bürokrasinin ideolojisi ise burjuvaziye ayak bağı oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değişmeyen tek şey değişimdir ve Türkiye değişiyor. Bu değişim asker-sivil bürokrasi öncülüğündeki 'ulusal' burjuva kesim ile dışa açılma ihtiyacı hisseden, AB'ci liberal burjuva kesimin çatışması ile ilerliyor. Kendine komünist diyen birisi bi burjuva kanadın, üstelik tarihsel açıdan gerici bir burjuva kanadının tasfiyesi üzerine feryat etmez. Bu hengamede işçi sınıfını tarihin içine nasıl sokabileceğinin hesabını yapar. Yani klasik deyimle üçüncü yolu nasıl yaratacağını düşünür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer ille de kazanımları savunmak istiyorsa ki istemeli, demokrasiyi hiçe sayan, darbeci, militarist, şoven bir ideolojiyi savunarak yani sözde cumhuriyeti savunarak bunu yapamaz. Pek savunulacak bir 'kazanım' da yok zaten. 85 senelik kemalizmde çözülmemiş duran bir çok demokratik sorun var. Kürt sorunu, Ermeni sorunu, darbecilik sorunu bunlardan bir kaçı. Bu sorunların devamı için, statükonun devamı için çabalayanların yanında komünistler yer alamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;p&gt;"Tek kelimeyle komünistler, mevcut toplumsal ve siyasal durumlara karşı her yerde ve her çeşit devrimci hareketi destekliyorlar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; Tüm bu hareketler içinde, hangi gelişkinlik aşamasında olursa olsun mülkiyet sorununu hareketin temel sorunu olarak öne çıkarıyorlar." (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Komünist Manifesto&lt;/span&gt;'dan)&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-2293151692870486192?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/2293151692870486192/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=2293151692870486192' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/2293151692870486192'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/2293151692870486192'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2009/10/kemalizmin-derdi-tkpyi-gerdi.html' title='Kemalizmin Derdi TKP&apos;yi Gerdi'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-5072656657131049792</id><published>2009-10-16T23:04:00.004+03:00</published><updated>2009-10-16T23:28:45.858+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kapitalizm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='liberalizm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyalizm'/><title type='text'>Liberallerin uyanıklığı: Kapitalistin kaybetme riski!</title><content type='html'>Bir kapitalist işletme düşünelim. Basit olsun, mesela bir tarla... Şimdi bu tarlada bir üretim yapılıyor, ne ile? Emek ile. Tarım işçileri tarlayı sürüyor, suluyor, meyveleri topluyor, kasalara yüklüyor ve kapitaliste teslim ediyor. Tüm toplumsal emeğin sonucunda üretilen ürünün tamamı kapitalistin oluyor. İşçiler emeklerinin karşılığı olarak üretime yaptıkları katkı kadar ücret alamıyorlar. Eğer öyle olsaydı herkes çalıştığı kadar alırdı ve kapitaliste ya hiç kalmazdı ya da sadece basit bir yönetim işini yaptığı için ortalama bir işçi ücreti kadar kalırdı.&lt;br /&gt;Şimdi kapitalist meyveleri sattı, basit olsun diye söylüyorum aylık 10.000 lira kazandı. 10 işçinin payı ortalama 600 liradan 6000 lira. Geriye 4000 lira kapitaliste kaldı. İşte artı değer sömürüsü, işte emek sömürüsü budur. Üretim toplumsal, kâr özel.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki bizim uyanık liberallerimiz nasıl itiraz ediyor bu duruma?&lt;br /&gt;"&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ama kapitalist ya zarar etseydi, burada risk de özel&lt;/span&gt;." Ne büyük bir buluş. Neyin riski Allah aşkına söyler misiniz? Zarar etme riski, en kötü ihtimalle iflas edip işçi olma riski!&lt;br /&gt;Yani kapitalist, işçi olma riskinden ötürü kâr'ı hak ediyor. Peki bir risk, ihtimal değil de gerçekliğin ta kendisi olarak, işçi olma riskinin %100 gerçekleşmiş olduğu işçilerin hakkı ne olacak? Onların işçi olma riski yok, onlar zaten işçi. Toprakları yok, sermayeleri yok ki bunu riske etsinler. Kapitalist işçi olma riski yüzünden işçilerden çok daha fazla kazanmaya hakkı varmış, bak sen...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşçi olma riski yüzünden işçilerden çok daha fazla kazanmaya hakkı olan kapitalistler! Gerçekten büyük buluş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir köle sahibinin ama benim de tüm varlığımı kaybedip köle olma riskim var, o halde köleleriminin olması benim hakkımdır demesine benziyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-5072656657131049792?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/5072656657131049792/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=5072656657131049792' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/5072656657131049792'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/5072656657131049792'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2009/10/liberallerin-uyanklg-kapitalistin.html' title='Liberallerin uyanıklığı: Kapitalistin kaybetme riski!'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-157109695865018686</id><published>2009-10-16T13:33:00.005+03:00</published><updated>2009-10-17T00:13:19.167+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kapitalizm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sınıf çelişkisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='marksizm'/><title type='text'>Proletaryanın Kapsamı</title><content type='html'>Proletarya, yani modern işçi sınıfının kapsamı hakkında türlü türlü kafa karışıklığı var. Liberaller ve bir kısım 'akademik marksist'ler artık proletaryanın bittiğini söylüyorlar. Bazı sosyal demokratlar proletaryayı yalnızca çok düşük ücretle çalışan ameleler diye nitelendirerek, sınıf siyaseti yerine genel bir hümanizm ile ortaya çıkılması gerektiğini ileri sürüyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi önce Marx ve Engels'in birlikte yazdığı 'Komünizmin İlkeleri'ne bakalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Proletarya, toplumun, geçim araçlarını herhangi bir sermayeden elde edilen kârdan değil, tamamıyla ve yalnızca kendi emeğinin satışından sağlayan; sevinci ve üzüntüsü, yaşaması ve ölmesi, tüm varlığı emek talebine, dolayısıyla işlerin iyi gittiği dönemler ile kötü gittiği dönemlerin birbirlerinin yerini almasına, sınırsız rekabetten doğan dalgalanmalara dayanan sınıfıdır.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demek ki proletaryanın iki temel özelliği var:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Üretim araçlarının mülkiyetine sahip olmayan mülksüz bir sınıf&lt;br /&gt;2- Mülksüz olması dolayısıyla, emeklerini mülk sahibi sınıfa kiralayarak yaşam araçlarını (giyinme, barınma vs.) elde eden sınıf&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Proletaryanın karşıtı olan burjuvazi (kapitalistler, sermayedarlar, patronlar sınıfı) ise demek ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Üretim araçlarına sahip olan&lt;br /&gt;2- İşçi sınıfının emek-gücünü satın alıp, kâr elde eden sınıftır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ikisi arasında orta sınıflar denilen bir katman da vardır. Aslında orta sınıf tanımı yerine ara sınıf tanımı daha doğru olur. Bu ara sınıf:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Üretim araçlarına sahiptir&lt;br /&gt;2- Başkasının emeği ile değil yalnız kendi emeği ile üretim yapar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani bir yönüyle burjuvaziye, diğer yönü ile de proletaryaya benzer. Dükkan sahibi, kendi küçük toprağını yalnızca kendisi işleyen köylü, ara sınıflara klasik örneklerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kafa Emeği ve Kol Emeği&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Proletarya emek-gücünü kapitaliste satan sınıftır dedik. Bu emeğin kafa emeği veya kol emeği olması bu durumu değiştirmez. Bu bakımdan, bir kapitaliste kafa emeklerini satan mühendisler, öğretmenler, muhasebeciler vs. proletaryanın içindedir. Bunların görece daha iyi ücret almaları bu durumu değiştirmez. Çünkü patron bunlara daha iyi ücreti vermek zorunda olduğu için veriyor.&lt;br /&gt;Emek-gücü, kapitalizm altında diğer metalar (mallar) gibi bir metadır. Pazarda emek-gücünün fiyatını belirleyen kanunlar diğer metaların (ekmek, ayakkabı, telefon vs.) fiyatını belirleyen metalarla aynıdır.&lt;br /&gt;Bu yüzden az bulunan ve çok ihtiyaç duyulan emek türleri (örneğin mühendislik ve doktorluk) diğer emek türlerinden biraz daha pahalı olabilir. Ama bu durum bir mühendisin emek-gücünü patronuna sattığı, bu emekten elde edilen gelirin tamamının kendisine dönmediği, patrona bir artı-değer kaldığı ve bu yüzden de mühendis işçinin emeğinin sömürüldüğü gerçeğini değiştirmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kafa emekçilerinin de üretken bir emekçi, proleter olmaları ile ilgili Marx'ın verdiği öğretmen örneğini aktarıyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;"Kapitalist üretim, yalnızca meta üretimi değil, esas olarak artı-değer üretimidir. Emekçi, kendisi için değil, sermaye için üretir, Bu nedenle, artık yalnızca üretmesi yetmez. Artı-değer üretmek de zorundadır. Bir tek, kapitalist için artı-değer üreten, böylece sermayenin kendisini genişletmesi için çalışan emekçi üretkendir. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Maddi nesneler üretiminin dışında kalan bir alandan örnek alırsak, bir öğretmen, öğrencilerin kafaları üzerinde emek harcamasının yanı sıra, eğer okul sahibini zenginleştirmek için de eşek gibi çalışıyorsa, üretken bir emekçi sayılır. Okul sahibinin, sermayesini, sosis fabrikası yerine öğretim fabrikasına yatırmış olması hiç bir şeyi değiştirmez.&lt;/span&gt;"&lt;/blockquote&gt;Okul sahibi, öğretmenlerin ve diğer işçilerin emek-güçlerini kiralıyor. Öğretmenler neden emeklerini patrona satmak zorundalar? Çünkü kendilerinin mülkü yani okulları yok, sermayeleri yok. Öğretmenler ve diğer işçiler (evrak işlerini düzenleyen memurlar, hademeler vs.) &lt;span style="font-style: italic;"&gt;öğretim metaı&lt;/span&gt;nın üretimine emekleri ile katkı sunuyorlar. Tıpkı sosis fabrikasının işçilerinin sosis üretimine katkı sunmaları gibi. Sonra bu öğretim metaı öğrenci velileri tarafından satın alınıyor. Kim satıyor bu metaı? Okul sahibi kapitalist. İşçilerin emekleri ile üretilenleri işçilerin kedisi edğil patron satıyor. İşçiler üretiyor, üretilenler patronun malı oluyor. İşte sömürü buradan doğuyor.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;Üretken Emek Üretken Olmayan Emek&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marx, doğrudan artı değer üreten emeğe üretken emek ismini veriyor. Ama üretilen metaların dolaşımı ile ilgili işlerdeki emeği üretken olmayan emek diye niteliyor. Örneğin bir ayakkabı fabrikasında çalışan makinelere gözetim işini yapanlar ya da hammaddelerin miktarlarını belirleyenler ya da ayakkabıların tasarımını yapanlar doğrudan ayakkabı üretimine katkı sunuyorlar, bu bakımdan üretken emekçiler... Ama ayakkabı üretildikten sonra nereye satılacak, kaça satılacak, hammaddelerin ücretleri kimlere ödenecek gibi sorunları çözen emek ise üretken olmayan emektir. Yani bir bakıma paranın yönetimini yapan emek üretken olmayan emektir.&lt;br /&gt;Buna rağmen kapitalist üretken olmayan emekçiye de ihtiyaç duyduğu için üretken olmayan emekçiler (örn. muhasebeciler, kayıt tutan işçiler vs.) de proletaryanın kapsamı içindedir Marx'a göre.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Proleterler her zaman çok düşük ücret mi alırlar?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sınıf mücadelesini düşük ücret ve yoksulluğa bağlayanların aksine tarih göstermiştir ki sınıf mücadelesi her zaman yoksulluk içindeki sınıflarda doğmaz. Burjuvazinin feodalizme olan savaşı, burjuvazinin yoksulluk içinde olmasından kaynaklanmıyordu. İşçi sınıfının politik mücadelesi de her zaman ücretlerin en düşük olduğu zamanlarda olmamıştır. Lenin'den bir kaç alıntı yapıyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Rusya’da –diğer kapitalist ülkelerde de olduğu gibi– metal işçileri, proletaryanın ileri müfrezesini oluştururlar ... 1905 yılında her Rus fabrika işçisinin, grevler sonucunda ortalama 10 Ruble –savaş öncesi kura göre yaklaşık 26 Frank– kayba uğradığı, deyim yerindeyse mücadeleye feda ettiği saptanmıştır. Fakat tek başına metal işçilerini aldığımızda, bu rakamın üç kat fazlasını elde ederiz! İşçi sınıfının en iyi unsurları, tereddütte olanları peşinden sürükleyerek, uyuyanları uyandırarak, güçsüzleri cesaretlendirerek en önde yürüdüler.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;1905 yılındaki grev mücadeleleri sırasında Rusya’da metal işçileriyle tekstil işçilerinin durumuna daha yakından bakalım. Metal işçileri en iyi ücret alan, en aydın, kültür seviyesi en yüksek proleterlerdir.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;1905 yılında Rusya’da sayıları metal işçilerinin sayısının iki buçuk katı olan tekstil işçileri ise en geri, en az ücret alan ve köydeki aileleriyle çok yönlü bağlarını kesin olarak kesmemiş yığını oluşturmaktadır...&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;...Ve burada şu çok önemli olguyu görürüz. Metal işçilerinin grevlerinde bütün 1905 yılı boyunca, politik grevlerin ekonomik grevlere üstünlük sağladığını görürüz, yılın başında bu üstünlük özellikle yılın sonunda olduğu kadar büyük olmamasına rağmen. Buna karşılık tekstil işçilerinde 1905 yılı başında ekonomik grevlerin çok daha ağırlıklı olduğunu görürüz, ve ancak yıl sonunda politik grevler üstünlük sağlamaya başladılar.&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Alıntılar Seçme Eserlerden "1905 Devrimi Üzerine Bir Konferans" bölümünden&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;Görüldüğü gibi Lenin, yüksek ücret alan metal işçilerini, düşük ücret alan tekstil işçilerine göre sınıf mücadelesinin daha kararlı, daha fedakar kesimi olarak nitelemiş. Ayrıca tekstil işçilerinin daha çok ekonomik mücadele içinde, metal işçilerinin ise daha çok politik mücadele içinde olduğunu söylemiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapitalizmin gelişiminde işçinin mutlak yoksullaşması değil göreli yoksullaşması vardır. Yani işçi eskiden 2 kazanırken şimdi 3 kazanır, ama patron 10 kazanırken şimdi 30 kazanıyordur. Yani kapitalistlerin zenginleşmesi, proletaryaya göre çok daha fazladır. Bu da proletaryayı göreli yoksulluğa sürükler. Marx'ın tabiri ile işçinin maddi konumu iyileşmiştir ama toplumsal konumu pahasına...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ücretli Emek ve Sermaye isimli yazısında Marx bunu şöyle açıklıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;"Sermayede hızlı bir artış, kârda da hızlı bir artış demektir. Eğer emeğin fiyatı, eğer göreli ücret hızla azalırsa, kâr da, ancak bu aynı hızla artabilir. Gerçek ücretin, kâr ile aynı oranda olmasa bile, itibari ücretle, emeğin parasal değeri ile birlikte aynı anda yükseliyor olmasına karşın, göreli ücret düşebilir. Örneğin işlerin iyi gittiği dönemlerde, eğer ücret yüzde-beş, öte yandan kâr da yüzde-otuz yükselse, orantılı ücret, yani göreli ücret &lt;i&gt;yükselmiş&lt;/i&gt; değil, &lt;i&gt;düşmüş&lt;/i&gt; olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demek ki, eğer işçinin geliri, sermayenin hızlı büyümesi ile birlikte yükselecek olursa, işçiyi kapitalistten ayıran toplumsal uçurum da aynı zamanda genişler, bu arada sermayenin emek üzerindeki gücü, emeğin sermaye karşısındaki bağımlılığı da büyür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşçinin, sermayenin hızla büyümesinde çıkarı vardır demek, işçi başkalarının zenginliğini ne kadar büyük bir hızla çoğaltırsa, kendi payına düşen kırıntılar o denli bol olacak, istihdam ve var edilebilecek işçilerin sayısı o denli çok olacak, sermayeye bağımlı köleler yığını o denli artırılabilecek demektir ancak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Demek ki, şunları saptadık:&lt;br /&gt;    İşçi sınıfı için &lt;i&gt;en&lt;/i&gt; &lt;i&gt;elverişli&lt;/i&gt; &lt;i&gt;olan&lt;/i&gt; &lt;i&gt;koşullar&lt;/i&gt;, &lt;i&gt;sermayenin&lt;/i&gt; &lt;i&gt;olabilecek&lt;/i&gt; &lt;i&gt;en&lt;/i&gt; &lt;i&gt;hızlı&lt;/i&gt;&lt;i&gt;büyümesi&lt;/i&gt; bile, işçinin maddi varlığını ne denli iyileştirirse iyileştirsin, kendi çıkarlarıyla burjuvazinin çıkarları arasındaki uzlaşmaz karşıtlığı ortadan kaldırmaz. &lt;i&gt;Kâr&lt;/i&gt; &lt;i&gt;ve&lt;/i&gt; &lt;i&gt;ücret&lt;/i&gt;, daha önce de olduğu gibi, &lt;i&gt;ters&lt;/i&gt; &lt;i&gt;orantılı&lt;/i&gt; olarak kalırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer sermaye hızla büyüyorsa ücret yükselebilir; ama sermayenin kârı bununla kıyaslanamayacak kadar çabuk yükselir. İşçinin maddi durumu iyileşmiştir, ama toplumsal konumunun pahasına. Onu kapitalistten ayıran toplumsal uçurum genişlemiştir."&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Yalnız bu durumu da mutlaklaştırmamak gerek. Çünkü kapitalizm tek düze ilerleyen bir sistem değil, inişleri çıkışları, dalgalanmaları, krizleri olan bir sistemdir. Bazen işçinin maddi konumu da yani aldığı ücret de çok fazla düşebilir. Ama her halükarda işçinin toplumsal konumu kötüleşecek yani kapitalistle arasındaki uçurum artacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu iki şeyi gösteriyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Sınıf mücadelesinde işçinin aldığı ücretin düşüklüğü kadar, kapitalistle arasındaki uçurumun büyümesi de var. İşçi Tofaş'a binerken patron Audi'ye biniyorsa, diğer tarafta patron Tofaş'a binerken işçi otobüslerde sürünüyorsa; her iki durumda da sınıf çelişkisi ortaya çıkabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Sınıf mücadelesinde &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;biz olmasak, biz çalışmasak patron 1 kuruş bile kazanamaz&lt;/span&gt; bilincinin yerleşmesi çok önemli. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Üreten biziz yöneten de biz olacağız bilinci&lt;/span&gt; yani... Bu bilinç yerine düşük ücret alan işçilerin &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Allah razı olsun patron bize ekmek veriyor, üç kuruş daha verse daha güzel olur &lt;/span&gt;bilinçsizliği tercih edilemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;Proletarya büyüyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;Sosyal demokratların ve liberallerin söylediklerinin aksine proletarya giderek büyüyor. Çünkü kapitalizmde&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:georgia;" &gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;sermeyanin sürekli gelişme ve büyüme eğilimi vardır. Bir mahalleye büyük marketlerden biri açılsa iki üç tane bakkal iflas eder. Bir şehire büyük bir ayakkabı fabrikası kurulsa, küçük ayakkabı dükkanları iflas eder. Büyük sermaye küçük sermayeyi yutar. Böylece kapitalistlerin ve ara sınıfların sayıları azalır ve bunlar da proletaryaya katılır.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:georgia;" &gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;Proletarya emeğini bir patrona kiralayan ve yalnızca emeği ile geçinen sınıftır. Bu göz önüne alındığında proletaryanın sürekli büyüdüğü bariz bir şekilde görülebilir.&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-157109695865018686?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/157109695865018686/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=157109695865018686' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/157109695865018686'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/157109695865018686'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2009/10/proletaryann-kapsam.html' title='Proletaryanın Kapsamı'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-6713186178157653628</id><published>2009-10-15T15:28:00.004+03:00</published><updated>2009-10-17T01:32:46.319+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='evrim'/><title type='text'>Dillerin Evrimi ve Dil Aileleri</title><content type='html'>Dünya yüzeyinde yaklaşık 6000 tane farklı dilin konuşulduğu bilim adamlarınca söyleniyor. Daha önceki zamanlarda elbette daha az dil konuşulmaktaydı. Bundan 2000 yıl önce İngilizceden, Fransızcadan bahsetmek mümkün değildi. Diller nesilden nesile değişmeden aktarılmaz. Her zaman ufak değişimler olmaktadır. Aynı dili koşuşurken, birbirlerinden ayrılarak yalıtık kalan toplumların dilleri farklı yönlerde gelişir. Böylece diller evrim geçirirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya üzerindeki diller yapı bakımından üçe ayrılırlar.&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Bükünlü diller: Kelimeler cümle içinde değişik görevlere göre farklılığa uğrar. Arapça, Almanca, Latince dilleri örnek olarak gösterilebilir.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Eklemeli diller: Sözcükler değişikliğe uğramazlar, fakat aldıkları ön veya son eklerle farklı görevlere kulanılırlar. Türkçe, Macarca gibi diller eklemeli diller grubundadır.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li style="text-align: left;" mce_style="text-align: left;"&gt;Tek heceli diller: Sözcükler tek hecelidir, ek almazlar. Vugulama ve tonlar önemlidir. Çince tek heceli bir dildir.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;Diller, sözcüklerin kökeni; gramer gibi özellikleri bakımından incelendiğinde ortak bir dilden türemiş olduğu kabul edilenler aynı dil ailesi içinde dahil edilmiştir. Genel olarak kabul edilen dil aileleri şunlardır:&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Hint Avrupa dil ailesi&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Hami-Sami dil ailesi&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Ural-Altay dil ailesi&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Çin-Tibet dil ailesi&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Bantu dil ailesi&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Kafkas dil ailesi&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;span style="font-weight: bold;" mce_style="font-weight: bold;"&gt;Hint Avrupa dil ailesi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hint Avrupa dil ailesi iki büyük gruba ayrılır. Asya kolu ve Avrupa kolu... Bunlardan ayrı olarak Ermenice, Yunanca ve Arnavutça da bu dil ailesindendir. Eski Anadolu dilleri (Hititçe vb.) de Hint-Avrupa dillerindendir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa kolunda başlıca 4 grup vardır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;İtalik (Latin) grubu: İspanyolca, Portekizce, İtalyanca, Fransızca, Rumence...&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Germen grubu: İngilizce, Almanca, İsveççe, Danca, Felemenkçe...&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Slav grubu: Rusça, Bulgarca, Sırpça, Boşnakça, Lehçe...&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Kelt grubu: İrlanda dili, Gal dili...&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;br /&gt;Asya kolu Hint grubu ve İran grubu olmak üzere ikiye ayrılır.&lt;br /&gt;Hint kolunda Hindistan'da konuşulan bir çok dil vardır. Sansktirtçe de bu öbekte yer alır. İran kolunda Farsça, Kürtçe, Osetçe, Gorani gibi diller vardır. İranî dillerden Farsça, Kürtçe ve Zazaca'nın bazı sözcüklerini karşılaştıralım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkçe...     Zazaca       Kürtçe     Farsça&lt;br /&gt;göz..........          çım.........             çav....          çeşm&lt;br /&gt;kaş..........          buri........ bıru...         ebru&lt;br /&gt;kol...........           bazi........            bask..        bazu&lt;br /&gt;isim.........          name......          nav...          nam&lt;br /&gt;yapmak..   kerdene.       kırın..         kerden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hint Avrupa ailesinde bulunan dillerin aynı kökten gelmiş olmaları neredeyse kesin gibidir. Çeşitli karşılaştırmalar bunu net bir şekilde ortaya koymaktadır. İlk Hint Avrupa dilinin Kafkasya bölgesinde konuşulduğu sanılmaktadır. Doğu ve Batı öbeği olarak yaklaşık 5500 yıl önce ayrışmaya başladığı söylenmekle beraber başka görüşler de vardır.&lt;br /&gt;Hint Avrupa dillerinden bazılarının sayılara verilen isimleri karşılaştıracak olursak hepsinin ortak yanını görebiliriz.&lt;u&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/u&gt;türkçe:        bir    iki    üç     dört      beş      altı&lt;br /&gt;italyanca:    uno  due   tre    quattro  cinque  sei&lt;br /&gt;ispanyolca: uno  dos   tres   cuatro   cinco   seis&lt;br /&gt;franszıca:    un   deux  trois  quatre   cinq     six&lt;br /&gt;ingilizce:     one  two   three  four      five      six&lt;br /&gt;almanca:    eins  zwei  drei   vier       fünf      sechs&lt;br /&gt;yunanca:    ena   tio     tria    tesera   pende  eksi&lt;br /&gt;sanskritçe: eka  dva    tri      catur    panca   sas&lt;br /&gt;kürtçe:       yek  du     se      çar       penç    şeş&lt;br /&gt;farsça:       yek   du    seh    cahar    panc    şaş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkçe'de de kullanılan Farsça &lt;span style="font-style: italic;"&gt;birâder &lt;/span&gt;ve &lt;span style="font-style: italic;"&gt;peder &lt;/span&gt;sözcüklerinin İngilizce'deki &lt;span style="font-style: italic;"&gt;brother &lt;/span&gt;ve &lt;span style="font-style: italic;"&gt;father &lt;/span&gt;sözcükleri ile benzerlikleri görülebilir. Aynı şekilde Farsça &lt;span style="font-style: italic;"&gt;mâder&lt;/span&gt;, İngilizce'deki &lt;span style="font-style: italic;"&gt;mother&lt;/span&gt;'ın karşılığıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;" mce_style="font-weight: bold;"&gt;Ural Altay dil ailesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Ural grubunda Macarca, Fince ve Samoyetçe vardır.&lt;br /&gt;Altay grubunda ise Türki diller ve Moğaolca ile beraber kesin olmamakla birlikte Japonca ve  Korece de vardır. Bu dil ailesinin ortak kökenden gelme olasılığı Hint Avrupa dil ailesine göre daha düşüktür.&lt;br /&gt;Altay dillerinin karşılaştırmalı sözcük çalışmalarından pek fazla sonuç alınamamaktadır. Aynı anlama gelen sözcüklerin fonetik benzerlikleri  pek yoktur. Fakat bu diller gramer olarak benzeşmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkçenin lehçesi kabul edilen fakat esasında ayrı bir dil olan Çuvaşça ve YakutçaTürkçe'ye en yakın dildir. Moğolca ve Türkçe arasındaki ilişki bu diller sayesinde anlaşılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkî diller şu şekilde sıralanır:&lt;br /&gt;Oğuz grubu: Türkiye Tükçesi, Azerice, Türkmence...&lt;br /&gt;Uygur grubu: Uygurca, Özbekçe...&lt;br /&gt;Kıpçak grubu: Tatarca, Kazakça, Kırgızca, Kırım-Tatarcası...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farklı lehçelerden örnekler:&lt;br /&gt;türkçe:  Atın yürüyüşleri için hangi sözler var?&lt;br /&gt;azerice: Atın yerişi üçün hansı sözler bar?&lt;span mce_="" style=";font-family:&amp;quot;;"  lang="TR"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;türkmence: Atın yörüşleri turında nindi süzler bar?&lt;br /&gt;kazakça: Atın' cürisin sıypattaydın kanday sözler bar?&lt;br /&gt;kırgızca: Attım cürüşü cönündö kanday atayın terimder bar?&lt;br /&gt;özbekçe: Atnın' yürişleri üçün kanday sözler bar?&lt;br /&gt;uygurca: Atnın' mengiş ve yörigişleri toğısında kandak atamlarılar bar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye türkçesine en yakın lehçe Azeri kehçesidir. Bazı bilim adamlarına göre Türkî diller, aynı dilin lehçeleri değil farklı dillerin oluşturduğu bir birliktir. Farklı türkî diller, Oğuz dili, Kıpçak dili ve Uygur dilinin lehçeleri olarak kabul edilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;" mce_style="font-weight: bold;"&gt;Hami Sami Dil Ailesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;" mce_style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;Bu dil ailesinin üç öbeği vardır:&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Sami dilleri (semitik diller): Arapça, İbranice, Aramca...&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Mısır dilleri: Eski Mısır dili, Kıpti dili...&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Berberi dilleri&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;Bu diller de diğer diller gibi çeşitli şekilde evrimleşerek bugünkü durumuna gelmiştir. Bilinmeyen bir geçmişte (tahminen 5000-7000 yıl önce) bu diller, (en azından semitik diller) tek bir dil halindeydi. Arapça ve İbranice yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arapça ve İranice'nin bazı kelimeleri karşılaştırılırsa fonetik benzerlik kolaylıkla görülebilir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkçe   Arapça   İbranice&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;oğul......        ibn.......          bin&lt;br /&gt;alem.....       'alem...       'olem&lt;br /&gt;göz........         'ayn.....         'ayin&lt;br /&gt;barış......       selam..        şalom&lt;br /&gt;ben........         ene......           eni&lt;br /&gt;yıl..........           sene....         şene&lt;br /&gt;üç..........          selase..       şloşe&lt;br /&gt;dört......       erba'a..       erba'a&lt;br /&gt;beş.......        xamse..       xamişe&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;" mce_style="font-weight: bold;"&gt;Kafkas Dil Ailesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Güney Kafkas grubu: Gürcüce, Lazca, Megrelce...&lt;br /&gt;Kuzeybatı grubu: Abhazca, Adige dili, Kabardey dili...&lt;br /&gt;Kuzeydoğu grubu: Çeçence, İnguşça&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir karşılaştırma:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;türkçe  lazca  megrelce  gürcüce&lt;br /&gt;bir       ar       arti           enti&lt;br /&gt;iki       jur       jiri            ori&lt;br /&gt;üç       sum     sum          sami&lt;br /&gt;dört    ot'xo    ot'xo        ot'xo&lt;br /&gt;beş      xut'     xut'           xut'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dillerin çeşitliliği ve yakınlığı-akrabalığı konusuna bilimsel yaklaşmak gerekir. Resmi ideolojiler veya çeşitli dogmalar bilimsellik kaygısı tanımadan kendilerince bir şeyler uydururlar fakat bunların bilimsel bir değeri yoktur. Dillerin akrabalığında alınacak kıstaslar gramer, sentaks gibi genel yapılar ile temel sözcüklerin fonetik-morfolojik olarak benzeşmesi gibi kıstaslardır. Karşılaştırılacak sözcükler en az değişme ihtimali olan ve başka dillerden gelme olasılığı zayıf olan sözcüklerden seçilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm dillerin, tek bir insanlık dilinden türediği yönünde de bilimsel iddialar vardır. Benim aklıma gelen farklı dil ailelerindeki dillerden karşılaştırmalar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;türkçe: kedi, ingilizce: cat, arapça: qıtta, ispanyolca: gato,&lt;br /&gt;türkçe: baba, lazca: baba, çince: baba, arapça: eb&lt;br /&gt;türkçe: ana, lazca: nana, arapça: um, ingilizce: mum, çince: nana&lt;br /&gt;türkçe: o, eski türkçe: ol, farsça: o, arapça: huwe, ingilizce: he, ispanyolca: él&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-6713186178157653628?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/6713186178157653628/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=6713186178157653628' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/6713186178157653628'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/6713186178157653628'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2009/10/dillerin-evrimi-ve-dil-aieleleri.html' title='Dillerin Evrimi ve Dil Aileleri'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-3322828082796666500</id><published>2009-10-15T15:21:00.001+03:00</published><updated>2009-10-15T15:21:35.483+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='enternasyonalizm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='milliyetçilik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ırkçılık'/><title type='text'>Irkçılık ve Milliyetçilik</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;" mce_style="font-weight: bold;"&gt;Irk ve ırkçılık&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her insanın biyolojik özellikleri farklıdır. Kimisi siyah derili; kimisinin gözleri çekik; kimisinin gözleri mavi... Bu fiziksel/biyolojik özellikler nesilden nesile kalıtım yoluyla geçer. Aynı ortak ataya/atalara sahip olan bireyler benzer benzer biyolojik özellikler gösterir. Bu biyolojik farklılıklar ırk kavramı ile belirtilir. İnsan ırkları kesin ayrımlarla belirlenemez. Yüzeysel olarak siyah, sarı, beyaz gibi deri rengine göre veya kafatası ölçümlerine göre yapılan ırk tanımlamaları vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Irkçılık, insanın toplumsal hayatında ırkın belirleyici rol oynadığını, toplumların ırklara göre oluştuğunu veya ırklara göre doğal düşmanlıkları bulunduğunu iddia eder. Irkçılığa göre kara derililer ile beyaz derililer, mavi gözlülerle siyah gözlüler doğal bir çatışma içindedirler. Çoğu ırkçılar kendi ırklarını diğerlerinden üstün görürler. Bilimsel olarak bu saçmalıkların hiç bir değeri yoktur.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;" mce_style="font-weight: bold;"&gt;  Türkiye'de ırkçılık&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de kelimenin tam anlamı ile ırkçılık yapmak mümkün değilidir. Daha geçen yüzyılda ABD'de yapılan ırkçılık siyahlara yönelikti. Genlerinden gelen biyolojik bir özelliğe sahip olan siyah derililer dışlanıyor ve baskı altına alınıyordu. Buna benzer bir uygulama türkiye'de mümkün değildir çünkü Türkiye'de yaşayan toplumlar genetik olarak çok farklı değildir. Sadece dış görünüşüne bakarak ve hatta çeşitli antropolojik ölçümler yaparak bile ırkçılık yapmak mümkün değilidir. Ünlü ırkçı Nihal Atsız bile kendi kafatasını ölçtürdüğünde türk ırkının kafatası ölçüsü olduğunu iddia ettiği brakisefal çıkmamıştır. Türkiye'de yaşayanlar Orta Asya'da yaşayanlara göre Yunanistan'da veya Ermenistan'da yaşayanlara ırksal olarak daha yakın değildir. Bir kişinin dış görünüşüne bakarak Orta Asya'lı bir türki mi yoksa Türkiye'li mi olduğunu anlayabiliriz ama Türkiye'li mi yoksa Ermenistan'lı mı olduğunu anlayamayız. Hal böyle olunca belli bir ırksal özellikler taşıyan gruba karşı başka ırksal özelliklerin üstün olduğunu iddia edilemez. Örneğin çekik gözlü türkler, çekik gözlü olmayan ermenilerden üstündür denilemez. Çünkü hemen hemen aynı ırka mensubuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;" mce_style="font-weight: bold;"&gt;  Milliyetçilik&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milliyetçilik, ırkçılığa benzer bir şekilde farklı anadile sahip olan ve farklı toprak parçasında yaşayan farklı milletleri sürekli bir rekabet ve çatışma içinde gören, bireyin bu milletler savaşında kendi milletinin yanında yer alması gerektiğini savunan bir düşüncedir. Örneğin bir insan Yunanistan'da yunanca konuşan bir anneden doğdu diye Bulgaristan'daki bulgarca konuşan bir anneden doğan bireye doğal olarak düşmandır milliyetçiliğe göre. Milliyetçilik ırkçılıkla beraber de olabilir veya ırkçılığı reddedebilir de. Ama bu milliyetçiliğin temelini etkilemez. Yani ırkçı olmayan milliyetçilik de masum değildir. Milliyetçiler farklı ulusları doğal bir çatışma halinde görürler ve aynı anadile sahip ve aynı 'vatan'da yaşayan bireyleri aynı ortak ulusal çıkarlara sahip topluluklar olarak görürler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada vatan kavramını sorgulayabiliriz. Vatan, dünyanın sınırlara bölünmesi sonucu her ulusun payına düşen toprak parçasıdır. Peki aynı 'vatan'da yaşayanlar gerçekten de aynı ulusal çıkarlara mı sahiptirler? Gecekonduda yaşayanlarla villalarda yaşayanlar, asgari ücretten biraz fazlası için günde 8-10-12 saat çalışanlarla hiç çalışmasa dahi hayatının sonuna kadar yetecek paraya sahip olanlar aynı ulusal çıkarlara mı sahiptirler. Elbette hayır. Toplumsal hayat dünyanın farklı bir yerinde doğan ve farklı bir anadile sahip olan insanların doğal çatışması üzerine kurulu değildir. Farklı farklı ulusal sınırlar ile bölünmüş yerlerde yaşanan şey sınıfsal çatışmadır. Hayatını sürdürebilmek için çalışmak zorunda olan emeği ile geçinen, tüm zenginlikleri yarattığı halde kendisi yoksul olan işçi sınıfı ile işçi sınıfının toplumsal olarak ürettiklerini bireysel mülkiyetine geçiren ve böylece emek sömürüsü yapan patronlar sınıfı arasında sınıfsal çelişkiler vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte burada patronlar sınıfı kendi sömürü ve baskısını gözlerden ve akıllardan gizlemek için çeşitli yalanlara başvurur. Bunlardan en büyüğü ortak ulusal çıkarlar ve milliyetçiliktir. Milliyetçilik ile zehirlenen işçi sınıfı hem ortak çıkarlara sahip olduklarını sandıkları patronlara karşı mücadele etmeye girişmezler hem de birleşmeleri gereken diğer uluslardan işçi kardeşlerine karşı anlamsız bir düşmanlık ve önyargı beslerler. Sonuçta işçi sınıfı diğer uluslara besledikleri düşmanlıkları ile hiç bir şey kazanmazlar.&lt;br /&gt;Milliyetçiliğin burjuvaziye kazandırdığı diğer bir şey ise farklı ulusal sermaye grupları karşısında giriştiği rekabetin en sonunda emperyalist bir savaşa dönüşmesi sonucu kendileri için savaşacak ve ölecek ordular bulmasına yardımcı olmasıdır. Tarihte de bu hep böyle olmuştur. Köleler kölelerle savaşır ama kazanan hep efendileridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir Osmanlı şairinin dediği gibi:&lt;br /&gt;"Milletim nevi beşerdir, vatanım ruyi zemin." diyebilmemiz ve anlamsız emperyalist savaşlara son verebilmemiz için kapitalist sömürü düzenini reddetmemiz gerekmektedir. Çünkü milliyetçiliği doğuran farklı ulus-devlet temelinde örgütlenmiş kapitalist devletlerdir. Sermaye grupları arasındaki çatışmalar aslında halklar arasında değildir. Bu yüzden Karl Marx "işçilerin vatanı yoktur" demiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;" mce_style="font-weight: bold;"&gt; Proletarya enternasyonalizmi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşçi sınıfının enternasyonalist mücadelesi yalnızca tüm halkların eşit olduğunun benimsenmesi ve emperyalist savaşlara karşı çıkılması ile sınırlı değildir. İşçi sınıfının enternasyonalizmini Komünist Manifesto'nun son cümlesi özetler: "tüm ülkelerin işçileri, birleşiniz!" Çünkü kapitalizm bir dünya sistemi olarak tüm ülkelerin üretim ve tüketimini birbirine bağlamıştır. İşçi sınıfının kapitalizmi tamamen kaldırabilmesi için tüm dünyada örgütlenmeli ve yalnızca ulusal değil, evrensel nitelikte sürekli bir devrim yapmalıdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-3322828082796666500?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/3322828082796666500/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=3322828082796666500' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/3322828082796666500'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/3322828082796666500'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2009/10/irkclk-ve-milliyetcilik.html' title='Irkçılık ve Milliyetçilik'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-8616956172557005171</id><published>2009-10-15T14:01:00.005+03:00</published><updated>2009-10-15T14:30:05.866+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='müzik'/><title type='text'>Muhsin Namcû</title><content type='html'>İranlı bir müzisiyen. Genellikle İran'lı şairlerin şiirlerini besteliyor. Klasik İran müziği ile batı müziğini harmanladığı da söylenebilir. Sesini çok güzel kullanıyor.&lt;br /&gt;Bir kaç şarkısı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.v-izle.com/mohsen-namjoo-ey-sareban-izleEAY30ZdS8Gc&amp;amp;feature=youtube_gdata.html"&gt;Ey Sareban&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.v-izle.com/Mohsen-Namjoo-Zolf-Bar-Bad-2007-izleD99mkPYwnlU&amp;amp;feature=youtube_gdata.html"&gt;Zolf Bar Bad&lt;/a&gt;  (Hafız-ı Şirazî'nin şiiri)&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.v-izle.com/Mohsen-Namjoo-Che-Guevara-izlew018KGu0Y0Y&amp;amp;feature=youtube_gdata.html"&gt;Che Guevara&lt;/a&gt; (Hasta Siempre Comandante, farsça versiyonu)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-8616956172557005171?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/8616956172557005171/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=8616956172557005171' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/8616956172557005171'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/8616956172557005171'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2009/10/muhsin-namcu.html' title='Muhsin Namcû'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-3968297809233132186</id><published>2009-10-14T22:37:00.003+03:00</published><updated>2009-10-14T22:58:22.723+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ataerkil'/><title type='text'>Argo ve küfür</title><content type='html'>Küfür (sövgü) sözcükleri, kadını erkekten aşağı gören, erkeğin kadın üzerindeki hakimiyetini savunan ataerkil kültürün yansımalarından başka bir şey değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadının cinsel ilişkideki rolünde aşağı, alçak, kötü, ayıp bir şey yaptığını ima eden bir sürü sövgü sözcüklerimiz var. Hele ki doğrudan karşınızdakinizin annesine veya başka bir kadın yakınına sövüyorsanız içinizdeki ataerkil canavarın hala yaşadığını bilmelisiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A..a koyayım, g...e sokayım, bi tarafını s...m gibi sözcükler toplumsal bilinç altında erkeğin cinselliğinin, kadının cinselliğinden üstün görüldüğünü, kadının cinselliğinin onun utanmasını gerektiren, onu aşağılatan bir şeymiş gibi görüldüğünü gösteriyor. Cinselliğin erkeğin kadını aşağılamasının ve ondan üstün olmasının bir yoluymuş gibi algılandığını sembolize eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O.u çucuğu ve p.ç gibi sövgüler de hiçbir suçu olmayan bir çocuğun sırf annesinin/babasının 'suçu' (ne kadar suçtur orası da tartışılır) yüzünden utanç içinde olması gerektiğini, aşağılık biri olduğu kanısını yansıtır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbne vs. tarzı söcükler de ataerkil bilinç altındaki eşcinsellerin aşağılık insanlar olduğu düşüncesini yansıtır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar sadece birer sözcük, öfkelendiğimizde söyleriz rahatlarız diye de kendinizi savunmayın. Ataerkil kültürden bağımsız sövgü sözcükleri yaratın kendinize. Yaratıcı olun biraz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-3968297809233132186?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/3968297809233132186/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=3968297809233132186' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/3968297809233132186'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/3968297809233132186'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2009/10/argo-ve-kufur.html' title='Argo ve küfür'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-2033057075719986303</id><published>2009-10-13T12:55:00.003+03:00</published><updated>2009-10-13T13:07:04.194+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ulusalcılık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='enternasyonalizm'/><title type='text'>Yerli Malı Yurdun Malı</title><content type='html'>Ulusalcılar tutturmuşlar yerli malı kullanalım gavur emperyalistlerin mallarını kullanmayalım...&lt;br /&gt;Bu küçük-burjuva gericiler ulusal sınırlara hapsedilmiş bir kapitalizm yaratabileceklerini zannediyorlar.&lt;br /&gt;Materyalizmin 'm'sinden haberleri yok. Kardeşim hangisi daha ucuz ve daha iyiyse onu kullanırım. Kimin malı diye bakmam. Tekel 2000 kısa 4,3 lira. West ya da Lark 3,5 lira. Her üçü de benim açımdan aynı içim olarak. Kalkıp öteki gavur malı diye neden pahalı olanı alayım. Neden? Bizim yerli burjuvazi kazansın diye mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Komünist Manifesto'dan bir 'ayet' alıntılamak gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Burjuvazi, dünya pazarını sömürmek yoluyla tüm ülkelerin üretim ve tüketimini kozmopolitleştirdi. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Gericilerin çok üzülecekleri biçimde&lt;/span&gt; ulusal zemini sanayinin ayağının altından çekiverdi. En eski ulusal sanayiler yok edildi ve hâlâ her gün yok ediliyor.&lt;/span&gt;"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Komünist manifesto'da ayet falan yok tabi. Ama dünyaya idealist bakanların anlayamayacakları biçimde fena halde bilimsel tespitler var.&lt;br /&gt;Sanayinin ulusal zemini ayaklarının altından kaydı ve hızla kayıyor. Küresel sermaye ile rekabete girmek zor geliyor bizim tembel ve aptal küçük ve orta burjuvaziye. Ulusal çıkarlar adı altında, tüm halkı kendi çıkarları için seferber etmek istiyorlar.&lt;br /&gt;Gericiler ne kadar zırlanırsa zırlansın, kapitalizm kendi kurallarını zorla dayatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapitalistlerle sadece işçi sınıfı değil gericiler de savaşıyor. Yine Komünist Manifesto'dan:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Orta kesimler, küçük sanayici, küçük tüccar, zanaatçı, köylü, hepsi orta kesim olarak varlığını çöküşe karşı güvenceye almak için mücadele eder burjuvaziyle. Demek ki bunlar devrimci değil tutucudurlar. Dahası, gericidirler, tarihin çarkını geriye doğru döndürmeye uğraşıyorlar. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şey açık ve net. Proletarya daha gelişmiş evrensel, sınıfsız ve sınırsız bir toplumsal düzen isterken, gericiler şimdiki durumdan da daha gerici bir ulusal kapitalizm hayalini kuruyorlar. Ancak ne kadar zorlanırsa zorlansın tarihin tekerleği sürekli olarak geriye dönmez. Kemalizmin kanatları altındaki ulusal gerici burjuvazi yenilmeye mahkumdur. Belki o zaman sıra proletarya ile burjuvazi arasındaki saşava gelebilir. Şimdi tüm siyasi arena iki burjuva kesime kalmış durumda.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-2033057075719986303?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/2033057075719986303/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=2033057075719986303' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/2033057075719986303'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/2033057075719986303'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2009/10/yerli-mal-yurdun-mal.html' title='Yerli Malı Yurdun Malı'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-8177110453560675407</id><published>2009-10-13T12:41:00.002+03:00</published><updated>2009-10-13T12:51:46.944+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='akp'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sol'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tkp'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kemalizm'/><title type='text'>Güneş doğana kadar ampülle yetinmek</title><content type='html'>Ülkede ciddi bir karanlık var. Demokrasi yok, insan hakları yok; milliyetçilik, militarizm, ötekileştirme almış başını gidiyor. Kemalizm ismindeki resmi ideoloji ülkeyi karanlığa boğmuş.&lt;br /&gt;Sonra bir parti çıkıyor bu resmi ideolojinin kıyısına köşesine dokunuyor. Ermeni sorunu, kürt sorunu, kontr-gerilla konusunda ne kadar samimi olduklarından bağımsız olarak 85 yıllık rejimin aksine bir şeyler yapıyorlar. Başta MHP olmak üzere faşist kadro tüm öfkesiyle bağırıyor: Vatana ihanettir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra kendine sol diyen bir kısım zevat bu partinin yaptığı olumlu şeyleri övenlere, sola ihanet ediyorsunuz, liboşsunuz vs. gibi 'argüman'larla saldırıyorlar. Anlaşılıyor ki bunlar karanlığa razı olmuşlar. Küçük bir ampülün ışığı bile gözlerini kamaştırıp bunları rahatsız ediyor. Bunlar utanmadan yurtseveriz diyorlar, utanmadan Ergenekon'u savunuyorlar, utanmadan Başkomutan'a selam yolluyorlar. Biz neden AKP'nin yaptığı olumlu şeyleri savunurken utanalım?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-8177110453560675407?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/8177110453560675407/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=8177110453560675407' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/8177110453560675407'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/8177110453560675407'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2009/10/gunes-dogana-kadar-ampulle-yetinmek.html' title='Güneş doğana kadar ampülle yetinmek'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-5589981719333483077</id><published>2009-10-13T12:09:00.001+03:00</published><updated>2009-10-13T12:10:23.332+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='marx'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ulusalcılık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tkp'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='liberalizm'/><title type='text'>Liberalizm mi Ulusalcılık mı?</title><content type='html'>Marx döneminde korumacı-ulusalcı ekonomiyi savunanlarla, serbest ticareti savunanlar arasında hararetli bir tartışma cereyan ediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değişen dünyada, kapitalizmin temelleri nicel olarak değişse bile nitel olarak değişmedi, yani m eta üretimi, artı-değer sömürüsü, emek-sermaye çelişkisi olduğu gibi duruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de de serbest ticaret sorunu bağlamında bir dizi tartışma hararetlenerek devam ediyor. Bir tarafta AB'ci, dışa açılmacı, serbest ticaretçi, özelleştirmeci liberal burjuvazi diğer tarafta AB karşıtı, içe kapanmacı, koruyucu ekonomiyi savunan, devletçi kapitalizmi savunan ulusalcı burjuvazi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunların tezlerine kısaca değinmek gerekir. Marx'ın döneminde taraflar neyi savunuyorlarsa bunlar da temel çerçevede aynı şeyi savunuyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sermayeleri daha kısıtlı olan, dev emperyalist tekellerle rekabete girişemeyeceklerini düşünen ulusalcı burjuvazi, 'serbest ticaret'in yani AB sürecinin, dışa açılmanın, özelleştirmenin karşısına dikiliyorlar. İdeolojik argümanları ise ülkenin dışa bağımlı bir sömürge haline getirildiğidir. Şoven milliyetçilik ile kitleleri etkileri altına almaya çalışıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu burjuva kesiminin tarihsel kökeni Osman'lının devletlû sınıfıdır. Bilindiği gibi Osmanlı klasik feodal bir yapıda değil, Marx'ın Asyatik üretim, ya da doğu despotizmi dediği bir yapıdadır. Yine Marx'ın dediği gibi doğunun anahtarı özel mülkiyetin olmamasıdır. Özel mülkiyet yerine devlet mülkiyeti vardır ve bu devletin sahipleri vardır. Osmanlı'daki tabiri ile devletlû sınıf, batıdaki tabiri ile bürokratik elit. İki burjuva kamp arasındaki çatışmanın daha iyi anlaşılabilmesi için bu bilgi de gerekli. Çünkü türkiye'deki ulusalcı burjuva kampın önderliğini asker-sivil bürokrat kesim yürütüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sermayeleri yeterince büyümüş, Türkiye topraklarındaki sömürüyle yetinemeyen, daha fazla sömürmek için dışa açılmanın gerektiğini düşünen liberal burjuvazi ise ideolojisini demokrasi ve evrensel değerler üzerine kuruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki komünistler bu çatışmaya nasıl bakmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle söylemeliyiz ki herhangi bir burjuva kampı desteklemek komünistlerin işi değil. Marx da kendi dönemindeki serbest ticaret sorununda, sanayi burjuvazisi ile toprak beylerinin ve tarım burjuvazisinin savaşında bir taraf tutmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marx, önce serbest rekabetçi yani liberal burjuvazinin tüm yalanlarını ortaya koymuştur. Serbest rekabetin sermayeyi büyüterek işçinin maddi konumunu iyileştirse de onun sömürülmesini daha da arttıracağını söylemiştir. Çünkü büyüyen sermaye, emeği daha çok kendi kendine bağlar, ücretli emeği daha çok sömürür. İşçi ile patron arasındaki toplumsal uçurumu derinleştirir. Ancak dediğim gibi sermayenin büyümesi işçinin maddi konumunu iyileştirir, ama bu durum işçinin sömürülüyor olduğu gerçeğini değiştirmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" İşçi için en uygun koşul, sermayenin büyümesidir. Bu kabullenilmelidir. Sermaye durağan kalacak olursa, sanayi de yalnızca durağanlaşmakla kalmaz, ama zayıflar ve bu durumda ilk kurban işçi olacaktır. Gidip kapitalistin önünde, duvarın dibine dizilecektir. Ve sermayenin büyümesini sürdürmesi halinde, işçi için en iyisi olduğunu söylediğimiz bu durumda onun kaderi ne olacaktır? Gene aynı biçimde, gidip duvarın dibine dizilecektir. " (Marx, Serbest Ticaret Sorunu Üzerine)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi gelelim himayeci (korumacı) sistemi savunanların durumuna. Marx bunun üzerinde fazla durmadan sadece şunları söyler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Baylar, sanmayınız ki ticaret özgürlüğünü eleştirirken himayecilik sistemini savunmak gibi bir niyet taşıyoruz.&lt;br /&gt;     Kişi, eski rejimin dostu olmadan da anayasa rejimine düşman olduğunu ilan edebilir. " (Marx, a.g.e.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" genel olarak, serbest ticaret sisteminin yıkıcı olmasına karşın, günümüzün himayeci sistemi de tutucudur.&lt;br /&gt;Serbest ticaret sistemi, eski ulusları parçalar ve proletarya ile burjuvazi arasındaki uzlaşmaz karşıtlığı uç noktasına iter. Tek sözcükle, serbest ticaret sistemi toplumsal devrimi hızlandırır. İşte yalnızca bu devrimci anlamıyladır ki, baylar, ben serbest ticaretten yanayım." (Marx, a.g.e.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte ulusalcıların bir türlü anlayamayacakları Marx'ın o cümlesini tekrar ediyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;  İşte yalnızca bu devrimci anlamıyladır ki, baylar, ben serbest ticaretten yanayım.&lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-5589981719333483077?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/5589981719333483077/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=5589981719333483077' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/5589981719333483077'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/5589981719333483077'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2009/10/li.html' title='Liberalizm mi Ulusalcılık mı?'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-2969966185348833108</id><published>2009-10-13T00:48:00.004+03:00</published><updated>2009-10-13T12:13:51.593+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='din'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mizah'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kemalizm'/><title type='text'>Atatürk'e şirk koşulamaz</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Siyasete atılan eski komutan Osman Pamukoğlu Atatürk'e şirk koşulamayacağını &lt;a href="http://www.facebookvideoindir.com/video.php?idx=glnj0in2wxkcqfe"&gt;buyurmuş&lt;/a&gt;.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- De ki: O'na şirk mi koşuyorsunuz? Halbuki O sizin devletinizi yarattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Hani düşman vatanınızı istila etmişti de ağlaşıp duruyordunuz. İşte siz bu haldeyken size rahmetini gönderdi de düşmana galip geldiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Şüphesiz 10 yılda 15 milyon genç yaratan da yurdu baştan başa demir ağlarla ören de O'dur. Hala ders almayacak mısınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- Her kim ki O'nu eleştirmeye kalkar, şüphesiz biz onun dilini yakarız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5- O olmasaydı siz hala türküm diyebilecek miydiniz? Şüphesiz siz nankörlersiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6- Hani devletin kutsal mekanına türbanlı eşi olan biri geçecekti. Sizi şeriat tehlikesinden korumak için elçilerimize e-muhtıra verdirmiştik. Hala şükretmeyecek misiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7- Devletin kutsal mekanları olan kamusal alanlara başa takılan şeyle girmeniz yasaklanmıştır. O her şeyin en iyisini bilendir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8- 10 Kasım'larda Anıtkabir'i tavaf etmek sizin üzerine farz kılınmıştır. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9- İnkar edenler kürtçe diye bir dil vardır diyorlar. Şüphesiz onlar yalancılardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10- Biz onların dağ türkü olduklarını, karda yürürken kart kurt sesleri çıkardıkları için onlara kürt denildiklerini anlattık. İşte biz ayetlerimizi böyle açıklarız.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-2969966185348833108?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/2969966185348833108/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=2969966185348833108' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/2969966185348833108'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/2969966185348833108'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2009/10/ataturke-sirk-kosulamaz.html' title='Atatürk&apos;e şirk koşulamaz'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-7142303238210118008</id><published>2009-10-12T16:50:00.004+03:00</published><updated>2009-10-24T01:58:51.263+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='marksizm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tarihsel materyalizm'/><title type='text'>Tarihsel Materyalizm Üzerine - 2</title><content type='html'>Alman İdeoloji'sinden bir paragraf:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; "Strauss'tan Stirner'e kadar bütün Alman felsefi eleştirisi &lt;i&gt;dinsel&lt;/i&gt; anlayışların eleştirisiyle sınırlıdır. Hakiki dinden ve gerçek deyimiyle tanrıbilimden yola çıkılmıştır. Dinsel bilincin, dinsel anlayışın ne anlama geldiği ise, yol alındıkça farklı biçimlerde belirlenmeye başlandı. Kaydedilen ilerleme, egemen oldukları öne sürülen metafizik, siyasal, hukuki, ahlaki, ve başka alanlardaki anlayışları da dinsel ya da tanrıbilimsel anlayışlar alanına dahil etmekten; aynı biçimde, siyasal, hukuki ve ahlaki bilinci dinsel ya da teolojik bir bilincin ve siyasal, hukuki ve ahlaki insanın, son tahlilde "insan"ın, dinsel olduğunu açıklamaktan ibaret kaldı. Dinin egemenliği veri alındı. Ve yavaş yavaş her egemen ilişkinin dinsel ilişki olduğu ortaya atıldı ve sonra, bu, bir din haline, hukuk dini, devlet dini vb. haline getirildi. Her yanda sorun, artık yalnızca dogmalar ve dogmalara olan inançtı. Dünya gittikçe daha büyük ölçüde kutsallaştırıldı, ta ki saygıdeğer Aziz Max, tamamen kutsallaştırıncaya ve böylece büsbütün ortadan kaldırılıncaya kadar."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani kısaca:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stirner, Strauss ve Max Stirner (bunlar materyalist olduklarını söylüyorlar) insanların davranışlarının sebeplerini 'din'de görüyorlar. İnsanlar neden böyle yapıyor, çünkü dinsel anlayışları öyle...&lt;br /&gt;Bu anlayıştan hareketle insanlığın kurtuluşu için yeni bir din üretmek gerekiyordu. Bu din üstün bir din, ateist bir din. Böylece insanlar dinlerini değiştirince davranışlarını, toplumsal düzenlerini, tarihlerini de değiştireceklerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alman İdeoloji'sinden bu minvalde bir paragraf daha:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genç-hegelciler —tıpkı eski-hegelcilerin onları insan toplumunun gerçek bağları olarak görmeleri gibi—, anlayışları, fikirleri, düşünceleri, kısacası özerklik atfettikleri bilinç ürünlerini, insanların, gerçek zincirleri olarak gördüklerinden, genç-hegelciler, besbelli ki, yalnızca bilincin bu yanılsamalarına karşı savaşmak durumundadırlar.Kafalarındaki kurguya göre, insanların ilişkileri, yapıp ettikleri, zincirleri ve sınırlılıkları kendi bilinçlerinin ürünü olduğundan, genç-hegelciler, kendi kendileriyle tutarlı bir biçimde, insanların önüne şu ahlaki postulatı koyarlar: kendi mevcut bilinçlerinin yerine, eleştirel ya da bencil insan bilincini edinmek ve böylelikle sahip oldukları sınırlılıklardan kurtulmak, Bilincin bu şekilde değiştirilmesini istemek, gerçekliğin farklı bir biçimde yorumlanmasına, yani onu farklı bir yorumlama yoluyla tanımaya varır. Sözde "dünyayı altüst eden" tumturaklı sözlerine karşın, genç-hegelci ekolün ideologları, en büyük tutuculardır. Onlar arasından en gençleri, yalnızca "&lt;i&gt;tumturaklı&lt;/i&gt; &lt;i&gt;laflara&lt;/i&gt;" karşı savaştıklarını söyledikleri zaman, kendi faaliyetlerini nitelendirecek doğru ifadeyi bulmuş oldular. Ancak, kendilerinin de, bu tumturaklı lafların karşısına, gene tumturaklı laflardan başka bir şey koymadıklarını ve bu dünyanın yalnızca tumturaklı laflarına karşı savaşmakla, gerçekte varolan dünyaya karşı savaşmış olmadıklarını unutuyorlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-7142303238210118008?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/7142303238210118008/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=7142303238210118008' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/7142303238210118008'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/7142303238210118008'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2009/10/tarihsel-materyalizm-uzerine-2.html' title='Tarihsel Materyalizm Üzerine - 2'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-7625661625702900036</id><published>2009-10-12T16:50:00.003+03:00</published><updated>2009-10-21T01:50:27.444+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='marksizm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tarihsel materyalizm'/><title type='text'>Tarihsel Materyalizm Üzerine - 3</title><content type='html'>Alman İdeolojisi'sinde materyalist tarih anlayışına ilişkin bir kaç paragraf:&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Bizim hareket noktamızı oluşturan öncüller, keyfi temeller, dogmalar değillerdir; bunlar, onlara ilişkin soyutlamaların ancak imgelemde yapılabileceği gerçek öncüllerdir. Bunlar gerçek bireylerdir, bu bireylerin eylemleri ve —hem hazır buldukları hem de kendi eylemleriyle yarattıkları— maddi yaşam koşullarıdır. Bu öncüller, demek ki, ancak ampirik (deneysel, pratik) olarak oluşturulabilirler.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Tüm insan tarihinin ilk öncülü, doğal olarak, canlı insan bireylerinin varlığıdır. Şu halde saptanması gereken ilk olgu, bu bireylerin fiziksel örgütlenişleri ve bu örgütlenmenin sonucu olarak ortaya çıkan, doğanın geri kalan bölümüyle olan ilişkilerdir. Burada, doğaldır ki, ne bizzat insanın fiziki yapısını, ne de insanların tamamen hazır buldukları doğal koşulları, jeolojik, orografik, hidrografik (), klimatik ve öteki koşulları derinliğine inceleyemeyiz.Her tarih yazımı, bu doğal temellerden ve tarih boyunca insan eyleminin bu temellerde meydana getirdiği değişikliklerden hareket etmek zorundadır.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Fikirlerin, anlayışların, ve bilincin üretimi, her şeyden önce doğrudan doğruya insanların maddi faaliyetine ve karşılıklı maddi ilişkilerine, gerçek yaşamın diline bağlıdır. İnsanların anlayışları, düşünceleri, karşılıklı zihin&lt;i&gt;sel ilişkileri&lt;/i&gt;, bu noktada onların maddi davranışlarının dolaysız ürünü olarak ortaya çıkar. Bir halkın siyasal dilinde, yasalarının, ahlakının, dininin, metafiziğinin vb. dilinde ifadesini bulan zihinsel üretim için de aynı şey geçerlidir. Sahip oldukları anlayışları, fikirleri, vb. üretenler insanların kendileridir, ama bu insanlar, sahip oldukları üretici güçlerin belirli düzeydeki gelişmişliğinin ve bu gelişkinlik düzeyine tekabül eden —ve alabilecekleri en geniş biçimlere varıncaya kadar— karşılıklı ilişkilerinin koşullandırdığı gerçek, faal insanlardır. Bilinç hiçbir zaman bilinçli varlıktan başka bir şey olamaz ve insanların varlığı, onların gerçek yaşam süreçleridir. İnsanlar ve sahip oldukları ilişkiler tüm ideolojilerinde sanki &lt;i&gt;karanlık odalarıymış&lt;/i&gt; gibi başaşağı çevrilmiş bir biçimde görülüyorsa, nesnelerin gözün ağtabakası üzerinde ters durmalarının onların dolaysız fiziksel yaşam süreçlerinin yansıması olması gibi, bu olgu da, insanların tarihsel yaşam süreçlerine aynı şeyin olmasından ileri gelmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Alman İdeolojisin'den insanlığın gerçek kurtuluşunun koşullarına ilişkin mükemmel bir paragraf... Bunu çok iyi anlamak gerekli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Felsefeyi, tanrıbilimi, tözü ve bütün öteki boş şeyleri "öz-bilinç"e indirgemekle, "insanları" hiçbir zaman kölesi olmadıkları bu sözlerin egemenliğinden kurtarmakla "insan"ın "kurtuluşu" yolunda tek bir adım bile atılmış olmayacağını; gerçek dünyanın dışında ve gerçek araçları kullanmadan gerçek bir kurtuluşu gerçekleştirmenin mümkün olmadığını, buharlı makine ve &lt;i&gt;mulejenny&lt;/i&gt; (iplik makinesi) olmadan köleliğin, tarımı iyileştirmeksizin serfliğin kaldırılamayacağını; daha genel olarak, insanlar, yeterli nicelik ve nitelikte yiyecek, içecek, barınak ve giyecek tedarik edecek durumda olmadıkları sürece, onları kurtarmanın mümkün olmadığını, bilgiç filozoflarımıza anlatmak zahmetine girmeyeceğiz. "Kurtuluş", zihinsel değil, tarihsel bir iştir, ve bu tarihsel koşullar, sanayi, ticaret, tarım, tarafından gerçekleştirilir .&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bize göre komünizm, ne yaratılması gereken bir &lt;i&gt;durum&lt;/i&gt;, ne de gerçeğin ona uydurulmak zorunda olacağı bir &lt;i&gt;ülküdür.&lt;/i&gt; Biz, bugünkü duruma son verecek &lt;i&gt;gerçek&lt;/i&gt; harekete komünizm diyoruz. Bu hareketin koşulları, şu anda varolan öncüllerden doğarlar."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu paragrafı anlamadan sadece bizim istediğimiz sosyalizmi, bizim istediğimiz komünizmi tartışırız. Halbuki komünizm kalıplara sıkıştırılmış bir gelecek tasavvuru değildir. Gelecek hakkında &lt;b&gt;böyle olmalı&lt;/b&gt; değil, &lt;b&gt;ancak böyle olabilir &lt;/b&gt;diyebiliriz.&lt;br /&gt;Marksizmi de bu şekilde anlamak gerek. Marksizm kapitalizmi bilimsel olarak çözümlemiş ve bilimsel sonuçlar ortaya koymuştur. Komünizm, var olan mevcut koşullardan yani kapitalizmden doğacaksa, kapitalizmin mevcut durumunu, işleyişini göz önüne almadan, sırf iradi bir takım hedefler koymak komünizm değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin biri ben tek bir ülkede komünizm yaratacağım, insanları ona göre eğiteceğim, sistemimi ona göre düzenleyeceğim derse fena halde yanılır. Alman ideolojisinden bir parafraf daha aktarıyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;"Tümüyle mülkiyetsiz&lt;/i&gt;  işçiler yığını —sermayeden ya da sınırlı bile olsa her çeşit tatmin olma durumundan uzak muazzam işgücü— &lt;i&gt;dünya&lt;/i&gt; &lt;i&gt;pazarını&lt;/i&gt; varsayar; nasıl ki, bu işin geçici nitelikte olmayan kaybı, güvenli geçim kaynağı olarak kaybı, rekabetten doğan iş kaybı da dünya pazarını varsayarsa. Demek ki proletarya ancak &lt;i&gt;dünya&lt;/i&gt; &lt;i&gt;çapında&lt;/i&gt; &lt;i&gt;tarihsel&lt;/i&gt; olarak mevcut olabilir, nasıl ki proletaryanın işi olan komünizm de, ancak, &lt;i&gt;dünya&lt;/i&gt; &lt;i&gt;çapında&lt;/i&gt; &lt;i&gt;tarih&lt;/i&gt;sel olarak varolabilirse. Bireylerin dünya çapında tarihsel varlığı, başka deyişle, bireylerin doğrudan dünya tarihine bağlı varlıkları..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Komünizmin maddi öncüllerine ilişkin bir paragraf:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Filozofların anlayabilecekleri bir terim kullanmak gerekirse, bu "&lt;i&gt;yabancılaşma&lt;/i&gt;" doğaldır ki, ancak iki &lt;i&gt;pratik&lt;/i&gt; koşulla ortadan kaldırılabilir. Yabancılaşmanın "katlanılmaz" bir güç, yani insanın ona karşı devrim yaptığı bir güç haline gelmesi için, onun &lt;b&gt;insanlığın büyük bir çoğunluğunu tamamen "mülkiyetten yoksun" hale, ve aynı zamanda, gerçekten mevcut olan bir zenginlik ve kültür dünyasıyla çelişkili hale getirmesi gereklidir&lt;/b&gt;, öyle şeyler ki, her ikisi de üretici güçlerin büyük ölçüde artmasını, yani üretici güçlerin gelişiminin yüksek bir evresini varsayarlar. Öte yandan üretici güçlerin bu gelişmesi (daha şimdiden insanların güncel ampirik yaşantısının, yerel düzeyde değil de &lt;i&gt;dünya&lt;/i&gt; &lt;i&gt;çapında&lt;/i&gt; &lt;i&gt;tarihsel&lt;/i&gt; &lt;i&gt;olarak&lt;/i&gt; cereyan etmesini içeren gelişmesi) kesinlikle vazgeçilemez, önce yerine gelmesi gereken bir pratik koşuldur, çünkü, bu koşul olmadan, &lt;i&gt;kıtlık&lt;/i&gt;, genel bir durum alır, ve &lt;i&gt;gereksinmeyle&lt;/i&gt; birlikte zorunlu olan için savaşım yeniden başlar ve gene kaçınılmaz olarak aynı eski çirkefin içine düşülür. Bu koşul gene aynı şekilde, insan cinsinin evrensel ilişkileri, ensonu, üretici güçlerin bu &lt;i&gt;evrensel&lt;/i&gt; gelişmesi ile kurulabileceği için ve bir yandan bütün ülkelerde, aynı zaman içinde, "mülkiyetten yoksun" yığın olayını doğurduğu için (evrensel rekabet), sonra bu ülkelerden herbirini öteki ülkelerdeki altüst oluşlara bağımlı kıldığı için ve ensonu ampirik olarak evrensel olan, &lt;i&gt;dünya&lt;/i&gt; &lt;i&gt;çapında&lt;/i&gt; &lt;i&gt;tarihsel&lt;/i&gt; insanları yerel bireylerin yerine koymuş olduğu için de &lt;i&gt;olmazsa olmaz&lt;/i&gt; bir pratik koşuldur. Bu koşul olmadığı takdirde, komünizm ancak yerel bir olgu olarak varolabilir...&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Komünizm, ampirik olarak, ancak egemen halkların "hep birden" ve eşzamanlı varsayar. &lt;/b&gt; hareketi olarak olanaklıdır, bu da üretici gücün evrensel gelişmesini ve buna bağlı olan dünya ilişkilerini varsayar."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demek ki komünist devrimin nesnel koşulları şunlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- üretici güçlerin muazzam gelişmişlik düzeyi&lt;br /&gt;2- mülksüz sınıfın, proletaryanın nitelik ve nicelik olarak insanlığın çoğunluğunu oluşturması&lt;br /&gt;3- kapitalizimn evrenselleşmesi, bütün dünyanın birbirine bağlanması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu 3 öncül keyfi ve iradi çabalarla geçilemeyecek şeylerdir. Üretici güçlerin gelişmişliğini ele alalım.&lt;br /&gt;İnsanlar doğuştan bencil, ya da doğuştan paylaşımcı değiller. Koşullar insanlara belirli davranış biçimlerini dayatıyor.&lt;br /&gt;Sınıfsız bir dünya için, komünizm için zorunlu olanın mücadelesi olmaması gerekir. Herkes açken sınıfsız ve eşit bir toplum mümkün olamaz. Bunun için insanlığın, herkese yetecek kadar üretim yapabileceği ve insanların çok fazla ve çok zor koşullar altında çalışma zorunluluğunun kalmaması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üretici güçlerin gelişmemiş olduğu bir ülkede istediğimiz kadar hümanist, eşitlikçi vs. propaganda yapalım komünizmi gerçekleştiremeyiz. İstediğimiz kadar buna inanalım olmaz.. Aksini iddia etmek insanlar uçabileceklerine inanmıyor ve uçmayı istemiyor bu yüzden uçamıyor, biz kararlı olursak, istersek yer çekimini yenebilir demeye benzer.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-7625661625702900036?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/7625661625702900036/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=7625661625702900036' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/7625661625702900036'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/7625661625702900036'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2009/10/tarihsel-materyalizm-uzerine-3.html' title='Tarihsel Materyalizm Üzerine - 3'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-3437780468434212462</id><published>2009-10-12T16:48:00.001+03:00</published><updated>2009-10-12T16:50:11.013+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='marksizm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tarihsel materyalizm'/><title type='text'>Tarihsel Materyalizm Üzerine - 1</title><content type='html'>&lt;b&gt;İnsanlar, şimdiye kadar, kendileri hakkında, ne oldukları ya da ne olmaları gerektiği hakkında her zaman yanlış fikirlere sahip olmuşlardır. Sahip oldukları ilişkileri, Tanrı hakkındaki, normal insan hakkındaki vb. tasarımlarına uygun olarak düzenlemişlerdir. Kendi beyinlerinin ürünleri, onları yaratan beynin üstüne çıkmıştır. Yaratıcılar, kendi yarattıkları şeyler önünde secdeye varmışlardır. Öyleyse onları, boyunduruğu altında ezildikleri kuruntulardan, fikirlerden, dogmalardan, hayali yaratıklardan kurtaralım. Fikirlerin egemenliğine karşı başkaldıralım.&lt;br /&gt;-İnsanlara bu yanılsamaları değiştirip, yerine insanın özüne uygun düşen düşünceler koymayı öğretelim.&lt;br /&gt;-Bu yanılsamalara karşı eleştirici bir tutum almayı öğretelim.&lt;br /&gt;-Bunları kafalarından çıkarıp atmalarını öğretelim.&lt;br /&gt;Bu günkü gerçeklik böylece çökecektir.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marx, materyalist olduklarını iddia ettikleri halde tarihe idealist yaklaşan Genç-Hegel'cilerin (Marx da gençken Genç-Hegelcilerdendi) görüşlerini böyle betimliyor 'Alman İdeolojisi'nin önsözünde... ve devam ediyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bu masum ve çocuksu düşler genç-hegelcilerin bugünkü felsefesinin çekirdeğini oluştururlar; ki bu felsefe, Almanya'da, kamuoyunca korkuyla karışık bir saygı ile karşılanmakla kalmıyor, ama felsefi kahramanların kendileri tarafından, canice sertlikteki bu fikirlerin dünya için devrimci bir tehlike taşıdığı inancı içinde, büyük bir ciddiyetle sunuluyor. Bu kitabın birinci cildinin amacı, kendilerini kurt sanan ve başkalarının da kurt sandıkları bu koyunların ne olduklarını ortaya koymak, onların meleyişlerinin Alman burjuvalarının tasarımlarının felsefi bir dile yinelenmesinden başka bir şey olmadığını ve bu felsefi yorumcuların palavracılıklarının, Alman gerçekliğinin zavallı yoksulluğunu yansıtmaktan başka bir anlam taşımadığını göstermektir. Bu cilt, Alman ulusunun hoşlandığı, düşlerle dolu uyuklamaya pek uygun düşen, gerçekliğin gölgesine karşı yürütülen bu felsefi savaşın maskaralığını ortaya çıkarmak ve onu bütün saygınlığından yoksun bırakmak amacındadır.&lt;br /&gt;      &lt;br /&gt;Bir zamanlar, yürekli adamın biri, insanların, salt yerçekimi fikrine saplandıkları için suda boğulduklarını sanıyordu. Ona göre, insanlar, örneğin, bunun dinsel boşinanlara dayana bir düşünce olduğunu söyleyerek bu fikri kafalarından çıkarıp atsalardı, ondan sonra artık her türlü boğulma tehlikesinden korunmuş olurlardı. Ömrü boyunca, bütün istatistiklerin, sayısız ve boyuna yinelenen tanıtlarla zararlı sonuçlarını kendisine gösterdikleri bu yerçekimi yanılsamasına karşı savaştı durdu. Bu saf yürekli adam, modern devrimci Alman filozofları tipinin aynısıydı."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle son paragraf mükemmel. Bu önsözü iyi kavrayarak bile tarihsel materyalizmin özünü kavrayabiliriz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-3437780468434212462?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/3437780468434212462/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=3437780468434212462' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/3437780468434212462'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/3437780468434212462'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2009/10/tarihsel-materyalizm-uzerine-1.html' title='Tarihsel Materyalizm Üzerine - 1'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-2060685584941136165</id><published>2009-10-06T18:24:00.001+03:00</published><updated>2009-10-06T18:24:46.154+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='felsefe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bilim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='materyalizm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='matematik'/><title type='text'>Matematik Üzerine Notlar</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;…&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;Matematik insanın soyutlanmış zihninden çıkmamıştır yani karanlık bir odaya geçip zihniyle yalnız kalan bir insanın ürünü değildir. Tam tersi, matematik doğanın gerçekliğiyle birebir bağlantılıdır.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;…&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Matematiğin kavramları doğada var mıdır? Bana soyut; &lt;span&gt; &lt;/span&gt;tek başına 3 sayısını doğada gösterebilir misin? “&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;İki ayağı üzerinde yürüyen bir 3 gösteremem ama 3 tane elma gösterebilirim.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;Demek ki matematiksel kavramlar insanın doğayı açıklamak için geliştirdikleri kavramlardır. Zihin oyunu değiller. &lt;span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;…&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;Neden neredeyse tüm dillerde sayılar 10’lu tabanda ifade ediliyor? &lt;span&gt; &lt;/span&gt;1’den saymaya başlayınca 10’a geldikten sonra 11 (10+1), 12 (10+2) diye devam ediyoruz. &lt;span&gt; &lt;/span&gt;Sadece Türkçede değil neredeyse tüm dillerde 10’lu taban geçerli.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;İnsanların saymaya ilk başladığında ellerinin parmaklarını kullanmalarından dolayı olmasın? İki elin parmakları bittiğinde, o ana kadar saydıklarının üzerine eklenmek üzere tekrar 1’e dönülmüş olmalı. Sayıların oluşturulması dahi sırf zihinsel; dış dünyadan bağımsız değildir.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;…&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;Bazı matematikçiler, matematiğin insan zihninin soyut ürünü olduğunu iddia ederler. Bu yüzden matematiğin ‘ a priori’ (deneylerle kanıtlanamaz ve yanlışlanamaz) doğru olduğunu söylerler. Aynı nedenden ötürü matematiğin kendi içinde mutlak, tutarlı ve değişmez olduğunu da söylerler.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;Ancak benim iddiam şu: matematik insanın soyut zihinsel ürünü değildir, doğanın gerçekliği ile bağlantılıdır. İnsan matematiği kendi zihninden değil doğadan çıkarmıştır. Bu yüzden matematik mutlak değildir; &lt;span&gt; &lt;/span&gt;yeni bulgular, pratikler, deneyler sonucunda gelişir.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;İlk çağ matematikçilerine ‘-1’in karekökünü tanımlamalıyız deseydik her halde bize bunun matematiğe aykırı olduğunu söylerlerdi. Çünkü hangi sayıyı kendisi ile çarparsanız çarpın negatif bir sayıya ulaşamazsınız. Pozitif bir sayının kendisi ile çarpımı pozitiftir, negatif bir sayının kendisi ile çarpımı yine pozitiftir.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;Ancak modern matematikte ‘-1’in karekökü olmazsa olmazdır. Bu hayalî (imajiner) sayıyı, matematikle çelişen saçma sayıyı kullanmazsak elektrik devrelerini çözemeyiz, Fourier dönüşümü de olmaz dolayısıyla radyo olmaz, telefon, televizyon ve internet olmaz.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;…&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;Sonsuz tane sayının toplamı sonsuz olmayabilir. Bu kimilerine matematiksel olarak çok saçma gelebilir. Matematiksel olarak ne kadar saçma olursa olsun integral hesabında sonsuz toplamlar kullanılır.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;...&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Üçgenin iç açıları 180’dir. Bu değişmez ve mutlak bir matematik yasasıdır ve doğayla hiçbir bağlantısı yoktur, insanın soyut zihinsel ürünüdür.”&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;Hayır, efenim hiç de öyle değil. İnsan açı kavramını kullanmak zorunda, çünkü doğada açı diye bir şey var. Parmaklarınızı açabildiğiniz kadar açın ve elinize bir bakın. İşaret parmağınızla orta parmağınızın ve işaret parmağınızla başparmağınızın arasındaki açıklığa bakın orada açıyı göreceksiniz.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Tamam, açı doğada var peki 180 derece olması?”&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;Türkler ağaca ağaç diyor, İngilizler tree diyor, farslar draht diyor. Bunlar nesnelere verilen isimdir. Açı konusuna dönersek, en büyük açı tam çemberdir ve matematikçiler ona 360 demişler. Diğer açılar bu en büyük açıyla kıyaslanır ve dereceleri bulunur.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;Ayrıca üçgenin iç açıları toplamı derece olarak 180 olabilir ama başka bir açı ölçüm birimi olan grad olarak 200’dür. Çünkü grad, tam çemberi 400 birime böler.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;…&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;Matematik doğayı modeller, bu yüzden matematiğe ‘bilimin dili’ denir.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;…&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;“2x2=4… bunu bana ispatlayabilir misin? İspatlayamazsın çünkü bu soyut insan zihninin ürettiği bir ön kabuldür.”&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;Bir eline 2 bilye al, diğer eline de 2 bilye al. Ne oldu? 2 tane 2… Şimdi hepsini topla. Al sana 2x2=4 ün ispatı…&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;…&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Matematik icat mıdır keşif midir?”&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;İcat olan ne var ki? Bütün bilimsel gelişmeler, insanın doğayı izlemesi ve işleyişinin yasalarını bulmasıyla gerçekleşmiştir. Bilimi ve bilimi kullanarak üretilen teknolojiyi insan kendi soyut gücüyle yaratmamıştır.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;Ama öte taraftan bakarsak matematik evrensel bir dildir. Diller ne kadar icatsa matematik de o kadar icattır.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;…&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Bir sürü matematikçi bir sürü gereksiz teorem üretmiş bir sürü kural bulmuş. Biz bunları niye öğreniyoruz. Değerli vaktimizi neden sinüsle kosinüsle, olmayan hayali sayılarla harcıyoruz? Bize telefon nasıl yapılır, televizyon nasıl yapılır onu öğretsinler.”&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;Benim saf kardeşim. İmajiner sayılar olmasa, Fourier transformu olmasa, Gauss, Maxwell denklemleri olmasa değil cep telefonu yapmak, bir ampülü bile yakamazdın.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;…&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;“F=m.a (bir cisme etkiyen kuvvet, o cismin kütlesi ile ivmesinin çarpımına eşittir, dolayısıyla üzerinde hiçbir kuvvet uygulanmayan bir cisim sonsuza kadar sabit hızla hareketine devam etmelidir)&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt; &lt;/span&gt;teorisi pratik ile çelişiyor. Çünkü ben bir cisme ilk hareket verdim sonra üzerinde hiçbir kuvvet uygulamadım. Ama cisim bir süre sonra durdu. Demek ki teori ile pratik birbiriyle çelişti. Aslında teori ile pratik hiçbir zaman birbirini tutmaz. Teori soyut insan zihninin ürünü, pratik ise gerçeğin ta kendisidir.“&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;Önce teorinin uygulanışına doğru bakmak lazım. Cismin duracağı belli. Ama bu da teoride öngörülmüş. Çünkü sürtünme kuvveti diye bir şey var. Cisme negatif ivme veren de cismin hareketine ters yöndeki bu sürtünme kuvvetidir. Ve pratik teori ile uyumludur.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;Diğerine uyması gereken şey pratik değil teoridir.&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;Teori insanın zihninden uydurduğu bir şey değil pratiğin belirli koşullarda sadeleştirilerek ifade edilmiş halidir.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;…&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-2060685584941136165?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/2060685584941136165/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=2060685584941136165' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/2060685584941136165'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/2060685584941136165'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2009/10/matematik-uzerine-notlar.html' title='Matematik Üzerine Notlar'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-6641353349956892439</id><published>2009-04-06T22:49:00.002+03:00</published><updated>2009-04-06T22:50:47.204+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seçim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='anket'/><title type='text'>Anket ve Seçim Sonuçlarının Karşılaştırılması</title><content type='html'>Seçim Sonuçlarına ayrıntılı olarak &lt;a target="_blank" title="seçim sonuçları - ntv" href="http://secim2009.ntvmsnbc.com/default.htm"&gt;buradan &lt;/a&gt;ulaşabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bizim anketimizi yorumlayalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Önceki seçimlerde kime oy verdiniz' sorusunun sonuçları:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKP:  %23&lt;br /&gt;CHP: %25&lt;br /&gt;DTP: %11&lt;br /&gt;MHP: %13&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankete 2009 Yerel seçimleri için ise sonuçlar şöyle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKP: %20&lt;br /&gt;CHP: %28&lt;br /&gt;DTP: %14&lt;br /&gt;MHP: %15&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önceki seçimlerle, ankette önceki seçimlerde kime oy verdiniz sorusuna verilen cevapları oranlarsak:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önceki seçim sonuçlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKP % 47, CHP %21 DTP %4 MHP %13&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Ankete göre yerel seçim sonucu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKP: %40&lt;br /&gt;CHP: %23&lt;br /&gt;DTP: %5.5&lt;br /&gt;MHP: %15&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Gerçek seçim sonuçları ise:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKP: %39&lt;br /&gt;CHP: %23&lt;br /&gt;DTP: %5.6&lt;br /&gt;MHP: %15&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;158 kişinin oy kullandığı bu ankette sonuçlar neredeyse %100 aynı çıkmıştır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-6641353349956892439?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/6641353349956892439/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=6641353349956892439' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/6641353349956892439'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/6641353349956892439'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2009/04/anket-ve-secim-sonuclarnn-karslastrlmas.html' title='Anket ve Seçim Sonuçlarının Karşılaştırılması'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-2042277369935667996</id><published>2009-04-06T22:49:00.001+03:00</published><updated>2009-04-06T22:49:38.431+03:00</updated><title type='text'>Seçim Anketi Sonuçları</title><content type='html'>&lt;p&gt;Bu yazıyı seçimden önce yazma fırsatım olmadı. Ama yine de paylaşmak istedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önceki Seçimlerde hangi partiye oy verdiniz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://img03.blogcu.com/images/p/r/o/proleter/anket1_1238872411.jpg" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img03.blogcu.com/images/p/r/o/proleter/anket1_1238872411.jpg" style="border: 1px solid rgb(235, 235, 235); margin: 4px; padding: 4px; background-color: rgb(255, 255, 255);" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Önümüzdeki yerel seçimlerde hangi partiye oy vermeyi düşünüyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://img03.blogcu.com/images/p/r/o/proleter/anket2_1238872818.jpg" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img03.blogcu.com/images/p/r/o/proleter/anket2_1238872818.jpg" style="border: 1px solid rgb(235, 235, 235); margin: 4px; padding: 4px; background-color: rgb(255, 255, 255);" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyasi görüşünüz aşağıdakilerden hangisine daha yakın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://img03.blogcu.com/images/p/r/o/proleter/anket3_1238872445.jpg" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img03.blogcu.com/images/p/r/o/proleter/anket3_1238872445.jpg" style="border: 1px solid rgb(235, 235, 235); margin: 4px; padding: 4px; background-color: rgb(255, 255, 255);" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sosyo ekonomik konumunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://img03.blogcu.com/images/p/r/o/proleter/anket4_1238872461.jpg" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img03.blogcu.com/images/p/r/o/proleter/anket4_1238872461.jpg" style="border: 1px solid rgb(235, 235, 235); margin: 4px; padding: 4px; background-color: rgb(255, 255, 255);" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Etnik Kökeniniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://img03.blogcu.com/images/p/r/o/proleter/anket5_1238872473.jpg" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img03.blogcu.com/images/p/r/o/proleter/anket5_1238872473.jpg" style="border: 1px solid rgb(235, 235, 235); margin: 4px; padding: 4px; background-color: rgb(255, 255, 255);" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dinsel / Mezhepsel Kökeniniz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://img03.blogcu.com/images/p/r/o/proleter/anket6_1238872485.jpg" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img03.blogcu.com/images/p/r/o/proleter/anket6_1238872485.jpg" style="border: 1px solid rgb(235, 235, 235); margin: 4px; padding: 4px; background-color: rgb(255, 255, 255);" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;table style="height: 22px;" class="cTable" width="34"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="l"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="result" width="350"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="l"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="result" width="350"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="l"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="result" width="350"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-2042277369935667996?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/2042277369935667996/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=2042277369935667996' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/2042277369935667996'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/2042277369935667996'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2009/04/secim-anketi-sonuclar.html' title='Seçim Anketi Sonuçları'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-665556681669833056</id><published>2008-12-22T14:45:00.001+02:00</published><updated>2008-12-22T14:46:19.271+02:00</updated><title type='text'>Yerel Seçim Anketi</title><content type='html'>Kapsamlı bir yerel seçim anketiyle seçim sonucunu daha iyi tahmin edebiliriz diye düşündüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankete katılmak için &lt;a href="http://www.polldaddy.com/survey.aspx?id=4a6c28ff0eac40d8"&gt;tıklayınız&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-665556681669833056?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/665556681669833056/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=665556681669833056' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/665556681669833056'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/665556681669833056'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2008/12/yerel-seim-anketi.html' title='Yerel Seçim Anketi'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-7300507232608105080</id><published>2008-04-23T23:45:00.003+03:00</published><updated>2008-04-23T23:50:45.545+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='demokrasi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyalizm'/><title type='text'>Ayaklar baş olursa kyamet koparmış...</title><content type='html'>Tayyip Erdoğan, '1 Mayıs Emek Günü'nün Taksim'de kutlanmasında diretenlere cevap vermiş: "Ayaklar baş olursa kıyamet kopar." Yani işçilerin (ayak takımının) her istediği olmaz. Çok fazla yorum yazmaya gerek yok aslında. Söylenecek çok fazla şey de yok. Sadece bir hatırlatma yeterli. Ne demişti manken Aysun Kayacı: "Çobanla benim oyum neden bir?" Aynı şey değil mi?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-7300507232608105080?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/7300507232608105080/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=7300507232608105080' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/7300507232608105080'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/7300507232608105080'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2008/04/ayaklar-ba-olursa-kyamet-koparm.html' title='Ayaklar baş olursa kyamet koparmış...'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-6183618543583372349</id><published>2008-02-14T22:08:00.011+02:00</published><updated>2008-02-21T16:51:17.515+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='akp'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='türban'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kemalizm'/><title type='text'>Liberaller ve Akp</title><content type='html'>Akp'nin diğer özgürlük sorunlarını bir kenara bırakarak, yalnızca türban sorununa yönelerek, bu sorunu faşist Mhp ile çözmeye kalkması Akp'ye şimdiye kadar destek veren, türban yasağının da kaldırlımasını savunagelmiş olan liberal ve sosyal demokratları Akp'den soğutmaya başladı. 2. Cumhuriyetçi diye anılan liberal demokratlardan Ahmet Altan, &lt;a href="http://www.gazetem.net/ahmetaltan.asp"&gt;Akp ve Liberaller&lt;/a&gt;  başlıklı yazısında buna değinmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında liberaller türban yasağını savunuyor değiller. Öyleyse neden bu yasağın kaldırılmasını koşulsuz desteklemiyorlar? Çünkü Akp'nin gerçekten özgürlükçü olmadığını biliyorlar. Akp'nin kürt sorunu, ermeni sorunu, alevi sorunu, 301. madde sorunu gibi bir çok özgürlükler ve demokrasi  çerçevesindeki sorunları kendi öz sorunu olarak görmediği, üstelik Akp'nin tabanının, yönetimi ile farklı görüşlerde olduğu da açık. Akp %47 oyu demokrat olarak görüldüğü için değil, dindar veya muhafazakar görüldüğü için aldı. Akp kendi tabanının sorunlarını çözebilmek için meşruiyet kaynağının, anti-demokratik militarist kurumları ürkütmemek için din değil, evrensel demokrasi, batı tarzı demokrasi olduğunu söylüyor. Akp'yi destekleyen bir avuç liberal-demokrat ve sosyal-demokrat aydını saymazsak '%47'nin büyük çoğunluğu açısından durum böyle. Kürt sorunu, Kıbrıs sorunu, Ermeni sorunu gibi bir konuda Akp, Mhp veya Chp'yi destekleyen herhangi iki kişi çok rahat anlaşabilecektir. Çünkü Akp devrimci bir parti değildir. Halkta egemen olan fikirleri değiştirmek, dönüştürmek, halka yeni demokratik bir perspektif sunmak gibi bir kaygısı yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Liberaller, kendi sorunlarını evrensel demokrasi meşruiyetinin ve AB adımlarının arkasına sığınarak çözmeyi hedefleyen bir Akp'nin kendi sorununu halledince diğer sorunları unutacağından korkuyor. Liberaller burada pragmatist bir bakış açısı ile bakıyorlar. Türban sorunu nasıl bir özgürlük sorunu ise 301. madde de öyledir ve bunu Akp'nin ve tabanının anlaması için türban sorununun var olmaya devam etmesi gerekmektedir. Akp'nin tabanının yani halkın yarısının TC'yi kendi öz devleti olarak görmemesi gerekmektedir ki değişimden, reformlardan -ve sosyalistler için de- 'devrim'den yana olsunlar. Şimdi bu yasak kalktığında halkın çoğıunluğu için anti-demokratik bir rejim, meşru olmuş olacak. Çünkü artık bu rejimde 'dindarlara yapılan baskılar'ın bir sembolü olan türban yasağı kalkmış olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Liberaller türban yasağı kalktığında artık kürt sorunununda ve diğer sorunlarda "ezinlenlerin dayanışması" şeklinde bir oluşumun azınlıkta kalacağını düşünüyor. Çünkü kürtler, aleviler ve herkese özgürlük isteyen liberaller azınlıktadır ancak türban yasağından muzdarip olanlar çoğunlukta. Demokrasiyi demokrasiye ihtiyacı olan ister. Liberaller, önemli bir çoğunluk oluşturan türban yasağından rahatsız olan kesimin demokrasiyi eskisi kadar istemeyeceği gibi bir korkuya kapılıyorlar. Sosyalistlerin böyle bir korkuya kapılmalarına hiç gerek yok. Çünkü hayatını çalışarak, ücret alarak, çoğu zaman yoksulluk içinde ve işsizlik korkusuyla geçiren işçi sınıfı her zaman çoğunluktadır. Demokratik açılımlar her zaman bu sınıfsal temelden destek bulabilir. Ezilmek, sömürülmek istemeyen, burjuvazinin bir günde harcadığını bir ayda kazanamayan işsi sınıfı demokrasiye her zaman sahip çıkabilecek potansiyeldedir. Demokrasinin genişlemesi için sınıf mücadelesi şarttır. Anti-demokrasisizlikten rahatsız olan farklı unsurların ortak yanı anti-kapitalizm oldukça aynı amaç için mücadele etme iradesi göstermeleri mümkündür. Bu yüzden Akp'nin tüm ikiyüzlülüğüne rağmen türban yasağının kaldırılması koşulsuz desteklenmelidir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-6183618543583372349?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/6183618543583372349/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=6183618543583372349' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/6183618543583372349'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/6183618543583372349'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2008/02/liberaller-ve-akp.html' title='Liberaller ve Akp'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-2997995831491904267</id><published>2008-01-08T15:42:00.000+02:00</published><updated>2008-01-08T16:21:47.361+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='akp'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kürt sorunu'/><title type='text'>Türkçe Eğitim de Olmasın?</title><content type='html'>&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;Başbakan kürtçe eğitim konusunda şunları söylemiş:&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt; "Türkiye'de sadece Kürtler yok. Yarın Çerkezi de, Lazı da isterse ne olacak? Herkes talep edecek. O zaman nasıl birlikteliği sağlayacağız?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de sadece türkler de yok. O zaman türkçe eğitim de olmasın. Türkçe eğitim olursa kürtler ve diğerleri de ister değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürt nüfusu tahminen 12-15 milyondur. Türkler ve kürtler haricindeki halkların (laz, çerkez, arab v.d.) nüfusu ise en fazla 2-3 milyon kadardır. 3 milyon da isteyecek diye 15 milyonun hakkını vermemek nasıl bir mantıktır? Bu şuna benziyor. Bir adamın on kişiye toplam 3 milyon borcu var ama bir kişiye de 15 milyon borcu var. 15 milyon alacağı olan adama sana borcumu ödersem diğerleri de ister deniliyor. İsterlerse istesinler, onlara da hakkını vermelisin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başbakan kürt sorunu konusunda bir adım ileri bir adım geri atıyor. Sorunun çözülmesi yönünde değil de oyalamak için bazı adımlar attığı izlenimi bırakıyor. Üstelik kürt halkının kendisine seçimlerde verdiği desteği de istismar ediyor. Kürtlerin AKP'ye verdikleri oyları "kürtler hak istemiyor" diye yorumlamaya kalkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de Erdoğan, kürtlere azınlık hakları bile vermemek için (anadilde eğitim bir azınlık hakkıdır, örneğin Bulgaristan'lı Türkler bu haktan yararlanırlar) kürtler azınlık değil aslî unsurdur diyor. Ancak mevcut anayasada bile herkesin türk olduğu yani kürt diye bir unsurun olmadığı yazılıdır. Ne aslî unsurundan bahsediyor Erdoğan?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-2997995831491904267?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/2997995831491904267/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=2997995831491904267' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/2997995831491904267'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/2997995831491904267'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2008/01/trke-eitim-de-olmasn.html' title='Türkçe Eğitim de Olmasın?'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-1111442733968989103</id><published>2008-01-07T15:22:00.000+02:00</published><updated>2008-01-07T15:23:59.384+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='din'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyalizm'/><title type='text'>Din, Devrim, Sosyalizm</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Dinin devrimci doğuşu&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Toplumda ortaya çıkan yeni bir din, eski dini inkar etmek demektir. Toplumdaki genel algıya bir karşı çıkıştır. Yeni din, ezberleri bozmak, mevcut durumu sorgulamak demektir, statükoya karşı çıkıştır. Bu yüzden eski dine ve dolayısıyla mevcut toplumsal koşullara başkaldıran dini hareketler devrimci bir karaktere sahiptir. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 35.4pt;"&gt;“İlk Hıristiyanlık tarihinin modern işçi sınıfı hareketiyle dikkate değer benzerlik noktaları vardır. Her ikisine de baskı uygulanmış ve zulmedilmiş, taraftarları hor görülmüş ve birinciler insanlık düşmanı olarak, sonuncular ise devlet düşmanı, dinin, ailenin, toplumsal düzenin düşmanı olarak özel yasalara tâbi tutulmuştur. Ve tüm bu baskılara karşın, hatta bunların teşvik etmesiyle, onlar muzaffer bir şekilde ağır ağır ilerlerler.” (Marx ve Engels, &lt;em&gt;&lt;span style=""&gt;Din Üzerine&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;, “İlkel Hıristiyanlığın Tarihine Katkı”.)&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Marx ve Engels’ten yukarıdaki alıntıyı yapan Alan Wood İslamın da tıpkı Hristiyanlık gibi, ezilenlerin devrimci kitle hareketi olduğunu söyler.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Fransa’da Sınıf Savaşları”na Önsöz’de Engels Hristiyanlık tarihinin özetini bir devrim tarihi şeklinde sunar:&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 35.4pt;"&gt;“Bundan hemen hemen tam 1.600 yıl önce Roma İmparatorluğunda da tehlikeli bir devrimci parti ortalığı kasıp kavuruyordu. Bu parti, dini ve devletin bütün temellerini baltalıyordu. İmparatorun iradesinin en yüce yasa olduğunu açıkça reddediyordu. Vatansızdı, enternasyonaldi, Galya'dan Asya'ya kadar bütün imparatorluk yüzeyinde yayılıyor, imparatorluğun sınırlarından ötelere taşıyordu. Bu parti, uzun zaman yeraltında gizli baltalama eyleminde bulunmuştu. Ama uzunca bir süreden beri gün ışığına çıkacak kadar güçlü olduğuna inanıyordu. Hıristiyan adı altında tanınan bu devrimci parti orduda da güçlü bir biçimde temsil ediliyordu. Koskoca lejyonlar hıristiyandı. Putatapıcı ulusal dinin resmi törenlerine katılmaları emredildiğinde, devrimci askerler küstahlıklarını, zırhlı başlıklarına protesto ettiklerini belirten özel işaretler —haçlar— takmaya kadar vardırıyorlardı. Üstlerinin kışlalarda adet halini alan hır çıkarmaları da bir işe yaramıyordu. Ordusunda düzenin, emre uymanın ve disiplinin nasıl baltalandığını gören imparator Dioelétien artık daha fazla kendini tutamadı. Enerjik bir biçimde işe el koydu. Çünkü henüz vakit vardı. Sosyalistlere karşı bir yasa çıkardı, yani hıristiyanlara karşı bir yasa demek istiyorum. Devrimcilerin toplantıları yasaklandı. Lokalleri kapatıldı ya da yıkıldı, hıristiyan işaretleri, haç, vb., Saksonya'da kırmızı mendillerin yasaklandığı gibi yasaklandı. Hıristiyanlar devlet görevlerinde çalışamaz oldular, askerlikte onbaşı olma hakları bile yoktu. O dönemde, Bay Von Köller'in devrime karşı yasa tasarısının&lt;span class="dipnot"&gt;&lt;sup&gt; &lt;/sup&gt;&lt;/span&gt;varsaydığı biçimde "bireyin saygısını" uyandıran bugünkü kadar iyi eğitilmiş yargıçlar olmadığına göre, hıristiyanların mahkemelerden adalet arama hakları düpedüz yasaklanmıştı. Hıristiyanları ayrı tutan bu özel yasa da etkisiz kaldı. Hıristiyanlar, yazılı yasayı, duvarlardan alay ederek söküp attılar. Dahası var, söylendiğine göre, Nicomedie'de hıristiyanlar, imparatorun oturduğu sarayı ateşe verdiler. Bunun üzerine imparator, öcünü, MS 303 yılında hıristiyanlara karşı büyük kıyıma girişerek aldı. Bu bu cins kıyımların sonuncusu idi. Ve o kadar etkili oldu ki, onyedi yıl sonra ordunun büyük çoğunluğu hıristiyanlardan oluşuyordu ve Dioclétien'den sonra gelen ve papazların Büyük adını taktıkları Roma İmparatorluğunun yeni hükümdarı Konstantin, hıristiyanlığı devlet dini ilân ediyordu.”&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Dinin devrimci karakteri ancak “yeni bir din”, “eskisini yadsıyan bir din” olduğu sürece geçerli olabilmiştir. Din egemen konuma geldiğinde “devletin dini”, ”resmi din”, olduğunda tüm devrimci özelliklerini yitirir. Artık din, statükoyu muhafaza için basit bir araca dönüşür. Ortaçağ’da Hristiyanlığın geldiği durum ortada. Cennet’ten toprak satın alabilecek nitelikteki kitlelerin oluşturulduğu düşünülürse dinin ne derece bir muhafazakarlık aracı olduğu anlaşılabilir. Artık resmi din mücadele ettiği şeye dönüşmüştür. Hristiyanlık, putperest cehalete karşı mücadele etmiş fakat kendisini cehalet unsuru olmaktan koruyamamıştır. Dinin bu özelliği yapısal bir sorundur. Din toplumsal maddi ilişkileri olduğu gibi somut şekliyle algılamak yerine, ilahî, soyut ve bilinmezlik zemininde farklı bir süzgeçten geçirerek kitlelere önderlik eder. Hristiyanlık kendisini doğrudan kölecilik karşıtı, mevcut imparatorluk düzeni karşıtı şeklinde tanımlamamıştır. Hristiyanlığın öne sürdükleri, &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;ilahî düzen, genel ahlak kuralları gibi soyut kavramlar olduğundan din adamları tarafından başka somut ve maddi amaçlar için rahatça kullanılmıştır. Bu bakımdan sürekli art niyetli olarak öne sürülen “din kitlelerin afyonudur” önermesi doğrulanmış oluyor. Zaten Hristiyanlığın ve İslam’ın da karşı olduğu din (putperestlik) yeni düzene karşı yeterince uyuşturucu görevi görmüştü. “Kişi nasıl olur da atalarının dinini inkar eder”? İslama karşı söylenen de buydu. Şimdi müslümanlar aynı şeyi söylüyorlar. "Atalarımızın değerlerini sorgulayamayız".&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Din kitlelerin afyonudur&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Din kitlelerin afyonudur” sözü, dinin kitleleri hakları için mücadele etmekten alıkoyan, statükoyu korumak için kullanılan bir araç olduğunu anlatmak için kullanılır. Aslında bu sözü Marx daha farklı bir şeyi anlatmak için kullanıyordu. Lenin bu sözü bahsedilen anlamı ile kullanmıştır. Marx tam olarak şöyle demişti:&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;"Din ruhsuz bir dünyanın ruhu, ezilenlerin haykırışı, kapsiz bir dünyanın kalbidir. Din kitlelerin afyonudur. (ağrı kesici)"&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Burada dinin, açıklama getirme çabası, hayatı anlamlı kılma çabası ve güçlüklere dayanma gücü verdiği vurgulanıyor daha çok. Dünyanın sürekli cefasını çekenler bu anlamsızlığa karşı öte dünyadaki sefa ile hayatlarına anlam katıyorlar.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Lenin, daha çok dinin sorunları yok saymada bir araç olarak kullanılmasına dikkat çekmiştir.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;"Din, bütün yaşamı boyunca çalışan ve yokluk çekenlere, bu dünyada azla yetinmeyi, kısmete boyun eğmeyi, sabırlı olmayı ve öteki dünyada bir cennet umudunu sürdürmeyi öğretir. (...) Bu bakımdan din halkın afyonudur". (Lenin, Sosyalizm ve Din)&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sosyalizm Dinin Yasaklanmasını Savunur Mu?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Halkı sosyalizmden uzak tutmak isteyenler "sosyalizm gelecek din yasaklanacak" şeklinde bir propagandaya girişirler. Biraz araştırma yapsalar hiçbir komünist kaynakta böyle bir şey bulamayacakları gibi tam tersini söyleyen bir çok alıntı ile karşılaşacaklar. Bu, demagojik bir anit-komünist propagandadan başka bir şey değildir. Komünizmin dine karşı siyasi tavrı demokrasi ve laiklik çerçevesindedir. Çünkü komünizm dini devlet ve siyasal otorite açısından kişisel bir olgu olarak kabul eder. Dinin devlet ile ilişkisinin demokrasi ve laiklik açısından anlamı gayet basittir. Devlet (siyasi otorite) dine karışmaz, dini yönlendirmez, din de devlette mutlak hakim değildir. Herkes istediği dini seçmekte veya dinsiz olmakta özgürdür. Devlet hiçbir dini finanse etmez, devletin resmi dini yoktur. Dini hizmetler devlet tarafından değil, çeşitli dini cemaatler tarafından karşılanır. Dini eğitimi ailenin isteği ile dini gruplar tarafından verilir, devlet din eğitimi vermez.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;Her siyasal hareket gibi sosyalizmde de farklı akımlar vardır. Marksizm, sosyalizme ancak kitlesel işçi sınıfı devrimi ile ulaşılabileceğini savunmasına karşın, bazı sosyalist hareketler devrimin bir grup öncü devrimci tarafından darbe şeklinde, "tepeden inme" şekilde yapılmasını savunurlar. Bu tip bir "devrim" amaçlayan gruplar dinin, yasalarla yasaklanabileceğini ve ortadan kaldırılabileceğini düşünmüşlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Blankici sosyalistler şöyle diyorlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Komün, insanlığı, geçmiş sefaletin bu hayaletinden" (Tanrıdan), "bu davadan" (varolmayan Tanrı dava oluyor!) "mevcut sefaletlerinden ilelebet kurtaracaktır. — Komünde papazlara yer yoktur; her türlü dinsel gösteri, her türlü dinsel örgütlenme yasaklanmalıdır. " (parantez içindekiler Engels'e ait)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Engels şu şekilde cevap veriyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" İnsanları &lt;i&gt;par&lt;/i&gt; &lt;i&gt;ordre&lt;/i&gt; &lt;i&gt;du&lt;/i&gt; &lt;i&gt;muft&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;i&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;sup&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;a name="3" href="http://kurtuluscephesi.com/marks/blanki.html#nt3"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/sup&gt; (müftünün emri ile) tanrıtanımazlar haline getirmek yolundaki bu istem, Komünün iki üyesi tarafından imzalanmıştır; bunların iki şeyi keşfetmek için yeterli olanağa kesinlikle sahip bulunmaları gerekirdi: &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Birincisi, kâğıt üzerinde her şey buyurulabilir, ama bu onun uygulanacağı anlamına gelmez; ikincisi, arzulanmayan inançları güçlendirmenin en emin yolu baskıdır&lt;/span&gt;; şu kadarı kesin: Tanrıya bugün hâlâ yapilabilecek en büyük hizmet, tanrıtanımazlığı zorunlu bir dogma yapmak ve dini genel olarak yasaklayarak Bismarck'ın anti-klerikal &lt;i&gt;Kulturkampf&lt;/i&gt;'ını (Kültür Savaşı) da geçmektir. "&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Not: Bismarck Almanya'da Türkiye'deki 'devrim'e benzer bir devrim yapmıştır. Kulturkampf adını verdiği kültür savaşı ile halkın dini yaşayışlarına otoriter müdahalelerde bulunmuştur.&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1936 Rus Sovyet anayasasından bir madde:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;blockquote&gt;MADDE 124. Yurttaşların vicdan özgürlüğünü güvence altına almak için, SSCB'de kilise devletten ve okuldan ayrılmıştır. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Dini ibadet özgürlüğü&lt;/span&gt; ve dinsizlik propagandası özgürlüğü tüm yurttaşlara tanınmıştır.&lt;/blockquote&gt;Elbetteki uygulamada bunun ne kadarı etkili orası tartışılır. Stalin'in başta Kızılordu Başkumandan'ı Troçki olmaz üzere bolşevik kadroyu tasfiye ettiği biliniyor. Dünyadan soyutlanmış tek ve üstelik üretici güçler bakımından geri bir ülkede sosyalizmi kurduğunu iddia ederek Marksizmi tahrif eden Stalin dönemindeki anayasa maddesinde bile dinin yasaklanması değil, aksine dini ibadet özgürlüğü vardır. Buna benzer bir madde TC anayasasında bile yok. Ancak dinciler şuanki durumu sosyalizme bin kere tercih ediyorlar, ilginç bir durum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lenin dönemindeki 1918 anayasasında daha ilginç bir madde ile karşılaşıyoruz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;"İşçilere gerçek vicdan özgürlüğünün sağlanması maksadıyla din ile devlet işleri birbirinden ayrılmış, buna baralel olarak eğitim de kiliseden ayrılmıştır. Dinî ve din karşıtı propaganda yapma hakkı tüm vatandaşların en doğal hakkıdır" (13. madde)&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Eminim bu anayasa maddesini istemeyecek olan dinciler olacaktır. Sosyalistleri din ve vicdan özgürlüğünü sınırlamakla suçlayanlar, din karşıtı propaganda özgürlüğünü, dine inanmama özgürlüğünü ne kadar savunuyorlar acaba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sosyalizm ve Din&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Sosyalizm kavramı genel olarak anti-kapitalist düşünce ve hareketleri içerir. Sosyalizmden bahsedebilmek için kapitalizmin olması gerekir. Mevcut büyük dinler kapitalizmden çok önceleri ortaya çıktığından "sosyalizm mi yoksa kapitalizm mi dine daha uygundur" gibi tartışmalar pek de anlamlı değildir. Kendi tarihsel koşulları içinde doğan bir dinin çok sonraki tarihlere ilişkin tartışmalara yönelik doğrudan ve kesin yargılar içermesi mümkün değildir.&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; &lt;/span&gt;Bu yüzden din açısından sosyalizm kişisel bir mesele olarak kalmaya mahkumdur. Nasıl ki milliyetçi, liberal vb. hristiyan, müslüman olabilirse sosyalist hristiyan ve müslüman da olabilir. Sosyalizm açsından da din kişisel bir olgudur. Hangi inançtan ve dinden olursa olsun işçi sınıfı kapitalizme karşı birlikte mücadele edebilir ve etmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel olarak din için sosyalizm kişisel bir tercih olmakla birlikte "islamcılık ve sosyalizm" ilişkisi başka bir yazıda incelenebilir.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-1111442733968989103?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/1111442733968989103/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=1111442733968989103' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/1111442733968989103'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/1111442733968989103'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2007/12/din-devrim-sosyalizm.html' title='Din, Devrim, Sosyalizm'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-1560278011927600950</id><published>2008-01-07T14:54:00.000+02:00</published><updated>2008-01-07T14:58:05.899+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kürt sorunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='milliyetçilik'/><title type='text'>Pkk'ya küfretmek sorunun çözümüne katkı sağlamaz</title><content type='html'>Türkiye'de kimilerinin terör sorunu, kimilerinin de güneydoğu sorunu dediği bir sorun var. Olaya terör sorunu diyenler bazı "gözü dönmüş canilerin" dış güçlerin maşalığına soyunması ile şiddet kullanıp Türkiye'yi güçsüz düşürmeye çalıştığını söylüyorlar. Sorunun adını güneydoğu sorunu olarak koyanlar ise bizim de "ufak tefek" hatalar yaptığımızı kabul ediyorlar. Tabi bu hataları yalnızca ekonomik olarak görüyorlar. "Güneydoğu'yu ihmal ettik, işsiz ve aç kitleler terör örgütünün kucağına itildi".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak gerçeklik daha başkadır. İşsizlik ve yoksulluk yalnızca 'Güneydoğu'da yok. Karadenizde, İç Anadolu'da da benzer tablo var. Kaldı ki "terör örgütü" işsizlik ve yoksulluk üzerinden değil, kürt kimliği üzerinden propaganda yapıyor. 'Terörist'ler arasında sadece işsizler ve yoksullar yok. Üniversite mezunları, doktorlar falan da var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürt sorunu, kürt halkının yok sayılması ve kürt dilinin yasaklanmasından kaynaklı bir sorundur. Kürt diye bir şey yoktur, kürtler dağ türküdür, karda yürürken kart kurt sesleri çıkardıkları için bunlara kürt denilmiştir gibi efsaneler bile üretilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kürt sorununun varlığını kabul edenler hatta sorunun çözümüne ciddi demokratik çözüm önerileri getirenler yine de pkk'ya küfretmeden, hain, bölücü, terörist vb. şeyleri söylemeden edemiyorlar. Pkk'nın "kürt kardeşlerimizin"&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; asla&lt;/span&gt; temsilcisi olamayacağını söylüyorlar. Kürt sorununun  varlığını kabul edenler kürt halkının ezildiğini, demokratik haklarının gaspedildğini bilmelerine karşın her nedense kürtlerin bu durum karşısında isyan etmelerinin doğal olduğunu bir türlü kavrayamıyorlar. Kürtler melek değildir, kürtler de isyan eder, kürtler de silah kullanır, silahlı bir örgüte sempati ile bakabilirler. Kürt sorununda pkk'yı çözümün dışına itmek kürtlerin isyan ettiği gerçeğini görmemek olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendini asla milliyetçi olarak addetmeyen bazı kesimler (sosyalit, liberal ve islamcılar) pkk'ya söverek ama ne olduğunu anlamaya çabalamayarak milliyetçiliğe düşüyorlar. Bu "hümanist" kesimler silahla çözümün olmayacağından hareketle böyle bir tavır içine girdiklerini söylüyorlar. Ancak bu kesimler silahı her ne şekilde olursa olsun reddetmiyorlar. Silah ancak kürtlük için kullanılırsa kötü oluyor bunlar için. Sözgelimi "vatanı böldürmemek" için silah kullanmak iyidir ancak "vatanı bölmek" için silah kullanmak kötüdür. Böylece anlıyoruz ki pkk'ya&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; yalnızca&lt;/span&gt; küfretmek, sorunun çözülebilmesi için asla muhatap almamak insanî duygulardan değil siyasi önyargılardan ve türklüğün kürtlükten üstün olduğu gibi milliyetçi bir önyargıdan kaynaklanıyor. Eğer silah her ne koşulda olursa olsun kötü ise, kimin ne için kullandığından bağımsız olarak her silahlı örgüte aynı şekilde yaklaşmak gerekir. Sosyalistler için "eli silahlı" Che Guevara, terörist bir hain değil devrimci bir &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;gerilla&lt;/span&gt;dır. İslamcılar için Hamas sivillleri öldüren terörist ve insanlık düşmanları değil, bağımsızlık mücadelesi veren &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;mücahid&lt;/span&gt;lerdir. Ancak konu pkk'ya gelince onlar terörist ve hatta haindirler. Bu tavır pkk'nın "nasıl" (silahlı) olduğu ile ilgili değil "ne için" (kürtlük için) olduğu ile doğrudan ilgilidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her konuda olduğu gibi pkk konusunda da soğukkanlı, akılcı ve mantıklı olunmalıdır. Pkk konusunda aklımızı yitirip sadece küfrederek çözüme bir katkı sağlayamayız. Kürtlerin bir kısmı için pkk bizim düşündüğümüz şey değildir. Başımızı kuma sokarak, aslında kürtler pkk'ya sempatik bakmıyor diyerek ancak kendimizi kandırırız. Çözüm önerimiz pkk'ya sempatik bakan ve bakmayan tüm kürtleri kapsamadıkça gerçek bir çözüm önerisi olamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=yNLGJdz-QwQ&amp;amp;NR=1"&gt;video - 1&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=eHBAPDgb3HQ&amp;amp;feature=user"&gt;video - 2&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=NQU9cjBLTUE&amp;amp;feature=related"&gt;video - 3&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-1560278011927600950?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/1560278011927600950/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=1560278011927600950' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/1560278011927600950'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/1560278011927600950'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2008/01/pkkya-kfretmek-sorunun-zmne-katk.html' title='Pkk&apos;ya küfretmek sorunun çözümüne katkı sağlamaz'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-8880387860095036484</id><published>2007-12-24T14:37:00.000+02:00</published><updated>2007-12-24T15:27:35.223+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kapitalizm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sınıf çelişkisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyalizm'/><title type='text'>Özel Mülkiyet ve Emek Sömürüsü</title><content type='html'>Basit olacak ama, özel mülkiyetin emek sömürüsüne yol açtığını çok kullanılan ıssız bir ada hikayesi ile açıklamaya çalışalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyelim ki ıssız bir adaya düştünüz. Yaşamınızı devam ettirebilmek için "üretim faaliyeti"nde bulunmanız gerekir. Yani "emek" ile hammaddeleri ürüne dönüştürmelisiniz. Ağaçlardan, taşlardan kendinize bir ev yaptınız, bazı hayvanların etinden, sütünden yününden yaralanmak için hayvan barınağı inşa ettiniz, adanın uzak kısımlarından topladığınız tohumlarla uğraşıp dininip bir tarla bile yaptınız. Sonuçta emeğiniz ile çeşitli ürünler ürettiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir süre sonra birisi çıkageldi, dedi ki:&lt;br /&gt;"&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ben bu adanın mülkiyetine sahibim, işte bu yüzden bana ürettiğin ürünlerinin bir kısmını vermelisin&lt;/span&gt;." Siz itiraz ettiniz:&lt;br /&gt;"&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ama bunları ben kendi  emeğim ile ürettim&lt;/span&gt;." 'Adanın sahibinin' cevabı hazır:&lt;br /&gt;"&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ama benim adamdaki ağaçlarla, toprakla, taşlarla ve hayvanlarla, işte bu yüzden ürettiklerinin bir kısmını bana vereceksin&lt;/span&gt;."  Şimdi bu emek sömürüsü değil mi? Sizin emeğinizin ürünlerinin bir kısmını, bir başkası adanın sahibi benim diye alıp gidiyor. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Allah'ın adasını, taşını, hayvanını (kısaca üretim araçlarını) sen mi yarattın, nereden senin oluyormuş&lt;/span&gt;" diye sormak aklımıza gelebilir. Ancak sınıflı toplumlarda sınıfların varlığı ve üretim ve mülkiyet ilişkileri sorgulanamaz bir hal alır. Marx'ın dediği gibi sınıflı toplumlarda egemen olan fikirler egemen sınıfların fikirleridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte yukarıdaki 'ada örneği'ndeki durum feodal üretim tarzında her gün yaşanan bir şeydi. Temel üretim aracı olan toprağın mülkiyetine sahip olan aristokrat sınıf (toprak ağaları), serf denilen topraksız köylülerin emekleri ile ürettiklerinin bir kısmına el koyuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa'da feodalizm yaşanırken Asya'da başka bir üretim tarzı egemendi. Marx'ın asyatik üretim tarzı denen bu sistemde toprağın özel mülkiyeti yerine devlet mülkiyeti vardı. Ancak devletin de sahipleri vardı. Despotik devlet, tıpkı aristokratlar gibi köylülerin ürettikleri ürünlerin bir kısmına el koyuyordu. Ancak devlet diye bir tüketim öznesi olmadığından, devletin sahipleri yani devletlû sınıf üretime katkı yapmadan üretimden pay alıyordu. Anadolu'daki türkmen aşiretlerinin dediği gibi:&lt;br /&gt;"&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ekende yok, biçende yok; yiyende ortak Osmanlı&lt;/span&gt;"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köleci toplumdaki emek sömürüsü de özel mülkiyete dayanıyordu. Ancak burada mülk olan yani bir 'eşya' olarak kabul edilen şey, insandı.  Efendiler, kölelerinin sahibiydi. Doğal olarak kölelerin ürettikleri tüm ürünler bizzat kölenin sahibi olan efendinindi. Tabiki kölenin yaşamını devam ettirmesi için gereken kısım, efendinin belirlediği kadarı ile köleye geri dönüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapitalizmde yine özel mülkiyete dayalı bir emek sömürüsü yaşanıyor. Burada bahsedilen 'özel mülkiyet' liberallerin sürekli çarpıttıkları gibi kişisel kullanım için örneğin kişisel ayakkabı, ev, araba vs. değil üretim araçları için bahsedilen özel mülkiyettir. Yani fabrikaların, makinaların, büroların, toprağın, taşın, demirin, madenlerin özel mülkiyeti. Kapitalizmde çalışan sınıf işçi sınıfı veya proletaryadır. İşçi sınıfının emeği ile ürettikleri kendisinin değil, kullandığı üretim aracına sahip olan kapitalistindir. (sermayedarın, patronun) Örneğin bir ayakkabı fabrikasında çalışan işçi ürettikleri ayakkabılar üzerinde hiçbir tasarruf hakkına sahip değildir. Artık o ayakkabılar patronun malıdır. Patron ayakkabıları satar, çeşitli hammadde giderlerinden (deri, iplik ve işçinin ücreti ile diğer giderler) kalan para patronun kârıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşçi emeğinin ürettiğinin tam karşılığını almaz. Yani işçi örneğin 10 ayakkabı üretecek kadar emek harcamışsa 10 ayakkabı parası almaz. Çünkü o zaman derinin, fabrikanın ve diğer üretim araçlarının sahibi olan patrona bir şey kalmaz. Halbuki patron kâr elde etmek için üretim yaptırıyor. İşçi iyi veya kötü bir ücret alır, ancak emek ile üretime katkı yaptığı için değil de özel mülkün sahibi olduğu için üretimden pay alan bir patronu varsa, o işçinin emeği sömürülüyor demektir. Tıpkı ıssız adadaki hayali üreticinin emeğinin sömürülmesi gibi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-8880387860095036484?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/8880387860095036484/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=8880387860095036484' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/8880387860095036484'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/8880387860095036484'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2007/12/zel-mlkiyet-ve-emek-smrs.html' title='Özel Mülkiyet ve Emek Sömürüsü'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-2537118394904295973</id><published>2007-12-13T15:09:00.000+02:00</published><updated>2007-12-13T23:48:23.538+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kürt sorunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='milliyetçilik'/><title type='text'>DTP Kürtleri Temsil Etmiyormuş</title><content type='html'>Zaman gazetesinin &lt;a href="http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=611702"&gt;haberine&lt;/a&gt; göre Güneydoğu'da yapılan bir ankette DTP'nin kürtleri temsil etmediği ortaya çıkmış. Anketin tüm olumsuzluklarını bir kenara bırakalım ve bu sonuçların genel eğilime yakın olduğunu kabul ederek inceleyelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haberin ilk cümlesi şöyle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;"&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Güneydoğu'da yapılan anket çalışması DTP'nin Kürtleri temsil etmediğini ortaya koydu. Araştırmaya katılanların yüzde 45'i 'DTP bizi temsil etmiyor' derken, yüzde 52'si 'parti PKK'yı terör örgütü ilan etmeli' görüşünde.&lt;/span&gt;"&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu traji-komedi karşısında aklıma Baykal'ın halkın %53'ü (100-47) AKP karşıtı sözü geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rakamlara bakalım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soru: &lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;DTP'nin kürtleri temsil ettiğini düşünüyor musunuz?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;evet&lt;/span&gt;: %38.6&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;yeterli değil&lt;/span&gt;: %10.2&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;hayır&lt;/span&gt;: %35.1&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;fikrim yok&lt;/span&gt;: %16&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2002 seçimlerinde AKP'nin tek başına iktidar olması için %34 oy yetiyor da DTP'nin kürtlerin bir temsilcisi olması için %38 "evet"ve %10 "kısmen evet" cevabı yetmiyor. El-insaf! Üstelik bu ankete cevap verenlerin hepsi kürt değil.  Aynı ankette evde hangi dili konuşuyorsunuz diye bir soru var ve %13 Arapça diyenlerin oranı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine ankette bir çarpıklık daha var. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Operasyon'da Barzani hedef alınmalı mı&lt;/span&gt; diye bir soru var ve cevapların yüzdeleri aşağıdaki gibi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;evet: 65.8&lt;br /&gt;hayır: 17.2&lt;br /&gt;fikrim yok: 17&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada belli ki "operasyon yapılmalı" diyenlere ayrıca Barzani de hedef alınmalı mı diye sorulmuş.  Ancak sorunun nasıl sorulduğu haberde belirtilmemiş. Kürtlerin Barzanî'nin hedef alınmasını desteklemelerine inanmak pek mümkün değil. Bir milliyetçi türk için Barzani aslında olmayan kürtlerin aslında olmayan sözde Kürdistan sözde federe sözde bölgesinin sözde başkanı olabilir, ama aklı başında bir demokrat türk veya bir kürt için komşu Irak devletinin anayasal meşru kürt bölgesel yönetiminin başkanıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;blockquote&gt;PKK terörünü önlemek için Kuzey Irak'a yapılacak bir askeri operasyona bölge halkı "evet" dedi. "Türkiye Kuzey Irak'a bir operasyon düzenlemeli midir?" sorusuna verilen cevaplar içinde ilk sırayı yüzde 51.5 ile "evet, düzenlemelidir" seçeneği aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;/span&gt;Demek ki bölge halkının yaklaşık yarısının evet, diğer yarısının da hayır demesi evet anlamına geliyormuş. %48.5'in ne dediği önemsenmeksizin %1.5'lik bir fark "bölge halkının" ne dediğini ortaya koymaya yetiyormuş. Sırf bu %1.5'lik farka dayanarak iddialı başlıklar atabilir ve başımızı kuma sokup gerçekleri görmemeye devam edebilirmişiz.       &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_____________________&lt;br /&gt;Bkz: &lt;a href="http://demokrasidemokrasi.blogspot.com/2007/12/oyunu-ogrenmeden-hilesini-ogrenmek.html"&gt;Oyunu öğrenmeden hilesini öğrenmek&lt;/a&gt; / Haydar Eren&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7025376296805441580-2537118394904295973?l=proletarya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://proletarya.blogspot.com/feeds/2537118394904295973/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7025376296805441580&amp;postID=2537118394904295973' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/2537118394904295973'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7025376296805441580/posts/default/2537118394904295973'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://proletarya.blogspot.com/2007/12/dtp-krtleri-temsil-etmiyormu.html' title='DTP Kürtleri Temsil Etmiyormuş'/><author><name>enternasyonal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07586614994245015062</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7025376296805441580.post-4291162091285768063</id><published>2007-12-11T21:30:00.000+02:00</published><updated>2007-12-16T15:04:07.236+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kürt sorunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyalizm'/><title type='text'>Kürt Sorununa Çözüm Ortadoğu Federasyonu Mu?</title><content type='html'>Kürt sorunu, Bask; Çeçenistan; İrlanda ve hatta Filistin sorunundan bile karmaşık bir sorundur. Öncelikle kürt sorununun yalnızca Türkiye'yi ilgilendirmediğini ve giderek bir Ortadoğu sorunu olmaya başladığını belirtelim. Özellikle Irak'da Saddam'ın devrilişi ile beraber Kürdistan federe bölgesinin daha fazla otonomi kazanabilecek koşulların oluşması ile kürt sorunu Ortadoğu sorununa dönüşmeye başlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürt sorunu yalnızca son 30 yılın sorunu değildir. Asıl olarak Osmanı'nın parçalanması ile ortaya çıkan ulusal bir sorundur. Osmanlı'da aslî unsurun bir parçası sayılan kürd halkı Osmanlı'nın  parçalanması ile dört ayrı devletin vatandaşları oldular.  Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı'nın mirasçısı olarak aslî unsuru belirlemek için önceleri müslim / gayr-i müslim yöntemini kendine seçti. Buna göre yeni kurulan Cumhuriyet türk, kürd, laz, çerkez, arab ve diğer müslüman unsurların devleti idi. Çünkü "millî mücadele"nin yeni bir devlet ve rejim oluşturmak için değil, 'Devlet-i Âliye-yi Osmaniye'yi kurtarmak amacı ile yapıldığı söylendi.  Ancak yeni devlet Osmanlı'nın devamı değil bir ulus devlet modeli üzerine kuruldu. Aslî unsur türk ulusu seçildi. Azınlık
